Halifesiz ümmet yetimdir

Halifesiz ümmet yetimdir


Hilafeti ilga etmiş, halifesini kaybetmiş ve terk-i cihad eylemiş İslâm ümmetinin topraklarını işgal ediyor harbi ve mürted müstevliler açıkça. Ümmetin esareti devam edecek dünya Müslümanları, Müslüman olmadıkça!

 

Halifesiz ümmet, çobansız kalmış sürüye dönüşür. Halifesiz ümmet, pusulasız kalmış gemiden farksızdır. Esen her rüzgâr ona yön verir. Mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor, halifesizlik ümmetin canını yakıyor. Öğretilmiş çaresizliğe alıştırılmış, maymunlaştırma hipnozuna maruz kalınmış bir ümmetin kurtuluşu, Allah’ın dinini bir bütün halinde tatbik eden, dâhili ve harici tehlikeler karşısında ümmete kalkan olan bir halifenin var olmasıyla mümkündür.

 

Müstekbirlerin karşısında müstaz’afların özlem duydukları otorite hilafet, şahsiyet ise halifedir. Müstaaz’afların müstekbirler karşısındaki feryadları, halifesizlikten yetim hale gelmiş yetim ümmetin feryadıdır.

 

“Size ne oluyor da, Allah yolunda ve “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost gönder, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran müstaz’afin/zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?” (Nisa Sûresi/75)

 

Halifenin görevi; hâkimiyet-i şer’iyyeyi hayatın bütün kademe ve karelerine yansıtmaktır. Hilafet; İslâm ümmetinin birliği ve dirliği demektir. Dirliği ve birliği olmayan bir ümmetin istikbali olmaz, varlığı devam etmez. Ümmeti bir arada tutacak olmazsa olmaz tek şey Hilafettir. Hilafeti öteleyenlerin ve kötüleyenlerin esaretlerinden şüphe edilmez.

 

Hz. Peygamber (sav) sünnetini ve siretini okuyan, sahabelerinin hayatlarına vakıf olan halifeyi ve hilafet makamını tanır. Peygamber ve sahabesinden habersiz yaşayan da oturduğu yerde kendini halife sanır!

 

Hilafetin ilgasından bu yana vicdanlar susuz kaldı, kıvranıyor çöllerde. Allah Kelâm’ı kayboldu mahkemelerde, mekteplerde. Hak, hukuk takılı kalmış kirli perdelerde!

 

Bir gaflet ki sorma halifelerini seçmeden Peygamberlerinin cenazesini kaldırmayan Müslümanlar asırlardır halifesiz yaşıyorlar. Acı da olsa itiraf etmek mecburiyetindeyiz boş kafataslarını, gururla taşıyorlar!

 

Hilafet; ütopya değil hakikattir. Halifesiz kalan bir ümmetin esarete düşmesi muhakkaktır. Halifeliğin kaldırılması Müslümanları başsız bırakmak içindi. Bu yüzden Lozan Antlaşması’nın gizli maddelerinden birisi de Halifeliğin kaldırılmasıdır. Hilafet kalkıncaya kadar Lozan’ı tasdik etmemişlerdi. Hilafet kaldırıldıktan sonra kabul ettiler. Hilafet olsaydı bugün bütün itilaflı konular ortadan kalkar ve toplumla ilgili en ufak mesele bile hallolacaktı. Bu meseleler hep Halifelikle ilgili bir meseledir. Şimdi adalet sağlanamıyorsa bu Hilafet boşluğundan kaynaklanıyor. Bunu gizlemenin, anlamamazlıktan gelmenin hiçbir anlamı yoktur.

 

Hilafetin başında bulunan halife mazlumların ve mahrumların, fakir ve fukaranın sığınma kalesidir. Halifesiz kalmış ümmet, lâ dini düzenlerin kölesidir.

 

Hilafet; ayrım gözetmeksizin mazlumları, mahrumları görme, gözetme, sahiplenip savunmadır. Hilafetin ilgasından bu yana mazlumlar, mahrumlar kimsesizdir. 

 

Hz. Ebu bekir (ra) zamanında yaşlı ve âmâ bir kadın vardı...bakımını üstlenmişti...

 

Yiyecek getirir ve elleriyle yedirirdi...

 

Hz. Ebu Bekir (ra) vefat edince gözleri görmeyen o yaşlı kadının bakımına Hz. Ömer (ra) devam etti...

 

Yaşlı kadına hurma ikram etti... 

 

Kadın: Arkadaşın öldü mü?

 

Hz. Ömer (ra): Nereden anladın?

 

Kadın: Getirdiğin hurmaların çekirdeklerini çıkarmamışsın da!

 

Hz. Ömer (ra) bir ah çekti...

 

Ebediyete irtihal ettiğin halde hizmette seni geçemedim ya Hz. Ebubekir diye gözyaşı döktü...

 

İslâm ümmeti;  “Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu, gelir de Adl-i İlahi sorar Ömer’den onu” diyen Hz. Ömer (ra)’in yolunda gitmedikçe yetimdir.

 

“Bir ihtiyar karı bî-kes kalır, Ömer mes’ul!

 

Yetîmi, girye-i hüsrân alır, Ömer mes’ul!

 

Bir âşiyân-ı sefâlet bakılmayıp göçse:

 

Ömer kalır yine altında, hiç değil kimse!

 

Zemîne gadr ile bir damla kan dökünce biri:

 

O damla bir koca girdâb olur boğar Ömer’i!

 

Ömer duyulmada her kalbin inkisârından;

 

Ömer koğulmada her mâtemin civârından!

 

Ömer halîfe iken başka kim çıkar mes’ul?

 

Ömer ne yapsın; İlâhî, beşer zalûm ü cehûl !

 

Ömer’den isteniyor beklenen Muhammed’den…

 

Ömer! Ömer! Nasıl aldın bu bârı sırtına sen?”

 

Hilafet; baştanbaşa mesuliyettir, ümmetin dertleriyle meşguliyettir. Halifesini kaybetmiş ümmetin hâl-i pür melali zillettir. Yoruldu halifesiz kalan ümmet denilen evrensel beden. Derttir, sırtımıza vurulan neden!

 

İslâm uleması tarafından Müslümanların bir gün dahi halifesiz kalmaları caiz kabul edilmemiştir. Halifesizliğe razı olmak, esarete razı olmaktır. Ümmet’in başında râşid, âdil, muttaki bir halife olmazsa, ümmet lafta, Kur’ân rafta kalır! 

Google+ WhatsApp