“Fotoğraftaki Türk’ü bulun” hakaretinde suspus, şimdi ise!..

“Fotoğraftaki Türk’ü bulun” hakaretinde suspus, şimdi ise!..


CHP’ye kuyruk olmaya soyunanlar arasında en fazla içimizi burkanların birisi de Ali Babacan..

 

30’lu yaşlarda iken, bakanlık koltuğuna oturan..

 

Tek başına olmasa da, dindar profili ağır basan bir hükümetin yönetiminde, ülkedeki enflasyonu kısa sürede hayal bile edilemeyecek oranlara düşüren ekibin içinde yer almış, “Dindarlar ne anlarlar ülke yönetiminden” diyen kesime karşı da, Tayyip Erdoğan’ın şahsında, tüm bakanlar kurulu üyeleri ile gururumuz olmuştu..

 

Tabii ki kullar vesiledir..

 

Bu sınırda kalmak kaydı ile, Ali Babacan’ın ülke genelinde tanınması, bugünkü konumuna gelmesinde Tayyip Erdoğan’ın rolünü inkar edebilir miyiz?

 

Mümkün değil..

 

Ama o, “Biz kendi emeğimizle buraya geldik” diyenlerden..

 

Artık, gözlerini karartmış hırsı eşliğinde, kendisine genç yaşta bakanlık koltuğunu teslim eden Erdoğan aleyhine yaptığı konuşmalarıyla tanıyoruz, onu..

 

Ama film daha bitmemiş..

 

Şimdi bir de eşi hanımefendi çıktı sahneye..

 

Oysa biz hanımefendiyi, “İçlerinde hangisi Türk” manşeti atıldığında bile, medya huzuruna çıkıp, tek kelime etmemesi ile bilirdik..

 

“Fotoğraftaki Türk’ü bulun” başlığı atıldığında bile..

 

İran’dan gelen yönetici eşleri arasında, başörtülü olarak bulunan Ali Babacan’ın eşinin fotoğrafının yayınlanıp, “Türk’ü bulun” diyerek tahkir edilmek istenen Zeynep Babacan, o günlerde tek kelime etmemiş, “Ya sabır” ile, saygısızlığı karşılamıştı..

 

Şimdi köprünün altından çok sular geçmiş..

 

O tarihte darbecilere, darbecilerin kontrolündeki medya organlarına karşı sesleri çıkmayanlar..

 

Tayyip Erdoğan’a laf saydırmak için, kocalı-karılı sahneye çıkıyorlar..

 

Davutoğlu’nun kontrolündeki Karar gazetesinde Elif Çakır’a röportaj vermiş, Zeynep Babacan..

 

Röportajda “Fotoğraftaki Türk’ü bulun” haberini, ne gazeteci soruyor, ne de Zeynep Babacan, ona değiniyor.

 

Çünkü amaç “Fotoğraftaki Türk’ü bulun” diye yazan CHP kafası ile iyi geçinerek, Tayyip Erdoğan’a vurmak..

 

Onun içindir ki, uzun mu uzun röportajın hiçbir yerinde, “vefa” kelimesi de geçmiyor..

 

Sorulmuyor Zeynep Hanım’a: “Sizce vefa ne demektir?”

 

Sorulmuyor: “Eşinizin vefa kavramı ile ilgili yaklaşımı nedir?”

 

Sorulmuyor, “Nankörlük sizce nedir?”

 

Sormasınlar..

 

“Erdoğan bizi koltuğa oturtmadı. Aslında biz hakkımızla oturduk. Erdoğan bizim üzerimizden prim yaptı” bile diyebilirler..

 

İnsanoğlu bu..

 

Küçük küçük dağları, kendisi (haşa) yarattığını bile söyleyebilir..

 

Ama milleti enayi yerine koymasınlar..

 

Nasıl mı?

 

Mesela şöyle..

 

Soruluyor hanımefendiye:

 

“Peki, Zeynep Hanım için Türkiye’nin en önemli siyasi meselesi nedir? Sizin birinciniz...”

 

Cevabı Ali Babacan’dan kopya:  

 

“Bu ülkenin bir vatandaşı, bir seçmeni olarak herkes neden rahatsızsa aslında en çok ondan rahatsızım. Özgürlük, adalet sorunu.”

 

Bu ülkenin bakanlık koltuğuna oturmuş bir isminin eşine..

 

Bir gazete..

 

 “Bu kadın Türk bile değil, İranlı gibi giyiniyor” hakaretini yapıyor..

 

 Bu hakaret, Allah’ın emri olan başörtüyü taktığı için yapılıyor.

 

Ve bakanın eşi de, bakanın kendisi de, bu hakareti alıp, sineye çekiyorlar..

 

O hakareti yapanların hepsine, bugün diz çöktüren Erdoğan’a, o günün bakanı da, o günün bakanının eşi de şimdi çelme takmaya çalışıyorlar: “Özgürlük yok.”

 

Size, hakaret edildiğinde mi vardı, özgürlük?

 

İnancınızdan dolayı aşağılandığınızda mı vardı, adalet?

 

Özgürlüğünüzü kısıtlayan, kıyafetinizi tahkir edenlere aşık mı oldunuz, şimdi?

 

Başı açık bakan eşlerini el üstünde tutup, başörtülü bakan eşlerine manşetten hakaret edenlerle kol kola yürümeye mi karar verdiniz, şimdi?

 

Hanımefendi, iki master yapmış..

 

Şimdi de doktora yapıyormuş..

 

Ama bana çok ilginç geldi, İstanbul Sözleşmesi ile ilgili söyledikleri..

 

Soruluyor: “Türkiye’nin bir gece CB Kararnamesiyle İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’nin en büyük kazanımlarından bir tanesiydi, ne hissettiniz?”

 

Bu soruyu soran hanımefendinin eteğinde dantelli işlemeler olsa da, başında türban var..

 

Ve o kıyafeti ile.. Altı Kasımpaşa, üstü Şişhane kıyafeti ile, Allah’ın yasakladığı eşcinselliği normalleştirmeye çalışan İstanbul Sözleşmesi’ni “En büyük kazanım” olarak gören, Ahmet Taşgetiren’in gazetesindeki bu bayanın sorusuna..

 

Zeynep Babacan şu cevabı veriyor: 

 

“Ne hissettim, korku hissettim. Neden korktum çünkü ortada böyle bir sözleşme varken, bunun geri çekilmesi, bu kötülüğü yapan erkeklere nasıl bir mesaj verir? Hissettiğim bu korkuydu. Kadına şiddeti engelleyen bir sözleşmeden çıkılmasını anlayamadım.”

 

Hani “İstanbul Sözleşmesine, eşcinselliğin meşrulaşması ve genelde de ev içi şiddete karşı çıkma sebebi ile savunma getiriliyor..  Zeynep hanım da, ev içi şiddetten mi korkuyor acaba” diyeceğim ama..

 

Sırf politik söylem olsun diye, sırf Erdoğan’a karşı çıkmak olsun diye konuştuğu belli..

 

Devam ediyor Zeynep Hanım:

 

“Türkiye’nin bu sözleşmeden çıkmasının sonuçlarına bakmamız lazım. Kadına şiddet, kadın ölümleri ne durumda. Sözleşmeden çıkmış olmanın psikolojik etkisi bile beni çok korkuttu. Artan şiddet vakalarında kim sözleşmeden çıkmanın etkisi yok diyebilir? Bunun olumsuz etkisinin olmadığını iddia edebilir mi sözleşmeyi geri çekenler?”

 

İçişleri Bakanı, iki ayrı tarihte, İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilmeden önceki kadın cinayetleri ile, sözleşmeden geri çekildikten sonraki benzer sürede kadın cinayeti sayılarını açıkladı.

 

Cinayetler dörtte bir oranında azalmış..

 

Ama Zeynep Hanım takip etmemiş olmalı..

 

Bilmiyor olmalı.

 

İki masterdan, şimdi de doktoradan vakit bulamamış olmalı..

 

Ki..

 

Kadına şiddetin arttığından bahsediyor..

 

Maddi gerçekliğe tam ters açıklamalar yapıyor..

 

Yazık diyorum..

 

Makam, mevki uğuruna, diğer kesimin insanlarından her şey beklenir de.

 

Dindar insanlar, bu ucuz polemiklere girmemeli diyorum.. 

 

Başka da bir şey diyemiyorum..

Google+ WhatsApp