Gençler evliliği neden erteliyorlar?

Gençler evliliği neden erteliyorlar?


Geleneksel toplumlarda evliliğin temeli saygı ve dayanışma üzerine kurulur ve eşler birbirlerini yol arkadaşı olarak görüp hayatın yükünü birlikte taşırlardı. Yuvayı sadece dişi kuş yapmaz erkek de çaba gösterir ve ev, sevginin üretildiği bir mektebe dönüşürdü. Erkek, eşini ne köle olarak ne de rakip olarak görür, yol arkadaşı olarak değerlendirir ve aldığı kararlara onu da dahil ederdi. Ev, sevginin yeşerdiği bir mekan, aile fertlerini hayata hazırlayan bir mektebe dönüşür ve hak ettiği değeri bulurdu.

 

Günümüzde seküler bakış açısı ile hareket eden genç bireyler, evliliği özgürlüğü baltalayan bir engel olarak görüp erteliyorlar.  Zira materyalist kültür, yaşam tarzımızı,  alış veriş şeklimizi, yeme içme düzenimizi ve evlilik ilgili algımızı doğrudan etkiledi ve bireyselleşen gençlerimiz paylaşıma dayanan evliliği bir meşakkat olarak görmeye başladılar. Zira evlilik paylaşım ve fedakârlığa dayanmaktaydı, genç ise vermekten ziyade almaya odaklıydı ve evliliği gereksiz görmekteydi.

 

Evliliğin hareketlerini engelleyecek bir kapan, bir esaret olarak gören genç bireyler “bekâr kal özgür ol” sloganı ile hareket edip yalnızlığı tercih ediyorlar. Bu durum gençlerin evliliğin getirdiği manevi kazanımlardan mahrum kalmalarına ve bencilleşmelerine neden oluyor.

 

38 yaşındaki bir kişiye evliliği niçin geciktirdiğini sorduğumda, “Özgürlüğümü yaşamak istiyorum, kırk yaşında evlenmeyi düşünebilirim” demişti. Evliliğin özgürlüğünü hangi bakımdan etkileyebileceğini sorduğumda ise “Eve vaktinde gitmek zorundasın, vereceğin kararlara eşini de dahil etmelisin, eşin, çocuğun sorumluluğunu üstlenmelisin, bunlar zor şeyler,  tek başıma daha rahatım” demişti. Genç bireyin sarf ettiği bu ifadeler çocuklarımızın paylaşım ve fedakarlık gibi değerlerden uzak olduğunu ve bunu bir ahmaklık olarak algıladıklarını gösteriyor.  Birey, çalışmak, para kazanmak, makam mevkii sahibi olmak istiyor ancak sevgiyi ve emeği paylaşmak istemiyor, hayatını tek kişilik bir adada yalnız sürdürmeyi tercih ediyor.

 

Seküler kültürün renklerini taşıyan genç birey, bireysel bir alanda yaşıyor ve yalnızlaşıyor, yoksullaşıyor, sevme potansiyelini kaybediyor. Genç, sahip olduğu imkanları paylaşmaktan kaçınıyor ve bunu bir kayıp olarak görüyor.  Genç, evliliğin yükünü taşıyamayacağına inanıp, yola tek başına devam etmeyi tercih ediyor.

 

Çocuk, üç yaşına kadar geçen süreçte her şeye tek başına sahip olmak ister, oyuncaklarını paylaşmaktan kaçınır, yalnız oynamaktan hoşlanır ve oyunlarına arkadaşlarını ortak etmek istemez. Ancak üçüncü yıldan sonra sosyalleşmeye ihtiyaç duyar, arkadaşlarına yer ayırır, grup oyunlarına uyum sağlamaya başlar. Zira insan yavrusu öteki ile paylaşım içinde olmaya ihtiyaçlıdır ve çocuk, arkadaşları ile daha fazla vakit geçirerek paylaşmayı öğrenmektedir. Bireyselliğin bir yaşam tarzı olarak aktarılması ile genç bireyler sosyo-psikolojik olarak üç yaş ve öncesine dönüyor ve tek kişilik bir adaya çekiliyorlar.

 

Günümüzde genç bireyler, hayatlarını haz ve harcama üzerine kuruyor ve öteki ile bağlarını kopararak yalnızlaşıyorlar. Bugünün çocukları yalnızlığı özgürleşmek olarak görüyor ve her şeye tek başına sahip olmak, tek başına karar vermek ve tek başına yaşamak istiyorlar. Ve meslek sahibi oluyor, para kazanıyorlar ancak ağızlarının tadının bozulacağını düşünüp evliliği erteliyorlar. Anne babalar çocuklarını kapitalist sistemin tuzağından kurtarıp paylaşım merkezli bir bakış açısı kazandırmadıkça bu sorunun çözüm bulacağına inanmıyorum.

 

Evlilik bir kayıp değil, kazanımdır ve kişiye aidiyet hissi verir ve onu geliştirir, olgunlaştırır ve ruhen güçlendirir.  Kendine ait özel bir alanı, eşi ve çocuğu olan kişinin sorumluluk duygusu ve fedakarlık yönü gelişir ve bu durum kişinin sosyal alanda da başarılı olmasını sağlar.  Zira aile bir okul gibidir ve eşler bu okulun iki etkin üyesidir.  O nedenle gençleri evliliğe teşvik etmek ve bu kazanımlardan faydalanmalarını sağlamak gerekir.

Google+ WhatsApp