Hakikat terk etmez insanı

Hakikat terk etmez insanı


“Hepimizin içinde bir yalan makinesi var, farkında mıyız?” diye sordu kürsüdeki, “ne zaman yalan söylesek alarmı çalıyor ve biz onun sesini işitmemek için yalanımızı çok daha yüksek sesle söylemek zorunda kalıyoruz!”

Ne kadar yalana bulanırsak bulanalım, içimizde gerçeğe sadakatini yitirmeyen bir şey, bir yer var. En kötülükle dolu insanın bile içinde, nedamet duyduğunda arayıp bulabileceği bir iyilik sığınağı var. Bütün cepheler düşse, yalanın askerleri her yeri işgal etse de, insanın iç vatanında hakikatin düşmeyen bir kalesi var. Anlamla irtibatı çok zayıflasa, doğrulukla arası açılsa, yalanın karanlığı varlığının her yanını gölgelese de, hakikat adına her şeyi yeniden başlatacak tohum duruyor içimizde. O sebeple ki, ne kadar yalanla dolup taşsa da hayatı, hiç büsbütün hakikatsiz kalmıyor insan. Bu aynı zamanda hakikate ihanet noktasında bütün bahanelerin ortadan kalkması, bütün mazeretlerin geçersiz olması, bütün gerekçelerin gereğe karşı meşruiyetini yitirmesi demek! Hakikat insanı hiç bırakmıyor aslında, o hakikati her fırsatta bırakıyor olsa da.

“En büyük hatanız insan gözündeki manayı küçümsemeniz. Şunu anlayın, dil gizleyebilir hakikati, ama gözler asla! Ani bir soru yöneltiliyor size, irkilmiyorsunuz bile, bir saniyeliğine kendinize hakim oluyorsunuz ve hakikati gizlemek için ne söylenmesi gerektiğini biliyorsunuz ve oldukça ikna edici konuşuyorsunuz, yüzünüzde tek bir kas bile oynamıyor, ama ne yazık ki, soru yüzünden endişeye kapılan hakikat ruhunuzun dibinden bir anlığına gözlerinize fırlıyor ve her şey bitiyor” diyor Mihail Bulgakov, ‘Usta ve Margarita’da.

Bazı insanları söyledikleri yalan o kadar endişelendirir ki, telaşla ne yaptıklarını bilemez, elleri ayaklarına dolanır, dilleri düğümlenir, yalanlarını açık ederler. Onların yalanı içselleşmemiş yalandır, daha söylerken pişmanlık hissederler ve muhtemelen yalana hiç alışamazlar. Kimileri ise soğukkanlılıkla yalan söylerler yalanlarını. En önce kendilerini ikna etmiştir onlar yalana. Alışmışlardır onlar hakikate ihanet etmeye, yalanı sıradan bir şey gibi söylemeye. Sadece söyledikleri o yalan değil, yalan söyleme hali, yalanın her şeye sirayet eden kiri rahatsız etmez hiç onları. İçselleşmiş yalan işte bu... Ele geçirmiştir insanın her yerini. Yine de farkındadır onlar bile yalanla yaşamakta olduklarını, yalan üstüne bir dünya kurduklarını... Ve bir yerde, bir yerlerde yalan olmayan bir şeyler olduğunu... İşte bu, ne kadar derin bir kuyunun dibinde bile olsa hakikatin bilgisidir ve terk etmez asla hiçbir insanı.

Kendi yalanlarıyla kendi kendilerini kandıran insanlar, yalanı tercih eden insanlardır aslında. Son tahlilde onlar dahi kendilerini kandırdıkları o yalana, yalanlara inanmaz, onlarla yaşamayı tercih ederler. Bu şu demek, yalanının farkında olmayan kimse yoktur, kendini yalana, yalanlara teslim eden, rehin bırakan insanlar vardır. Hakikatin uzun, çileli yolunu yalınayak yürümektense, yalanın hiçbir yere gitmeyen dolmuşuna binmeyi seçenler vardır.

“Bönlükler, yanılgılar, günahlar, cimrilikler,/ İşleyip tenimize, kaplar ruhlarımızı,/Ve besleriz sevimli pişmanlıklarımızı,/ Kendi bitini nasıl beslerse dilenciler” diyor ‘Kötülük Çiçekleri’ kitabında, Charles Baudelaire.

“Yalanla yaşayan pek çok” dedi meczup, “ama bak bakalım hiç yalanla ölen var mı?”

Google+ WhatsApp