Farklı fetvalar karşısında Müslüman ve küpe

Farklı fetvalar karşısında Müslüman ve küpe


Hocam benim din alanında bilgim çok yok. Günlük namaz gibi ibadetlerimi yapıyorum. Ramazan ayı gelince orucumu tutuyorum. Elimden geldiğince haramlardan sakınıyorum.

Bir işi yapmadan önce onun dini hükmünü öğrenerek yapıp yapmamaya karar veriyorum. Fakat bu noktada; çeşitli kitaplarda ya da internette fetvaları okuduğumda farklı fetvaların olduğunu, bir görüş birliğinin hâkim olmadığını görüyorum.

Bu da beni o işi yapıp yapmama hususunda şüpheye sevk ediyor.

a) Bugün internete herhangi bir konunun dini hükmü hakkında yazdığımızda; Diyanet’in, çeşitli cemaatlerin-hocalarının, tarikatlara bağlı fıkıh heyetlerinin gibi çok geniş bir yelpazede o konu hakkında fetva verildiğini hatta bazı konularda 15-20 dakika fıkhen açıklayıcı video çekildiğini görüyorum. Ama örneğin; Diyanet o konuya caiz derken, A tarikatı fıkıh heyeti 15-20 dakika açıklamalı video çekerek ve bu videoda mezhep imamlarının, âlimlerin görüşleri ile destekleyerek caiz değil diyor.

Şimdi soruyorum:

1. Böyle durumlarda benim de aklıma şu geliyor: Ben bir işin dini hükmünü öğrenirken bilgisi az bir Müslüman olarak kimin doğru fetva verdiğini anlayıp, farklılıkların bu kadar fazla olduğu bir ortamda doğru yoldan sapmadan, nasıl Müslümanca yaşayıp öleceğim.

CEVAP

İslâm âlimlerinin ittifak edemediği konularda farklı içtihatlar, yorumlar ve tefsirler var demektir. Bunların hangisinin “Allah katında doğru” olduğunu ancak Allah bilir. İçtihadı, yorumu, tefsiri bu konularda yetkili olan âlimler yapmış ise, fetvayı bunlar vermişlerse, herkesinki kendine göre doğrudur. İşte bu herkesten birine, olmadı birden fazlasına sormak da bilmeyenlerin vazifesidir. Soran aldığı cevabı uygular, Allah katında isabetli de olsa hatalı da olsa (içtihat hatası da olsa) Allah Teâlâ bu açıklamalarla yapılan kulluk uygulamalarını kabul buyuruyor. Bilgisi az olan Müslüman, hangi şahsın, grubun, heyetin fetvasının isabetli olduğunu bilemez; onun yapacağı şey, genel olarak âlimlerin, fukahanın ehliyetli gördüğü, ilmini ve ahlâkını takdir ettiği kişi ve heyetlere danışmaktır.

2. Ben fetva verenlerin olmasına dayanarak o işi yaptığımda, karşı tarafta fetva vermeyenler olduğu için günahkâr mı oluyoruz? Bir tarafın görüşünü seçtiğimde o fetva yanlışsa haram iş yapmış gibi ahirette mesul mü olarak mı hesap vereceğim?

CEVAP

Yukarıdaki cevaptan anlamış olacaksınız ki, günahkâr olmuyorsunuz, farklılık içinde usul ve kaynaklar bakımından bir çeşit birlik gerçekleşiyor.

3. Biz bir hocamıza fetva sorduğumuzda verdiği fetva o işi yapmamızın dinen uygun olmayacağı şeklinde olabiliyor. Bu durumda başka bir hocamıza aynı konuda fetva sormak ve onun verdiği cevap dinen uygun, yapılabilir, şeklinde olursa bizim buna cevaz veren hocamızın fetvası ile amel etme hakkımız var mıdır? Burada bir Müslüman, aldığı ilk fetvadan sonra onunla amel etmek zorunda mıdır?

Alınan fetvadan sonra aynı konuyu başka bir hocaya sormak dinen uygun olmayan bir davranış mıdır?

CEVAP

Bir âlimden alınan fetva veya soruya cevap kişiyi tatmin etmezse, onun problemini çözmezse, “acaba dinin kesin ve tek hükmü bu mudur?” şeklinde bir tereddüt olursa elbette bir başka âlime ve âlimlere de sorma hakkı vardır. Caiz değil diyenin de caiz diyenin de fetvası ile amel eden, şeriatla amel etmiştir.

4. Fetva noktasında basılmış kitaplar mevcut. Din İşleri Yüksek Kurulu ya da diğer hocalarımızın çeşitli dini sorulara cevap verdiği birçok kitaplar var. Bu kitaplardan fetva anlamında yararlanmak doğru mudur? Orada yazılmış fetvalar ile hareket edilebilir mi?

Yoksa biz kendimizi ilgilendiren, hükmünü öğrenmek istediğimiz konular için hocalarımıza bireysel olarak mı fetva sormalıyız?

CEVAP

Okuduğunuz bilginin ehliyetli bir âlime veya ulema heyetine ait olduğundan emin olursanız ve okuduğunuzu doğru anlarsanız, sizin soru ve sorununuzu içeriyorsa onunla amel edersiniz. Bu hususlarda tereddüt veya şüphe varsa ve mümkün ise yüz yüze veya doğrudan temas kurarak bilgi alma yoluna gidersiniz.

KÜPE KONUSU

Küpe takmak konusunda ısrarcı olan çocuğumu bundan vazgeçirmek için her ne kadar da uğraşsam (alt kültür gruplara özgü bir sembol olduğu, gayri İslâmî yaşam tarzına ilişkin bir sembol olduğu, toplumsal değerlere meydan okumak anlamına geldiği, başkasına yanlış örnek teşkil ettiği gibi çok sayıda anlattığım gerekçelere rağmen), İslâm’da bunun bir sorun teşkil etmeyeceğini düşünmektedir. Bu konuyu otoriter bir isim olarak size yönlendirmek istedim. En azından yapmak istediği şeyin din ile örtüşüp örtüşmediği konusunda sizden duyacağı bir yanıt belki etkili olabilir, yardımcı olursanız sevinirim. Bu konudaki cevabınızı kendisine okuyacağım. Benim açımdan bu tür sapkın yönelimler seküler yaşam tarzına yönelmenin önemli bir semptomudur. Bana inanmakta güçlük çektiğini gördüm, cevabınızı bekliyorum. Allah’a emanet olun!

CEVAP

Hâkanî’nin Hilye’sini (Efendimizin (s.a.) ahlâk ve şemailini anlattığı manzum eseri) günümüz Türkçesine manzum olarak çevirmiştim ve İZ Yayıncılık’ta yayınlanmıştı. Şâir, Peygamberimiz’in saçlarını tasvir ederken bir yerde şöyle diyor:

Kulağında kimsede olmayan bir his vardı

Gökte Cibrîl’e Hudâ ne emretse duyardı

Doğalı Güneş gibi Ay gibi o mahcemâl

Kulağında küpesi köle olmuştu hilâl

O gece renkli saçlar dağınık olduğunda

Nice Leyla olurdu Mecnun, kerâmet bunda…

Buradan anlaşılan, bir zamanlar kulağa küpe takmanın kölelik alâmeti olduğudur.

Şimdi küpe takan bir gence sormanız gerekiyor: Bu küpe sana göre neyin sembolüdür?

Gencin cevabı, soruda babasının sıraladığı olumsuz aidiyetlerin sembolü değilse, gencin bunlarla bir alakası yoksa ya makul bir açıklaması var veya moda diye takıyorsa onun uygulamasını diğer vahim aidiyetlerle ilişkilendirmek doğru olmaz.

Fıkıh cephesinden bakıldığında ise bu küpe, altın değilse ve kadınların kullandığı küpelerden farklı ise “kadınlara benzeme özentisine” de bağlanamaz ve bu bakımlardan sakıncalı olmaz.

Gencin küpe takması ana-babanın hoşuna gitmiyorsa ve bundan vazgeçirmek istiyorlarsa dini değil, kültürü ikna aracı olarak kullanmaları uygun olur. Gençleri dinden soğutmak veya din ile problemli hale getirmekten mümkün olduğu kadar sakınmak elzemdir.

Biz yaşlıların, aba-babaların önemli bir yöntem hatamız olduğunu düşünüyorum: Gençlerle ilişki ve iletişim kurarken kendi ufkumuz, kendi dünyamız içinde oluyoruz, gençlerin ise ufukları ve dünyaları farklı olduğu için “farklı dünyanın insanları”nın diyaloğu çıkmazına giriyoruz. Genç, bizim dünyamıza giremez. Biz onların dünyasına girerek duygu, düşünce ve hayalleri ile onları tanımaya çalışmakla işe başlamamız gerekiyor. Ne zaman aynı çizgiyi, ufku, dünyayı yakalarsak o zaman kafalar ve gönüller arasında diyalog başlayabilir.

Google+ WhatsApp