Hak merkezli kuruluşların misyonu neydi?

Hak merkezli kuruluşların misyonu neydi?


İnsanoğlu tarihin her döneminde şu iki şeye kuvvetle ihtiyaç duymuştur: Güvenlik ve sosyalize olabileceği bir ortam. Kişi ilk evvela hayatını tehdit edecek tehlikeleri ortadan kaldırıp, güvenli bir alan inşa ediyor ve diğerleri ile yakınlık kurarak müşterek bir yaşam alanı oluşturuyor. Bugün bireyler bu gereksinimlerini karşılarken teknolojinin avantajlarını kullanarak daha kısa ve etkin çözümler bulabileceklerine inanıyorlar ancak ne yazık ki konfor arttıkça sorunlar da artıyor ve insan insanın ürettiği tehlike ile başa çıkamaz hale geliyor.

 

Hak ihlalleri tarihin her döneminde hassas bireyleri harekete geçirmiş ve bu insanlar mevcut imkânlar ölçüsünde örgütlenerek zulmün karşısında yer almışlardır. Ve ne acıdır ki, insanın yaşadığı her yerde hak merkezli örgütler bir ihtiyaç haline gelmiştir. Akla karanın birbirine karıştığı dönemlerde ise hak kavramı zulmü icra edenler tarafından istismar edilmiş ve aslından uzaklaştırılmıştır. Nitekim bugün kapitalist küresel güçlerin yan kuruluşları gibi hareket eden BM, AB, NATO gibi kuruluşların adını yaptıkları yanlı açıklamalarla sık sık işitmişsinizdir fakat ne yazık ki bu kuruluşlar söylenenin aksine, sömürülen, yoksullaştırılan, hakları ihlal edilen halkların güvenliğini sağlamıyor, ezilenlerin yanında yer almıyor, taraf tutuyor ve sadece istatistikî veriler aktarmakla yetiniyor. Ezilen halkların sesi olmak için oluşturulan hak temelli kuruluşları ise ne yanımızda hissedebiliyoruz ne de seslerini duyabiliyoruz. Coğrafyamızda ağır hak ihlalleri vuku buluyor, toplumların yaşamsal kaynakları sömürülüyor, kutsal beldelerimiz bombalanıyor ancak ezilenlere nefesleri kadar yakın olması gereken bu kuruluşlar maalesef mazlum halklarla bir türlü buluşamıyor, onların sesi olamıyor. Afrika Birliği, Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi kuruluşlar öyle sanıyorum ki bir sus payı olarak destekleniyor ve bu vesile ile yeni bir hareketin, yeni bir oluşumun önüne set çekilmiş oluyor.

 

 

Coğrafyamızda bütün yaşamsal hakları ellerinden alınan ve çaresizliğin dibine vuran halklar kendilerine uzanacak bir el beklerken, İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği, Afrika Birliği gibi kuruluşlar hak ihlallerini kınama mesajları ile geçiştiriyorlar.

 

AB ve BM kadar delegelere sahip olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın kuruluşunda belirlenen hedef, üye ülkelerin güvenliğinin korunması, ekonomik ve ticari işbirliğinin güçlendirilmesi ve refahın sağlanması idi ancak bu hususta ne atılmış etkin bir adıma ne de verilmiş bir karara rastlayabiliyoruz… İslam toplumlarının yöneticileri de, hakların korunmasına yönelik oluşturulan kuruluşlar da yaşanan hak ihlallerini kınamakla geçiştiriyorlar, bu kabul edilir bir şey değil.

 

Afrika asırlardır hak ihlaline uğrayan insanların garip ve mazlum ülkesi. Ve bütün kaynakları Batılı güçler tarafından sömürülen coğrafyada bölgenin bağımsızlığını sağlamak ve toprak bütünlüğünü korumak amacıyla kurulan Afrika Birliği de tıpkı Arap Birliği gibi sesini yükseltemeyen cılız ve edilgen bir yapıya sahip. Rahmetli Erbakan Hocamın üzerinde kuvvetle durduğu D-8 ise rutin toplantıları ve açıklamaları ile sesini duyurmaya çalışıyor ancak yeterli değil. D-8’in hedefine ulaşabilmesi için çalışmalarını daha etkin ve daha kuşatıcı bir zemine taşıması ve hak ihlallerinin önlenmesi için gerekli olabilecek alt yapıyı hazırlaması gerekir.

 

Zulmün, özgürlük ve eşitlik kavramlarına sarılarak bütün dünyaya yayıldığı bir süreçte hak ihlallerini önlemek için oluşturulan bütün kurumlar bir araya gelip bir güç birliği oluşturmak ve adalete susayan halkları hakları ile buluşturmak zorundalar. D-8 bu konuda öncülük yapabilir ancak bunun için ihtiyaç olan güce ulaşması ve etkinliğini daha fazla hissettirip, gerektiğinde bedel ödemeyi göze alması gerekir.

Google+ WhatsApp