Hak etmeyeni övmek, kibre davetiye çıkarır

Hak etmeyeni övmek, kibre davetiye çıkarır


Ruh hekimleri çocuğun çabasını takdir edin ancak onun doğuştan getirdiği özelliklerini övmeyin, bunu yaptığınız takdirde narsizme zemin hazırlamış olursunuz diyorlar… Çocuğun çaba sarf etmeden elde ettiği imkânların öne çıkarılması ve övülmesi onu narsizme, faşizme ve kibre eğilimli hale getiriyor ve toplumun huzurunu bozacak sorunlar ortaya çıkıyor.

 

Fiziki özellikleri, yetenekleri, aile yapısı, soyu ve doğduğu coğrafya üzerinden değerlendirilen çocuk, Allah’ın bahşettiği bu imkânları kendinden bilip, diğerlerinden üstün olduğuna inanıyor ve kibri bir güç olarak algılıyor. Pompalanan faşizan söylemleri içselleştiren çocuk, gelecek yaşantısında insanları “biz ve öteki” olarak ayrıştırıyor ve kucaklayıcı bir anlayışa sahip olamıyor. Güne, “Ne mutlu Türk’üm diyene” söylemi ile başlayan kişilerin diğerlerine karşı kustukları şiddet ve nefretin toplumda bıraktığı ağır hasarları ve bunun nelere mal olduğunu bilirsiniz. Uzağımızda değil bir nefes kadar yakınımızda olan bu kimseler kimi zaman başörtülü istemiyoruz diye çıktılar ve büyük yıkımlara sebebiyet verdiler, kimi zaman Suriyeliler def olsun söylemleri ile öne çıktılar ve şiddeti tetiklediler, kimi zaman bizden olmayana hayat hakkı yok deyip ellerini kaldırdılar ve hayatlarını ürettikleri düşman üzerinden sürdürmeye çalıştılar. İnanıyoruz ki her çocuk dünyaya geldiğinde temiz ve masumdur ancak ailenin ve çevrenin etkileri ile şiddete ve nefrete eğilimli hale gelir.

 

Bilirsiniz ebeveynler bir araya geldiklerinde çocuklarının akademik başarılarını, fiziki özelliklerini ve yeteneklerini yücelterek öne çıkarır ve onların diğer çocuklardan daha zeki ve daha güzel olduklarını ifade ederler. Anne-babanın bu ifadelerine tanık olan çocuklar ise arkadaşları ile bir araya geldiklerinde ayrıştırıcı bir yaklaşım sergilerler. Aile ve sosyal çevrenin pompaladığı bu çarpık yaklaşımdan etkilenen çocuklar fıtratlarında mevcut olan özden uzaklaşır ve olaylara biz ve ötekiler algısı ile yaklaşmaya başlarlar.

 

Üstün ırka sahip olduklarına inanan faşistler, kendileriyle aynı etnik yapıya ve aynı ekonomik ve ailesel imkânlara sahip olmayanları atıl varlıklar olarak değerlendirir ve rencide eder, cezalandırmak isterler. Zira bu kimseler kucaklayıcı bir anlayıştan uzaktırlar, olayları biz ve ötekiler ekseninden değerlendirir ve kendilerinin sahip oldukları haklara ötekilerin sahip olmadığına inanırlar. Fiziki özelliklerimizi, ebeveynlerimizi, ait olduğumuz ülkeyi ve etnik yapıyı seçme hakkımız yoktur oysa… Fakat bakış açımızı ve yaşam tarzımızı değiştirme şansımız her zaman vardır ve bu şansı kullanarak erdemli bir hayatı seçebiliriz.

 

Yüce dinimiz insanı tutunduğu değerler ve yaptığı hayır hasenatları üzerinden değerlendirir ve onun hak temelli çabalarını ödüllendirir. Üstünlüğün ancak takva ile mümkün olabileceğini bildiren dinimiz insanın erdemli davranışlarını över ve onu iyiliğe teşvik eder. Nitekim fiziki özelliklerimiz, aile efradımız, doğduğumuz coğrafya ve sahip olduğumuz maddi imkânlar her birimiz için bir sınav aracıdır ve payımıza düşeni alır, mülkün sahibine şükrederiz. Kimimiz Afrika’nın, kimimiz Asya’nın kimimiz doğunun kimimiz ise batının çocuklarıyızdır ve farklılıkları bir tarafa bırakıp insanlıkta birleşiriz. Aslolan budur, aslolan insanlıkta birleşebilmektir.

 

Rabbimiz varlık âlemini sarsılmaz bir ahenge ve adalet üzerine kurmuştur. Bu düzenin bir parçası olan insanın kendisini sahip olduğu maddi imkânlar üzerinden değerlendirip üstün olduğuna inanması, her şeyden önce Allah’ın adalet sistemine aykırıdır dolayısıyla kişinin duygu ve düşüncelerindeki dengeyi bozarak şiddete zemin hazırlamaktadır.

 

Anne-babalar çocuğun olumlu davranışlarını takdir etmeli ve bunu bir motivasyon aracı olarak görmelidirler. Ancak bunu yaparken son derece hassas davranmalı ve onu ırkçılığa, kibre sürükleyecek yanlarını övmemeli, bundan şiddetle kaçınmalıdırlar.

Google+ WhatsApp