Evsizler

Evsizler


Kapitalist sistem bireyciliği, egosantrizmi ve maddiyat odaklı bakış açısını yayarak fertleri yalnızlığa sürükledi. Kalpler uzaklaşınca bedenlerin aynı alan içinde yer almasının bir anlamı kalmadı ve insanlar birbirlerinden sıcak bir tebessümü dahi esirger hale geldiler. Bireyler birbirlerine karşı hissettikleri kalbi yakınlığı kaybettiler ve adeta robotlaştılar. Sevme, paylaşma ve empati gibi duyguları zayıflayan insanlar ötekilerin ihtiyaçlarına karşı körleşmeye başladılar ve zayıflar miadı dolmuş bir eşya gibi sokaklara terk edildiler.

 

Dev gökdelenlerle ve korunaklı yapılarla iç içe yaşadığımız bir çağda sokağa terk edilenlere evsiz demeye içim el vermiyor… AVM’lerde vakit doldurmaya çalışanların, çılgınca alışveriş yapanların, yaşadıkları mekânın konumunu, sahip oldukları aracın markasını, tercih ettikleri elbise markalarını gündeme taşıyanların sesleri kulaklarımızda yankılanırken, evsizlerin soğuk kış gecelerinde bankamatiklerde, duvar diplerinde günü kurtarmaya çalışmalarını kabullenemiyorum. Hayatlarımızdaki bunca konfora rağmen yüzlerce insana evsiz denmesine içim elvermiyor. Ama ne yapabilirim ki; evi olmayana evsiz deniyorsa bu insanlar evsiz, halini hatırını soracak kimsesi olmayana yalnız deniyorsa bu insanlar yalnız ve korunaksızlar.

 

Sabahın erken bir vaktinde gazetelere göz atarken, karşınıza bir kadının kilo takıntıları ile ilgili yorumları çıkar ve okumadan geçersiniz. Sonra siyasilerin ne bir insana ne de kurda kuşa fayda getirmeyecek polemikleri ile karşılaşır ve neşenizi tamamıyla kaybedersiniz. Dışarı çıktığınızda ise insanların asgari ücretle hayatta kalabilmek için direndiklerini görürsünüz ve zihniniz karışır, çelişkilerin içinden bir türlü çıkamazsınız.

 

Başınızı çevirdiğiniz her yönde katledilen adaletin izlerine rastlar ve özlemle sarılırsınız toprağa. Bir kadının köpeğine yaptığı aylık masrafın miktarını duyduğunuzda ise zihninizde evsizlerin yürek burkan hikâyeleri canlanır ve suçluluk duyarsınız. İsrafın oluk oluk aktığı bir çağda bir insanı evsiz olarak tanımlamak çok ağır gelir ve sessizliğe gömülürsünüz. Eğer evi kaybetmişseniz güvenliğinizi, sosyal çevrenizi, güç aldığınız bütün sevgi nesnelerinizi ve neşenizi de kaybetmişsiniz demektir ki, bu ağır bir travma sebebidir. Nitekim evsizlerin büyük çoğunluğu bu travmayı atlatamayıp ruhsal sorunlara müptela oluyorlar.

 

Evinizdesiniz ve kendinizi ne kadar güvende hissediyorsunuz değil mi? Başınızı duvara yaslayıp, içinizi dinliyorsunuz ve duygularınızı ailenizle paylaşabiliyorsunuz… Peki, bu imkânlardan mahrum kalmış olsaydınız ne yapardınız? Ev yıkılmış, evin duvarları aşınmış ve viraneye dönmüş olsaydı sırtınızı nereye yaslardınız? Ev demek anne demek, eş demek, çocuk demek, arkadaş dost demek ve evin yıkılması demek bütün bu değerlerin yıkılması demektir ki, bu oldukça ağır bir sınavdır.

 

Kapitalist sistem toplumu ayakta tutan dostluk ve dayanışma bağlarını kopararak bireyleri çaresizliğe sürükledi. İslam’ın zayıf olana el uzatın ilkesine karşın mevcut sistem güçlü olan ayakta kalır düsturu ile hareket edip bireylerin vicdani hassasiyetlerini köreltti. Ve insanlar ormandaki hayat misali güçlü olan savaşır ve hayatta kalır inancıyla hareket edip sokağa terk edilen kişileri görmezden gelmeye başladılar. Paylaşım merhamet duygusunu geliştiren bir değerdi, bireyler bu değerden uzaklaşınca kalpler çoraklaştı ve insanlar birbirlerinin acılarını hissedemez hale geldiler.

Google+ WhatsApp