Görüneni Bilmeden Görünmeyen Bilinmez

Görüneni Bilmeden Görünmeyen Bilinmez


Alperen Karabulut /İzmir

 

Allah’ın selamı üzerinize olsun! Ben İslam ile ilgili fazla bir malumat sahibi olan biri değilim. Tüm bildiklerim akıllı telefonlar sayesinde ekrandan okuduklarımdan ibarettir.  Tabii o da ne kadar doğru Allah bilir.  Çünkü o kadar çok malumat var ki, içinden çıkabilmek mümkün değildir.

 

Özellikle göremediğimiz cin, şeytan, melek gibi varlıklar konusunda kimi var diyor kimi yok diyor. Kimi de gerçekte öyle bir varlığın olmadığını, insandaki iyi ve kötü dürtüler olduğunu söylüyorlar. Bunların hangisini doğru kabul edeceğiz? Benim sizlerden öğrenmek istediğim şudur:

 

Soru: insanlara normal şartlarda görünmeyen Melek ve Cin denilen varlıklar gerçekte bizim gibi yaratılmış varlıklar mıdır? Bunları bugüne kadar gören birileri olmuş mudur?  Yoksa gerçekliği olmayan hayali varlıklar mı? Bunlarla ilgili Kur’an da doyurucu bir bilgi var mıdır? Varsa delilleri ile birlikte açıklamanızı istiyorum. Göstereceğiniz gayret için şimdiden teşekkür ediyorum.

 

Cevap:  Ve aleykesselam ve rahmetullahi ve berekatühu!

 

Her şeyden önce din ciddi bir konudur.  Bu nedenle ciddi konular sanal olmayan gerçek ortamlarda işin ehli olan insanlar tarafından ciddiyetle ele alınarak konuşulmasının doğru olacağına inanıyorum.    Aksi halde “yarım doktor candan ettiği gibi, “yarım hocalar da” insanları dinden ederler. Bir konuda fikir beyan etmek için önce o konu hakkında doğru bir bilgiye sahip olmamız gerekir ki; söylediklerimizin bir anlamı olsun. Fikrimiz bir esasa dayanmıyor ise kendi ütopyamızı dillendirmiş olmaktan başka anlamı olmayacaktır.  Şimdi Kur’an da bu kelimenin hangi anlamlarda kullanıldığını-a bakalım:

 

N. N. Kökünden türeyen Cin kelimesi Kur’an da 201 yerde geçmekte ve kullanıldığı yere göre şu anlamlara gelmektedir:

1: Örtmek (Enam 6/76); 2: Yılan (Neml 27/10); 3: CİN (Hicr 15/27, Enam 6/100, Rahman 55/15, 39, 56, 74;  Kaf 18/50)  Kur’an da 22 yerde geçen El cini ve El cinneti kelimeleri yaratılan bir varlık türü olarak CİNLER anlamına gelmektedir. 4:Delilik/ cinnet, mecnun (Araf 7/184);   5: Kalkan(Mücadele 58/16); 6: Cenin (Necm 53/32); 7: Bahçe (Furkan 25/8) ; 8: Cennet (Rad 13/35,  Bakara 2/82,111,214)  bu kökten türetilen kelimeler Kur’an da bu anlamlarda kullanılmaktadır.

 

Bu tablo gereği gibi okunup incelendikten sonra Cinlerin ve insanların yaratılıştaki durumlarını ortaya koyan ayetleri birlikte gözden geçirelim:

 

Konuya ışık tutacak olan Rabbimizin şu emri kulaklarımızda çınlamalıdır diye düşünüyoruz:

 

“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” “Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum.” “Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.” (Zariyar 51/56-58)

 

Şimdi burada zikredilen Cin ve İns gerçek olmayan hayali varlıklar mıdır? Böyle mi düşünelim? Allah gerçekliği olmayan varlıklardan kendisine kulluk mu bekliyor diyeceğiz? Görünüşte iki tür varlık gibi anlaşılmaya müsait olsa da aşağıda gelecek ayetlerde de görüleceği üzere üç ayrı varlıktan bahsedildiğini göreceğiz. İns’den kastedilen İnsan. Âdem ile başlatıldığı yine aşağıdaki ayetlerde ortaya konulacaktır. Cin ile ifade edilen ise cin kelimesinin kelime anlamında da bululan insana göre normal şartlarda görünmeyen varlıklar demektir ki aynen Âdem gibi bir cinsin ismidir. İblis ve şeytan cinlerdendir. Üçüncüsü ise melekler olarak ifade edilmektedir. Yine bunların tüm teferruatı konunun içinde izah edilecektir inşaallah.

 

1: “Allah İnsanı pişmiş çamur gibi bir balçıktan yarattı.” (Rahman 55/14)

 

“Cinleri de dumansız /kor, ışık halindeki ateşten yarattı.”(Rahman 55/15)

 

Bakar mısınız? Allah, Hem insanı hem de cinleri yarattım buyuruyor. Üstelik gerçekliği olan çamurdan ve ateşten!

 

2: “Andolsun biz insanı, (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık.” (Hicr 15/26)

 

“Cinleri de, daha önce, dumansız ateşten yarattık.” (Hicr 15/27)

 

Bu ayetin şahadeti ile cinlerin İnsanlardan daha önce yaratılmış olduğunu görüyoruz.

 

3: “Cinleri O yaratmışken kâfirler Allah’a ortak koştular. Körü körüne O’na oğullar ve kızlar uydurdular. Haşa, O onların vasıflandırmalarından yücedir.” (Enam 6/00)

 

Bu anlayış inanmayan kâfirlerin bir hezeyanı olarak ortaya konmaktadır.

 

4:” Hani biz meleklere: Âdem’e secde edin, demiştik; İblis hariç olmak üzere, onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi; Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu dost ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne fena bir değişmedir!” (Kaf 18/50

 

Burada zikredilen “İblis Cinlerdendi” ifadesi ile İblisin bir sıfat olduğunu anlıyoruz. Çünkü İblis ümidini yitiren demektir. Şeytan için kullanılır. Yeryüzünün halifesi olmayı ümit ederken bunu Âdeme kaptırmış ve ümidini yitirerek şeytanlaşmıştı.

 

5: “Rabbin meleklere demişti ki: Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım.” “Onu biçimlendirip ona ruhumdan üflediğim zaman derhal ona secde edin.” “Bütün melekler toptan secde ettiler.” “Yalnız İblis secde etmedi. O büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.” (Sad 38/71-74)

 

“Hani Rabbin meleklere demişti ki: «Ben kupkuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım.” “Ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın!” “Meleklerin hepsi de hemen secde ettiler” “Ancak İblis secde edenlerle beraber olmaktan çekinerek dayattı.” “(Allah:) Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmayışının sebebi nedir? dedi.” “İblis:) Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattığın bir BEŞERE secde edecek değilim, dedi.” “Allah şöyle buyurdu: Öyle ise oradan çık! Artık kovuldun!” “Muhakkak ki kıyamet gününe kadar lânet senin üzerine olacaktır!” (Hicr 15/28-35)

 

Bu ayetlerde Âdemin yaratılışı ile bağlantılı olarak melek ve Cinden bahsedilmektedir. Melekler her hal ve karda Allah’ın emirlerine itaat ederlerken cinlerden olan İblis/ Şeytan ise kibir ve gururunun arkasına sığınarak isyan ediyor.

 

6: Birde İsmi CİN suresi olan 72. Surede cinlerin Resulün haberi olmadan gelip ondan Kur’an dinlemeleri ve kendi aralarında durumu değerlendirmeleri vardır. Bu olayı Resul bilmiyor. Durumu Allah vahyederek hem ona hem de tüm insanlığa ilan ederek duyuruyor.

 

“ (Ey Muhammed)De ki: “Cinlerden bir grubun (Kur’an’ı) dinleyip de şöyle dedikleri bana vahyolundu. (Cinler topluluğu şöyle diyor) “İnan olsun biz acayip bir Kuran dinledik.” “Doğru yola iletiyor. Biz de ona iman ettik, Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız.” “Hakikat şu ki, Rabbimizin şanı çok yücedir. O, ne eş ne de çocuk edinmiştir.” “Doğrusu bizim beyinsiz olanımız (iblis veya azgın cinler), Allah hakkında pek aşırı yalanlar uyduruyormuş.” “Hâlbuki biz, gerek insanlar gerekse cinler Allah hakkında asla yalan söylemezler sanmıştık.” “Şu da gerçek ki, insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da, onların taşkınlıklarını arttırırlardı.” “Onlar da sizin sandığınız gibi, Allah’ın hiç kimseyi tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı.” “Doğrusu biz (cinler), göğü yokladık, fakat onu sert bekçilerle, alev huzmeleriyle doldurulmuş bulduk.” “Hâlbuki (daha önce) biz onun bazı kısımlarında (haber) dinlemek için oturacak yerler (bulup) oturuyorduk; fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev huzmesi buluyor.” “Bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?” “Gerçekten biz, -kimimiz Salih kişiler, kimimiz ise bunlardan aşağıda olmak üzere- türlü türlü yollar tutmuştuk.” “(Artık) şu gerçeği şüphesiz anladık ki, biz yeryüzünde bulunsak da Allah’ı aciz bırakamayacağız, başka yere kaçmakla da elinden kurtulamayacağız.” “Şüphesiz, doğruluk rehberi olan Kuran’ı dinlediğimizde ona inandık; kim Rabbine inanırsa, o, ecrinin eksiltileceğinden ve kendisine haksızlık edileceğinden korkmaz.” (Cin 72/1-13)

 

Dikkat edin bu gün insanımızın varlığını tartıştıkları Cinler; Allah tarafından resule yönlendiriliyorlar ve onun okuduğu Kur’an’ı dinliyor ve bunca ciddi kararlar alıyorlar. Ayrıca göğe çıkıp oradan haber dinlediklerini itiraf ediyorlar. Bunların hangisini yabancı diye tercüme ederek izah edeceksiniz? Bu yabancılar ne zamandan beri göğe çıkıp haber dinliyorlar? Ayrıca bu kadar yabancı gelip resulü dinleyecek, resulün bundan haberi olmayacak! Kısacası güneş balçıkla sıvanmaz. Hakikatler asla gizlenemez.

 

7: Birde Hz. Âdemin Halife kılındığı konuyla alakalı bölümde iblisin itaatsizliğinden söz edilirken meleklerin de ilk itirazdan sonra kabul edip itaatinden bahsedilmektedir:

 

“Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife kılacağım, dedi.(dikkat edin. insan yaratacağım demiyor. Halife kılacağım buyuruyor. “Ce. A. Le” fiili ile ifade ediliyor. Yoktan var etmek anlamına gelen Halaga fiili kullanılmıyor. “Ceale” yoktan yaratmak değil var olan bir şeye bir statü kazandırmak demektir. ) Onlar: Bizler hamd ile seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek birini mi halife yapacaksın dediler? Allah da onlara: Sizin bilmediğinizi ben bilirim,  dedi.” “Allah Âdem’e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere arz edip: Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi.” “Yâ Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz alîm ve hakîm olan ancak sensin, dediler.” “Allah «Ey Âdem onlara isimlerini söyle» dedi. Âdem isimlerini söyleyince, Allah «Ben göklerde ve yerde görünmeyeni biliyorum, sizin açıkladığınızı ve gizlemekte olduğunuzu da bilirim, diye size söylememiş miydim?» dedi.” “Ve o zaman meleklere: «Âdem’e secde edin!» dedik, hemen secde ettiler. Yalnız İblis dayattı, kibrine yediremedi, inkârcılardan oldu.” (Bakara 2/30-34)

 

Yine burada da Melek var, Cinlerden olan İblis var, Âdem var.

 

8: Şimdi bir de meleklerin İnsan kılığında insanlara görünme meselesi vardır. Bununla ilgili olarak da rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

 

“Onlara İbrahim’in konuklarını da anlat:” “Hani melekler, İbrahim’in yanına girdikleri zaman, «selam» demişler, İbrahim de onlara: «Biz sizden korkuyoruz» demişti” “Dediler ki: Korkma; biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz.” “Ben kocamışken bana müjde mi veriyorsunuz? Neye dayanarak müjdeliyorsunuz?» deyince:” “Sana gerçeği müjdeledik, sakın ümitsizliğe düşenlerden olma dediler!” “ (İbrahim:) dedi ki: Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?” “Ey elçiler! (Başka) ne işiniz var?» dedi.” “Dediler ki: «Biz, suçlu bir topluma (onları helâk etmeye) gönderildik.” “Ancak Lût ailesi hariç. Onların hepsini kurtaracağız.” “«(Fakat Lût’un) karısı müstesna; biz onun geri kalanlardan olmasını takdir ettik.”  “Elçiler Lut ailesine geldikleri zaman,” “(Lut) Dedi ki: «Sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz.” “Dediler ki: «Bilakis, biz sana, onların şüphe etmekte oldukları şeyi (azabı ve helâkı) getirdik.” “Sana gerçeği getirdik; biz, hakikaten doğru söyleyenleriz.” “Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından yürü. Sizden hiç kimse, sakın dönüp de ardına bakmasın, istenen yere gidin.” “Böylece Lut’a bunların sonlarının kesilmiş olarak sabahlayacaklarını bildirdik.” (Hicr 15/51-66)

 

Aynı konu bir başka şekilde daha anlatılmaktadır:

 

“İbrahim’in ikram edilmiş konuklarının haberi sana geldi mi?” “Onlar İbrahim’in yanına girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden, «Bunlar, yabancılar» demişti.” “Hemen ailesinin yanına giderek semiz bir dana (kebabını) getirmiş,” “Onların önüne koyup «Yemez misiniz?» demişti.” “(Yemediklerini görünce) onlardan endişeye düştü; «Korkma» dediler ve ona bilgin bir oğul sahibi olacağını müjdelediler.” “Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: «Ben kısır bir kocakarıyım!» dedi.” “Onlar: «Bu böyledir. Rabbin söylemiştir. O, hikmet sahibidir, bilendir» dediler.” “(İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler dedi?” (Zariyat 51/24-31)  (olayın devamı yukarda anlatılan gibi. )

 

Bu ifadelerden meleklerle ilgili olarak; normal insanlar gibi yemek yemedikleri, insanlarla aynen insanların diliyle konuşarak ilişki kurabildiklerini, giyim kuşam ve davranışları ile insanlardan farksız davranabilme kabiliyetlerinin olduğunu öğreniyoruz.

 

İbrahim’in(a.s.) Hanımı için söyledikleri ile ilgili olarak ise tüm tıp camiasının aklını durduracak bir işin olacağını söylemeleri. Kadıncağız o güne kadar doğum yapmamış kendi ifadesi ile kısır ve üstüne üslük ihtiyarlık çağında çocuk doğuracak zamanı çoktan geçmiş biri olduğunu söylüyor. Melekler ise bu Rabbimin sözüdür rabbim böyle buyurdu diyorlar. Ve İshak bundan sonra doğuyor. Bunları normal şartlarda izah etmeniz mümkün değildir.

 

Lut kavminin helakini bu günün jeologlarına sorsan başlarlar izaha falan yerdeki fay kırıldı filan yerdeki bilmem ne oldu böyle oldu! Olayı eşyanın sahibinden ve onun iradesinden kaçırmak için Firavunun sihirbazları gibi kırk dereden su getirmeye kalkarlar ya!  Ancak rabbim bu vesile ile olayın iç yüzünü deşifre ediyor.

 

9: Melekler Lut (a.s) gelince onların Melek olduğunu Lut a.s. ve halkı tanıyamıyorlar. Aynen normal bir insan olarak gördükleri için Lüt (a.s.) kaygılanırken halk da sapıklıklarını icra edecekleri için sevinerek kapıya dayanıyorlar ve orada şunlar yaşanıyor:

 

“Melek olan elçiler, Lût kavmine gelince.” “Doğrusu siz, tanınmamış kimselersiniz, dedi.” “Dediler ki: «Bilakis, biz sana, onların şüphe etmekte oldukları şeyi (azabı ve helâki) getirdik.” “Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından yürü. Sizden hiç kimse, sakın dönüp de ardına bakmasın, istenen yere gidin.” “Ona (Lût’a) şu hükmümüzü vahyettik: «Sabaha çıkarlarken mutlaka onların ardı kesilmiş olacaktır.” “Şehir halkı, birbirlerini kutlayarak, (meleklerin yanına) geldiler.” “Lût, kavmine şöyle dedi: «Bunlar benim misafirlerimdir, beni rüsva etmeyin.” “Biz seni, elin âlemin işine karışmaktan men etmemiş miydik?» dediler.” “(Lût:) İşte kızlarım! (Düşündüğünüzü) yapacaksanız (onlarla evlenin), dedi.” “(Resulüm!) Hayatın hakkı için onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı” “Güneş doğarken o korkunç çığlık onları yakaladı.” “Böylece ülkelerinin üstünü altına getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.” “İşte bunda ibret alanlar için işaretler vardır.      (Hicr 15/61-75)

 

Bu ayetlerde bahsedilen elçilerin bir gurup melek olduğu ayetlerin açık beyanından anlaşılmaktadır. Demek ki melek denilen bir varlık vardır ve istedikleri zaman ya da Allah Teâlâ istediği zaman mücessem bir insan olarak insanlara gözükmektedir. Ancak insanlık için ne bu olay ne de devamında olan nice musibetler düşünüp öğüt almak için yetmemiştir. Bundan sonra da yetmeyecek. Kıyamete kadar bu kısır döngü devam edecektir. Bunlar rabbimizin sözleri ve icraatlarıdır; dileyen dilediği gibi anlar ve inanıp kendisine çekidüzen verir. Dileyen de sapıklık ve sapkınlıklarına devam eder. Tercih bizlerin, sonuçlarını takdir ise Allah’a aittir!

 

10: Şeytanlara gelince cin suresinde insanların azgınları ile cinlerin azgınlarının iş birliği yaparak birbirlerinin azgınlığını/Allaha olan isyanlarını artırdıklarını söylemişti. Bunlarda aynen melekler gibi istediklerinde kendilerine göre güven duydukları insanlara gözükerek iş birliğinde bulunuyorlar. Bunun imkânı, onların yaratılmış oldukları fıtrat üzerinden değil; insanların görme boyutundaki bir şekle, maddi bir boyuta dönüşerek insan veya hayvan şeklindeki bir görünümüne dönüşerek gözükmeleri mümkün olmaktadır. Rabbimiz de normal şartlarda olan yasayı hatırlatarak şöyle buyuruyor:

 

“Ey Âdemoğulları! Şeytan, ana-babanızı, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları, inanmayanların dostları kıldık.” (Araf 7/27)

 

Kur’an’ın bizlere sunduğu bilgiler bunlardır. Okuyup üzerinde düşünerek tercihini yapmak ise biz kullarına düşen iştir. Şimdi dileyen dilediği gibi inanır. Ancak hesabı herkes rabbine verecektir!

Google+ WhatsApp