Hakikatler ile karşıtlar dünyası

Hakikatler ile karşıtlar dünyası


Her insan bulunduğu ortamı ve kendi dünyasını hakikati bilir, onun etrafında da bir yapı oluşturur. İnsanlığın hakikat ile karşıtı olan dünyalar arasında seyretmesi, var olması bir gerçeklik. Zaten hakikat aslıyla ve ruhuyla Hakk olandan sadır olur, yani doğar ve oluşur. Bir Müslüman için peygamberlere ve kitaplarına ve Sevgili Efendimiz ile var olan hakikattir. Allah’ın insanlığa peygamberleri vasıtasıyla sunduğu ve bağışladığı asıl hakikat.

 

İnsanın hayatına şeytanlar girdiğinden beri karşıtı olma ve sapmalara götüren de karşı hakikattir. O da bir gerçek. Hakk olan ve geçerli olmayan. Eski deyimle Hak ile batıl, geçersiz olan.

 

Her millet kendi hakikatinde direnir, onu genele uyarlamaya, uygulamaya bakar. Onların bulunduğu yanlışı ve kendimizin doğruları arasında bir hesaplaşma içinde oluruz.

 

İnsanlığın bunalımının nedenleri, kökenleri nelerdir, nerelerden meydana gelir? Bunların üzerinde durulmadıkça hakikate ulaşmada zorlanılır. Bunun çatışma ve çekişmeleri insanlık tarihi boyunca süregeliyor süre gidecektir de. Çünkü bu insanlık ve bu hayat devam ediyor. Peygamberlerin sorumluluk alanı bugün de var ve devam edecek.

 

Hıristiyanlığın temel sorunu bir İncil olmayışı. İnciller var ve bunlar birbirinden farklı. Genel anlamda hakiki olanı temsil etmiyor. Kilise ile kilise dışının çatışmaları da buradan kaynaklanıyor. Çelişkilerden ötürü bir türlü kendi gerçekliğini bulamıyor. Batı düşüncesinin etkisine kapılanların ve içinde bulundukları durumun bu Hıristiyani çelişkiyi yaşamaları. Onu akıl tartısına vurarak İslâm’ı ve Kur’an’ı o bakış açısıyla ele almaları. Kur’an tektir, bir başka Kur’an yoktur. Zoraki kimi çabaların hiçbir zaman da karşılığı olmamıştır.

 

Hakikat olgusunu asıl burada ele almak gerekiyor. Çünkü bir Kur’an ve bir hakikat var. Kur’an’ın insanlığa sundukları da budur. İslâm inancını ve hakikatini başkalarıyla eşitleme yanlışı günümüz oryantalist ruhunu taşıyanların başlıca başvuru yöntemi. Kur’an’ı tartışma konusu yapmak gibi. Kimi mucizeleri akıl tartısına vurma ve değerlendirme gibi. Zaten Kur’an bu yönüyle tartışılmaya başlandığı andan itibaren inkâra doğru yani hakikatin dışına taşmaya gidiliyor.

 

Müslümanların açmazları Batı ruhunun içinde kendilerini arıyor olmaları. Hakikat olmayan bir hakikatin içinde hakikati aramaları. Gündelik yaşamın, alışkanlıkların, kapitalist zihin dünyasının içinde kendilerini aramaları. Bu, salt kapitalizm değil Batı’dan gelen her düşünce akımı içinde kendilerine bir yer edinmeleri. Bunlar bunalımlar oluşturuyor, bir türlü içinden çıkılamıyor. Çatışmalar hakikatsizlikler arasında yaşanıyor ve kıyımlara neden olunuyor.

 

Ortamlar ve çevreler insanları doğal olarak etkiler. Bunlardan etkilenmemek için öncü olan isimlerin hakikatinde var olmak. Medeniyetimizin öncü isimlerinin her biri yüzyıllarında ve dönemlerinde parlayan yıldızlardırlar. Onlar dönemlerini aydınlatıcıları, yol göstericileri ve ufuk açıcılarıdırlar.

 

Kültür ve düşüncemizin öncülerinin hemen her biri bu anlamı içerir. Mevlana, Yunus Emre, Nasreddin Hoca, İmam Rabbanî, Muhyiddin İbn Arabi, Gazzali, İbn Rüşd ve daha niceleri. Bunların kimilerinin farklı tarzları olsa bile hakikatin farklı tezahürleridirler. Nasreddin Hoca’nın yüzyılları aşan o parlayıcı ışıkları hakikatin birer tecellisidir. Bizimdir ve bize aittir. Batı dünyasının toplamını bir arada düşünün ne bir Mevlana’ları ne bir Muhyiddin’leri ve Gazzalileri var. Onların ışığından günümüze olan ve ruhu taşıyan her bir öncünün döneminde ve döneminin koşullarında zamanın ve çağın içinde kendi dil ve üslupları ve tarzlarıyla vardırlar. Etkileri bir hâle gibi yansır.

 

Mehmed Âkif’ten Üstat Necip Fazıl’a, Bediüzzaman’dan Üstad Sezai Karakoç’a kadar olan düşünce hakikati hakikat düşüncesinin birer temsilcisidirler. Onlar da kendi zamanlarının hakikat aydınlatıcılarıdırlar. Bu da Allah’ın onlara bağışı ama bu bağış kendiliğinden olmuş değildir. Hakikat arayıcıları ve içinde var olucuları kendilerini onun içinde bulurlar.

Google+ WhatsApp