Hapı yuttuk mu?!

Hapı yuttuk mu?!


Prof. Büyükusta diyor ki, “Bu nasıl oluyor, 80 milyonluk Türkiye, 1,5 milyarlık Çin’den daha fazla kimyasal ilaç kullanıyor!” Evet, “bu ifrid’den sualin kılını çekmez akıl”.

 

Hani sadece sağlık için para kaybetmiş olmuyoruz. Bu şekilde insanımızı sağlık diye zehirliyoruz. Çünkü kimyasal ilaçlar doğru bir şekilde kullanılmaması durumunda zarar verir. İlaçların kendi aralarındaki etkileşimi, ilaç-gıda etkileşimi, ilaç-çevre etkileşimi, hepsi sorun.

 

Bir 3. sorun; bu kimyasal ilaçların bazıları hastalığını tedavi etmiyor, bağımlı hale getiriyor. 

 

4. sorun, zorunlu olmadıkça, mesela bu ilaçlar yerine geleneksel, alternatif, bitkisel tedavi yöntemleri kullanılabilir. Daha etkili, daha ekonomik, daha kolay. Etken madde belli olduktan sonra, o etken maddeyi ihtiva eden gıdayı alınca sorun çözülüyorsa, neden konsantre, rafine, kimyasal olanı tercih ediyoruz ki! Kıkırdak dokuyu onarmak için kılçığı ile hamsi yemek ya da ayak paça, kelle paça içmek bu işi görüyorsa, bunu tavsiye etmek niye ayıp olsun. Ya da birçok vitamini mevsim sebze ve meyvelerinden alabiliriz.

 

Bunu şu CoVID sürecinde, bir kez daha yakından gördük. Bizim kafasını FDA, DSÖ’ye kiralamış Prof.larımız, “Kolonya” dedi ama “Kekik suyu” demeye uyandılar!.. Bir yıl geçti, daha yeni yeni, ayıp ya hu! Allah bize “Sığla” ağacı vermiş, reçinesi bütün yaralara şifa, ama maalesef kimin umurunda.

 

Dünyanın bitkisel droglar açısından en zengin ülkelerinin başında geliyoruz. Ama halimiz bu!

 

Doktoru bu kafayla, eczacısı, ziraatçısı, veterineri bu kafayla eğitiliyor üniversitelerimizde. Siyasetçisi, bürokratı böyle. Sermaye sahibi, üretmek yerine alıp satmayı tercih ediyor. Yazık, ayıp, günah ya hu!

 

Bu işte vebali olanlar, öbür dünyada bu global ilaç sanayicileri ile birlikte haşrolacaklar. FDA, DSÖ, FAO’cuların gittikleri yere gidecekler. Kim kimin yardımcısı ise onlarla birlikte olacaklar. Onlar onların Ensar’larıdır! Makam ve 3 kuruşluk menfaatleri uğruna davalarını satan bu adamlardan ne hayır beklenir. Bir de bu bozguncular, aramızda “ıslah edicileriz” diye dolaşıyorlar. Bu dünyada kimlerle beraberseniz, öbür dünyada onlarla beraber olacaksınız. Kapalı kapılar arkasında konuştuklarınızı gören, duyan, bilen, hüküm sahibi bir Allah var. 

 

Bize hapı yutturdular. Zehirledikleri yetmiyormuş gibi, şimdi mRNA aşıları ile kökümüze kibrit suyu dökmeye hazırlanıyorlar sanki. O “m” neydi? “Messenger”. Yani “Haberci”, yani “Resul” demek. Ona ne yüklerseniz, sizin bedeninize o mesajı iletecek. Böyle bir “ifsad” kapısı açıyorlar. Hitler’in “Üstün insan” simyası gerçekleşiyor bu şekilde. Bu teknolojiyi sadece aşıda değil, yarın gıdada, başka ilaçlarda da kullanacaklar. Ve biz ilk kullanıcılardan biri olmak için hemen sıraya girdik. Türk-filan derken, işin içinden Bill Gates çıktı, kötü kokular gelmeye başladı ama bizim ayran gönüllü siyasetçi, bürokrat, iş adamlarımız kolları sıvadı bile. Onlar da bizi çok seviyorlar. Zaten bir Türk etiketi var. Bir de malzemeyi İstanbul’a getirip burada etiketlerlerse, Türk dünyasına, İslam dünyasına bu aşıyı daha kolay yükleyebilirler. İcabında o “Messenger”in “mesajı”nı bize özel de yapabilirler. (!?) Oooh ne rahat, yan-gel-de-yaaat!

 

Yahu Türk vatandaşları bulmamış bu mRNA teknolojisini. Bu teknolojiyi CoVID aşısına uygulamışlar. Tabi siz bu “komplo”lara inanmayacak kadar akıllısınız. Ne yani FDA’ya, DSÖ’ye inanmayacaksınız da, birilerine mi inanacaksınız. Devletimiz bu işi bilmiyor da, birileri mi biliyor!? Değil mi efem!.. Yine de siz bilirsiniz, buyurun, afiyet olsun. Ne diyebiliriz, kellim kellim la yenfağ! Durmak yok, yola devam!..

 

Hele durun daha size chip takacağız!?. “Kurbağa haşlaması” gibi. İlk adım HES’di. “Hayat eve sığar”mış! Sonra HES kodu! Bir adım sonrası chipli kolye ya da bileklik. Ardından deri altına chip. Köpeklerin ve atların başına gelen bizim de başımıza gelecek! Ve ardından gelsin “Global Health Pass.” Kolay yutmamız için “Türk dünyası” ve “İslam dünyası” için özel “ay yıldızlı”, hatta içinde ayet, hadis yazan Pass.lar bile hazırlayabilirler. “Bizim işadamları” da şimdiden bu iş için kolları sıvamış olmalı. Bu pastadan pay alabilirlerse, bir cami yaptırıp günahtan kurtulmayı uman, hatta bu işin fetvasını da bir şekilde almış bekleyen birileri beklemekte olsalar gerek.

 

Geçen gün Ankara’dan gelirken baktım arabanın ön camında hiç sinek ölüsü yok. Yazın da böyleydi. Zirai ilaçlar, zehirli gazlar, böcek mi bıraktı ki. Sanki onlar hayvan değil. Sanki onlar bir hikmet üzerine yaratılmadı!? Sıra kuşlara, arılara geldi zaten. Her tarafı zehirliyoruz. Tabiatla savaşıyoruz. Hava, su, toprak kirlendi. Onlar bize muhtaç değil, biz onlara muhtacız. Onların başına gelen bizim de başımıza gelecek.

 

Bitkileri ve böcekleri yok eden zirai İLAÇ(!)’lar serbest ama bunları besleyen kenevir yasak! Havayı zehirleyen endüstriyel uçucu gazlar serbest, oksijen üreten kenevir yasak. Neymiş, esrar varmış. Peki, aseton ya da tiner uyuşturucu olarak da kullanılan, insan sağlığı için çok daha zararlı bu kimyasallar niye serbest. Ses yok. Yılda 10 milyar liralık yasak ekilmiş kenevir yakılarak imha ediliyor. Sadece dişisinin tepe filizini değil de, o gövdeyi, niye yakarsınız, hem de toprağı kavurarak, canlıları öldürerek, havayı dumana boğarak! Anlayacağınız taşları toprağa bağlamışlar, köpekleri sokağa sağlamışlar. Memleket manzarası bu.

 

Şimdi CoVID korku pandemisi ile herkes yarın deprem mi olacak, kuraklık olacak susuz mu kalacağız, ya bir de elektrikler kesilirse.. Sürekli korku üretiliyor. Bütün insanlık bu korku ile ev hapsine mahkûm edildi, ölüm gösterilip adeta, ne olduğu daha tam belli olmayan bir salgına karşı ne idüğü belli olmayan bir aşıya razı edilmeye çalışılıyor.

 

Ohh be! Arabamızın ön camı pırıl pırıl. Neydi o günler, ölü böceklerin kurumuş cesetlerini kazı kazı çıkmazdı!? Bir karikatürist bu olayı 3 karede anlatmış. 20 yıl önce arabalarımızın camlarında sinek ölüleri vardı. 10 yıl oldu artık arabalarımız tertemiz ve yakın gelecekte, sinek ölüleri gibi, arabalarımızın ön koltuklarında şoförler de olmayacak. İnsanlar eliyle insansız bir dünyanın temelleri atılıyor. Hem de, kendi sırtlarında kendi cehennemlerine odun taşıyan birileri tarafından.

Google+ WhatsApp