Falanca, filanca kişi..

Falanca, filanca kişi..


Biri kalkıyor bir şey söylüyor. Söyleyen iyi ya da kötü biri olabilir. Ya da kim olduğunu bilmiyor ya da kişiliğinden emin de olamayabiliriz.

 

Kötü bir iş, ilişki, olay hakkında iyilerden bilgi almamız zor. Ya da birileri tövbekar olmuş olabilir, ötekine zarar vermek için konuşabilir yani eski dostları ile yolunu ayırmıştır veya istihbari bir kaynak sözkonusudur. Onlar da gerçeği manipüle edebilirler ya da bazı gerçekleri karartıp, bazı konuları abartabilirler. Yani kime inanıp, kime inanmamak konusu bir akıl ve ahlak konusudur.

 

Önce birilerine olan düşmanlığımız bizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmemeli. Birilerini korumak için birilerinin açığını yakalayıp, “tencere dibin kara” diyene “seninki benden kara” deyip oturmamalıyız. Mesela kişinin, gizlediği “ahvali şahsiyyesine müteallik meseleler” bizi ilgilendirmez. İlgimiz onları bu kötülükten kurtarma ölçüsünde olur. Dedikodu, gıybet ve iftira da. Konu 5 temel mesele ile ilgili ise ve başkalarının hak ve hukukuna yönelik tecavüz anlamı taşıyorsa o konu bizi ilgilendirir. Ya da bir arkadaşımız kötü bir yola düşmüştür, onu nasıl kurtarırız diye o işle ilgileniriz. 

 

Ve biliriz ki, “bazı şeylerin şüyuu vukuundan beterdir” ve “batılın tasviri saf zihinleri idlal eder”. Bu meselelerde, sözü dinleyeceğiz, yanlışına karşı çıkıp, doğrusunu kabul edeceğiz. İş konusunda da öyle. Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun mazlumdan yana zalime karşı çıkacağız. Onlar kim olursa olsun.

 

Adamın biri diyor ki, şu kirli iş konusunda falan muhalif liderle kötü bir iş yaptılar. “Hurraaaa!” herkes saldırıyor. Ama o adam  kendilerinden bir hareketin tepe görevlerinden birine gelmişse suspus. Muhalif lider o kişinin düğününe katılmış. Tamam da, onun yerine gelen şimdiki lider de katılmış. O ilk haber kaynağı söylemiyor, ötekiler söylüyor. Adamın eli-kolu uzun herkesle kanka! O zaman düğününe katılan herkesi söyleyin. Ama bu defa da herkes herkesi tanıyabilir. Bir düğüne katılmak suç olabilir mi? Tamam, şahidlik özel bir arkadaşlık ifadesidir.

 

Bu tiplerin her kesimden dostları olur. Sahi onlar oralara nasıl girdi. Onlara tavassut edenler kimler. O kişiler orada uslu durdular mı yoksa icrai faaliyete devam ettiler mi. Nasıl fark edilmeden yükselip, itibar sahibi oldular. Bunlar sadece Ankara’da, İstanbul’da ya da Londra’da Paris’te, Las Vegas’da, Vatikan’da olmuyor. Tarikatçı şeyhi kılıklı Captagoncuları da gördük, kedicikleri de! Eğer bir yerde alkol, uyuşturucu, kumar varsa fuhuş da mutlaka vardır! Zaten artık bu iş yavaş yavaş alenileşiyor. “Onur yürüyüşleri” bunun bir dışa vurumu değil mi! Artık birileri açıkça bunlara pozitif ayrımcılık yapmıyor mu! Pedofili konusunda 15 yaşındaki çocuklar “cinsel deneyim” özgürlüğü kapsamında bu konuda özgür iradeye sahip, Lanzarotte’ye göre. Hatta bazı ülkeler bu yaşı 13 olarak belirliyor. Pedofili, bunun altı! Çağdaş ve özgür BİREY’lerin GENDER olarak, toplumsal cinsiyet tercihleri için bu deneyimi tercih etmeleri bir özgürlük konusu artık!

 

CEDAW’ın 36. Yılındayız. Bakanlar Kurulu’nun onaya ilişkin 24 Temmuz 1985 tarih ve 85/9722 sayılı Kararı ise, 14 Ekim 1985 tarih ve 18898 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.

 

Hani ben “Bu fuhşiyat işinin türevleri” ile malul kişilere pozitif ayırımcılık uygulayan MOR Holdingleri eleştirirken, “bizim yeşil sermaye, ne buyurur bu hususta” diye sormuştum da, AK Parti içindeki “FETÖ’nün zihniyet ikizi AKP’liler ve bu AKP’lilerin Papatyaları”nı eleştirdiğim için KADEM ve 81 ilde AK Parti ilk teşkilatları hakkımda davalar açmışlardı ya, şimdi eleştirdiklerimden kim kimmiş, son aylardaki örneklere bakıp anladılar mı bu işlerin muhataplarını. Bakalım beni mahkemeye verenler bunları savunabilecekler mi? Bu işler, ensest - pedofili boyutunda Pizzagate örneğinde, pedofili milyarder, Prens Andrew, Donald Trump ve Bill Clinton gibi VIP kişilerin özel arkadaşı Jeffrey Epstein, yargılanmayı beklediği Manhattan’daki hapishanede intihar etmiş ve ardında birçok soru işareti bırakmıştı. Bu örnekte olduğu gibi, bunlar her yerde varlar. LGBT destekçisi AFP muhabirinin gerçek kimliğini aslında, FETÖ’nün operasyonu ile hedef alınan AFP eski muhabiri Mustafa Özer’e sormak gerek!? Fuhşiyatı “onur” meselesi yapanlar  bizde de meydanlara çıkıyorlar artık ve kimi siyasiler, işadamları, sanatçı ve sporculardan kimileri de bunlara sahip çıkıyor.. Ya hu bunlar artık tek kişilik, tek cinslere yönelik işler yapmıyor, “katılımcı, çoğulcu fuhşiyat” aldı başını gidiyor. Bu işin sağı solu da yok, bu işlere bulaşan herkes birbirinin kankası. Ha! Bu arada Ankara’daki, AK Parti Genel Başkanlığının hakkımda açtığı tazminat davasının yeni “tensip duruşması” Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesinde (2020/514 Esas) 09.30’da. 

 

Bakalım aslında bu kişiler üzerinden yapılan tartışmada bütün bir toplum onlar üzerinden imtihana tabi tutuluyor. Bunu hiç düşündünüz mü, kimden yana ve kime karşı duruyorsanız onların günahına ya da sevabına ortak oluyorsunuz din günü birlikte yargılanacaksınız. Herkes karşısındakini “kötü adam” diye eleştiriyor. Oysa kötü adamların doğru sözü, iyi işi de olabilir. İyi adamların kötü sözü ve kötü işi de. Biz herkesin doğru sözü ve iyi işine destek verip iyiliği, güzelliği artıralım, herkesin yalan sözüne ve kötü işine karşı çıkıp kötülüğü ve çirkinliği azaltalım. Bu dünyadaki ve ahiretteki kurtuluşumuz buna bağlı. Kötü kişilerin oltasındaki iyilik “yem”dir. Zira ağuyu altın tas içre sunarlar, bal da onun suç ortağıdır. İyiliklerini kötülüklerinin maskesi yapanlar münafık karakterli kişilerdir ve onlar kötülerin en kötüsüdürler. Hani şu “biz ıslah edicileriz” diyen “bozguncular”, iyiliklere destek verip kötülüklere karşı elleri, dilleri, kalpleri ile mücadele edenleri susturmak isteyenler var ya, onlardan söz ediyorum. Niye “yanlış”a “yanlış”, “yanlış yapan”a “yanlış yapıyorsun” diyemiyoruz. Ya hu! Bazı insanlar CoVID’den korktukları kadar Allah’tan korkmuyor sanki. Allah “başını ört” der örtmezler,  gün gelir “yalandemi” ile kadın-erkek herkese “evde bile maske takın” derler, taktırırlar. İçinde ne olduğu bile belli olmayan bir aşıyı, ölümcül yan etki tehlikesine rağmen yaptırırlar. Birilerine “Keler deliğinden girin” deseler girecekler. Neyse, halimiz ortada. Bu birtakım ahlaksızlara sabah akşam küfredenlerin bir kısmını sanmayın ki ahlaklı oldukları için böyle yapıyorlar. Kıskançlıklarından, kendileri yapamadıkları için öyle davranıyorlar. Bacon der ki (Ben bunları “Yağmalanan Ülke Türkiye” kitabımda Özal döneminde yazmıştım. Bugün tekrar hatırlatma gereği duyuyorum.) “Devlete kara çalan sorumsuz konuşmaların sık sık ve uluorta yapılması, bir yandan yalan-yanlış söylentilerin ağızdan ağıza dolaşarak ilgi görmesi kopacak bir fırtınanın ilk işaretleridir!” Devletin dört ana direği olan Din, Adalet, Yönetim, Hazine’den biri sarsılacak ya da güçsüz düşecek olursa insanların işi artık çok zordur... Yıkılan ocakların sayısı ne kadar çoksa, karışıklığı destekleyenlerin sayısı da o kadar artar. Ayaklanmanın sebepleri dinde reform girişimleri, yasada ve törede değişiklik, imtiyazların geri alınması, toplumda gelen bir baskı, değersiz insanların ve yabancıların yükselmesi, açlık, ordudan çıkarılan askerler, umut kırıklığına uğramış partililer, küskün bir toplumu ortak bir gaye etrafında toplayıp birleştiren bütün buna benzer şeyler..”

 

Bacon’un çare olarak, en fazla yakınılan şeylerden başlayarak, aşırılıktan kaçınılması, israf ve aylaklığın önlenmesi, vergilerin hafifletilmesi, çok üretip az tüketmeyi, tarım, maden ve ulaşımın tanzim edilmesini, ihracatın desteklenmesini tavsiye eder ve “En önemlisi bir ülkede zenginlik ve imkanların birkaç elde toplanmasını önleyecek bir yol tutulmalıdır. Yoksa devlet, varlık içinde yokluktan ölür. Bu da tefecilik ve istifçiliğin, gayrimeşru kazanç yollarının piyasaya hakimiyeti ile son bulur” der. Ayetlerdeki hakikatlar iman konusu. Doğu ve batının bilge kişilerinin uyarılarına da dikkat edelim. Sonuçta Doğu da Batı da Allah’ındır. 

 

Selâm ve dua ile.

Google+ WhatsApp