Fırtınalarla büyüyen fidanlar rüzgârlarla yıkılmazlar

Fırtınalarla büyüyen fidanlar rüzgârlarla yıkılmazlar


Çileyle kazanılmış bir hayat, hileyle yıkılmaz.Mektebinde şehadet olan bir ümmetin lügatinde esaret olmaz. Hilafetin ilgasından bu yana merdiven çekildi ayaklarımızın altından. Zincirlerimiz gerildikçe ses geliyor ruhu rehin adamlardan!

 

Hayatın sultanları, zor ve kor zamanların kahramanlarıdır. Karanlığa inen merdivenler birbirine kefil. Cihad vaktidir hangi mahzende saklanmış sefil. Vicdanına iki düğüm atılmış kandan sebil. Ebrehe’nin fil ordusu çökmüş zafer naraları atıyor Ebabil!

 

“Sakarya, saf çocuğu, masum Anadolu’nun,

Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;

Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

 

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;

Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;

Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!”

 

Cihad ehli olmak, şeref ehli olmaktır. Cihad yolu, cennet yoludur. Rabbimiz buyuruyor: ‘’Allah kendi yolunda ölenlerin yaptıklarını boşa çıkarmaz. Allah onları hidayete iletecek ve durumlarını düzeltecek. Onları dünyada iken tanıttığı cennete koyar.’’ (Muhammed Suresi/ 5–6) Allahû Teâla’nın yolu (sebilullah) için bir koruyucu hükmündedir. Kavram olarak ‘’Allahû Teâla’nın yolunda cihad’’ için Arapçada ‘’sebilullah’’ kavramı kullanılmaktadır, aynı manada kullanılan ‘’tarikillah’’ kavramının tercih edilmemesi dikkat çekici bir husustur. ‘’Tarik’’ kelimesi ‘’yol’’ anlamına gelmekle beraber genel bir kavramdır. Ancak ‘’sebil’’ daha özel bir kavram olduğu için cihat söz konusu olduğunda Allah (c.c) ‘’sebil’’ kavramını kullanmıştır. Bu da bize, Allah (c.c)’ın cihat söz konusu olduğu zaman özel bir anlam ifade eden kelimeyi kullanmış olması ‘’Cihad’’ın Allah (c.c.) katında ne kadar önemli ve özel bir amel olduğunu gösteriyor. ‘’Allah (c.c.) yolunda cihad’’ (Sebilullah). İşte Allah (c.c)’ın yolu budur.

 

İslâm topraklarında Amerika’nın varlığı, başlı başına bir zillettir. Afganistan çile, Amerika hiledir. Afganistan’da Amerika’nın hezimeti; mazlumların sevinci, mahrumların da izzeti olmuştur. Yani çile hileyi yenmiştir. Kendi topraklarında parya muamelesi görüp ıstırabını çektiler ümmetin güneşsiz tepelerinde. Şahlandılar, karanlık gecelerin nurlu sabahlarına doğdular, unutulmaz korku oldular batının mermer gözlerinde. Gel bizi anla. Pınarın taşında hıçkıran damla. Bu davada Allah rızasından başka yok kârımız. Bizim için yeterlidir Allah katında olsun itibârımız. Toprakta gizli kaldı bizim âh ü zârımız. Hâr oldu bağrımızda çiçek yüzlü yârımız!

 

Mazlumların feryadına cevap vermezsek göklerden üstümüze taşlar düşecek. Beraberce ağladıklarımız başkalarıyla gülecek. Terk-i cihad eylediğimizde düşmanımıza o kadar benzeyeceğiz ki; hangi birimiz ötekini görse bizden değil diyecek!

 

Allah’ın dünyasında her Müslüman hakikat tarlasında büyüyen bir fidandır. Bütün mevsimlerde varlığını sabırla, metanetle sürdürür. Rabbimiz buyuruyor:

 

“Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever. “ (Âl-i İmran Sûresi/ 146)

 

Müslüman; dini üzere direnir, velev ki kor ateşi avuçta taşımak kadar zor da olsa… Hz. Enes b. Mâlik (r.a)’ten nakledildiğine göre Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o gün dininin gereklerini yerine getirmek için sabreden kişi,  avucunda kor ateş tutan kimse gibi olacaktır.” (Tirmizî, Fiten 73)

 

Müşrikler dininden döndürmek için Hz. Yâsir’i (r.a) kızgın çöl kumlarına yatırıp işkence yapmaya başladı. İşkence, günlerce sürdü. Bir defasında Hz. Peygamber (sav) yanlarına uğradığında Hz. Yâsir (r.a), “Ey Allah’ın Elçisi, bu işkence böyle sürüp gidecek mi?” diye sordu. Rasûlullah Efendimiz (sav), “Sabret/Diren!” buyurdu ve “Ey Allah’ım! Yâsir ailesini bağışla! Şüphesiz Sen emrini yerine getirirsin.” diye dua etti. (Ahmed, Müsned I/62) Onları kurtarmak için elinden bir şey gelmeyen Allah Rasûlü (sav) çok üzülüyordu. Teselli vermek için sık sık yanlarına uğruyor ve “Sabredin/direnin ey Yâsir ailesi! Müjdelenin! Sizin randevunuz/kavuşma yeriniz cennettir” buyuruyordu. (Hâkim, el-Müstedrek, III/389; İbn Hacer, el-İsâbe, (thk: Ali Muhahammed el-Becâvî), (I-VIII), Beyrut, 1412/1992, VII/713) Hz. Yâsir (r.a), yapılan eziyetlere daha fazla dayanamayarak şehid oldu. Onun şehadeti bir yenilgi değil, zaferdi. Çünkü müşrikler ondan istediklerini alamamışlardı. Hz. Yâsir (r.a) son nefesine kadar dininde sebat etmiş: “Allah bir! Allah bir!” diyerek inancını haykırmıştı. (Belâzûrî, Ensâbü’l-Eşrâf (thk. Muhammed Hamidullah)Dârü’l-Ma’rife, Kahire, 1959, I/160) Randevusu cennet olanlara karşı direnmek cinnet olur. Küresel katiller parçaladılar, parçalandı tek ümmet. Ağyâr gül kopardı dikenden demet demet. Dini uğruna hayatını ortaya koymayan kendi başına bir zahmet!  

Google+ WhatsApp