Filistin’de esir kalkışması

Filistin’de esir kalkışması


Filistin’in 1948’de işgal edilmiş bölgesinin kuzey kesiminde ve Bisan şehrinin yakınında bulunan Celbu Hapishanesi’nden (İsrail, Gilboa olarak adlandırıyor) 6 Filistinli esir “özgürlük tüneli” adı verilen bir tüneli kullanarak, 6 Eylül Pazartesi günü şafaktan önce firar etti. 

 

Bu olay siyonist işgal yönetimini şaşkına çevirdi. Çünkü adı geçen cezaevi çok iyi korunduğundan dolayı işgalciler nezdinde “çelik kasa” olarak isimlendiriliyordu. Cezaevi gündelik olarak sıkı bir şekilde denetleniyor ve olup bitenler sıkıca takip ediliyordu. 

 

Esirlerin söz konusu tüneli bir yıllık bir sürede kazdıkları ve bunun için kaşık kullandıkları tahmin ediliyor. Ama çıkardıkları toprağı nasıl gardiyanların fark edemeyecekleri bir şekilde yok edebildiklerini henüz işgalci siyonistler de tam çözebilmiş değiller. 

 

Tabii bu olay karşısında küresel emperyalizmin iki yüzlü tavrı bir kez daha karşımızda. İşin gerçeğinde Filistin’de bir işgal ve bu işgale karşı meşru bir bağımsızlık savaşı var. Bu savaşta siyonistler işgalci ve gasıp durumda, Filistinliler ise işgal edilmiş vatanlarını ve gasp edilmiş topraklarını kurtarmak için mücadele ediyor. Hukuki açıdan kim haklı kim haksız ortada. 

 

Üstelik savaşta işgalcinin cephede, direnişçiler tarafından alıkonan askerleri de onun, direnişçiler arasından tutup götürdükleri de esir konumundadır. Ama işgalci siyonistlerin ve küresel emperyalizmin tanımlamasına göre işgalci askerlerden alıkonanlar “rehine”, Filistinli direnişçilerden alıkonanlar ise “mahkum” veya “idari tutuklu” yani “suçlu (!)” sayılıyor. Bu durumda Filistinliler bir şekilde işgal zindanından kaçmayı başarabildikleri zaman onlar “suçlarının cezasını çekmeden” kaçtıkları için yeni bir suç işlemiş sayılıyorlar. Dolayısıyla işgalcinin onları yakalayıp yeniden zindana koyma hakkı var. Ama öbür tarafta direnişçilerin alıkoyduğu işgalci esirler “rehine” addedildiği için onların derhal ve şartsız serbest bırakılması gerekiyor. Evet, böyle bir ikiyüzlülükle karşı karşıyayız. 

 

İşgalci, Celbu Hapishanesi’nde o kadar sıkı tedbirler almasına rağmen yine de esirlerin kaçmasını önleyememesine çok kızdı ve bu konudaki başarısızlığının acısını Filistinli esirlerden çıkarma yoluna giderek, bütün esirleri suçlu sayıp onlara yönelik baskı ve şiddet uygulamalarını artırdı. Örneğin pazartesi günü cezaevlerinin çoğunda esirlerin yemeklerini vermedi. Onları bir cezaevinden başkasına naklederek yerlerini değiştirdi. Birçoğunu tek kişilik hücrelere kapattı. Koğuşların tümünü dışardan sıkıca kilitlediği gibi ihtiyaç için çıkma sürelerini de günlük bir saate düşürdü. 

 

İşgalcinin baskı ve şiddet uygulamalarının artması üzerine esirlerin liderleri aralarında anlaşarak 8 Eylül Çarşamba günü, cezaevleri idaresinin kurallarına uymamak suretiyle genel başkaldırı eylemi başlatmayı kararlaştırdı. 

 

Bunun üzerine işgal rejimi cezaevlerine zırhlarla ve kasklarla korumaya alınan, modern silahlarla donatılmış askerleri kullanarak cezaevlerindeki koğuşlara baskınlar düzenledi. Esirlere çok çirkin muamelelerde bulundukları gibi kollarına kelepçe, ayaklarına da pranga vurarak hareket etmelerini engellemeye çalıştılar. Bu muameleye tepki gösteren esirler bazı odaları yaktı, bazı koğuşlarda da eşyaları dışarı attılar. 

 

Yaşanan gerginlik sebebiyle işgal rejimi esirlerin, aileleri tarafından ziyaret edilmelerini Eylül sonuna kadar yasakladı. 

 

İşgal rejiminin esirlere yönelik bu uygulamalarına tepki gösteren Filistinliler, Batı Yaka bölgesinde, Kudüs’te ve Gazze’de gösteriler düzenlediler. Batı Yaka ve Kudüs’teki gösterilere işgal güçleri tarafından müdahale edilmesi çatışmalara neden oldu ve Filistinlilerden çok sayıda insan yaralandı. 

 

Bütün bu gelişmeler üzerine direniş hareketlerinin Gazze’deki teşkilatlarının ileri gelenleri dünü yani 10 Eylül Cuma gününü Öfke Cuması ilan etti. 

 

İşgalci bir yandan da kaçan esirleri arama iddiasıyla Batı Yaka bölgesinde birçok yere askeri kontrol noktası koyarak oralardan geçen herkesi kontrol etmeye başladı. 

Google+ WhatsApp