Esneme hareketlerinin entropisi…

Esneme hareketlerinin entropisi…


‘Körfez İşbirliği Konseyi (KİK)’ üyeleri ile, biz Körfez diyelim, Avrupa Birliği arasında bir çapraz ilişki, hizalanma var…

Her iki parçanın içinde bu hizalanmaya gönül vermiş öncüler, o kadar gönüllü olmayan ülkeler var…

Körfez ülkeleri içinde Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan bu öncü ve gönüllülerden. AB tarafında ise, mesela Fransa, Yunanistan, Rum Yönetimi heyecanla hizalananlardan.

Ayak sürüyerek, kerhen bu matrise katılanlar da var. Ya da hiç katılmayanlar. Bir ucunda mesela Katar. Diğer ucunda mesela Almanya. Bir de hepsi üzerinde az veya çok etkisi olan ülkeler var. İngiltere gibi. Ama profilini tam göremiyoruz, gölgesizdir.

Nihayet bu “çaprazlama”nın katalizörü olan İsrail var. Önemli. Hepsinin içinde ve üzerinde ise ABD. Washington tümüne rehberlik ediyor. Aralarında Akdeniz kalıyor; Libya, enerji havzaları ve yolları, Kuzey Afrika dahil.

Bizim şu sıra uyanık olmamızı gerektiren ilk satırda yazan; Körfez ile AB arasında hizalanma var!

Ve ikinci bilmemiz gereken; hizalanma haliyle Türkiye’nin lehine değil. ‘Nasıl, ne kadar değil’i anlamak için ‘konsültasyon’ gerekiyor…

Ankara’nın görünen yaklaşımı şu;

“Birincisi, kışkırtmaların son bulması. AB zirvesine kadar yatıştırıcı, uzlaştırıcı dil kullanılması. Bizim beklentimiz Yunanistan’ın, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin veya Fransa’nın herhangi bir kışkırtmaya neden olmaması. Çünkü olursa, Türkiye’de haklarını korumak için karşılık verecektir”…

Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Faruk Kaymakçı’nın, Türkiye-AB yolunu 5 parametreye bağladığı röportajın ilk maddesi bu. (01/02, D. Tümer, Milliyet.)

Son maddesi ise reform sürecinin, Türkiye hakkında AB ülkelerindeki yanlış algıyı tersine çevireceği ve Türkiye’yi tam üyeliğe yaklaştıracağı. Doğru, yanlış, gerçekçi veya değil ayrı konu. Ama bu bakışın 25-26 Mart’taki zirvede Türkiye’nin AB ile yolunu çizeceği düşünülüyor.

Ankara’nın meseleyi kavradığı açıyı naif bulabilirsiniz. Öyle de gözüküyor. Ancak, yeni ABD yönetimi, tazelenecek transatlantik ilişkiler, NATO hassasiyetleri, AB zirvesinin atlatılması ihtiyacı, AB iç dengeleri/rekabeti, bilhassa ekonomi ve 2023 seçimleri, konunun cerrahi incelikte ele alınmasını gerektiriyor.

Konsültasyona geçerken bu cepte. Tanı koyarken genel durumu gözden kaçırmayalım diye…

‘GÖZLEMCİYE BAĞLI OLARAK AYNI OLAYIN SÜRESİ DEĞİŞİR’…

Bir, Biden yönetimindeki ABD’nin ilk işlerinden biri, İsrail’le normalleşme sürecinin bir parçası olarak kimi ülkelere satılacak silah satışlarının askıya alınması oldu. BAE ve S. Arabistan’ın ismi özellikle zikredilerek.

Kimse bu silah satışlarının durdurulacağını düşünmüyor. Peki niye donduruldu? Bölgeye yönelik Amerikan stratejik beklentisine uyumlu olmaya devam edip etmeyeceklerini sağlama bağlamak için.

İki, Biden,-ekibi bir yana-gerçek bir Yunan-sever. Seçim bölgesindeki Yunan varlığından kampanya destekçilerine, senatörlüğü sürecinde Atina’ya vaadlerine, kişisel sevgisine kadar durum bu. Yunanistan bu yüzden Biden’ın seçilmesine sevindi ve şimdi daha rahat hissediyor.

Üç, Dedeağaç’a yapılan yüksek ABD askeri yatırımları. En son geçtiğimiz hafta sonu 30 ABD saldırı helikopterinin (Black Hawk) yapılan ortak tatbikatın ardından Yunanistan’da bırakılması. Ki, Türkiye-Yunanistan arasında başlayan 61’inci istikşafi görüşmenin ardından yaşandı.

Dört, BAE ve S.Arabistan’la vahim denebilecek boyutlara yükselen Katar ile ilişkilerin ABD aracılığıyla düzeltilme hamlesi.

Beş, Yunanistan’la birlikte Akdeniz’de gerçekleştirilen birden çok tatbikata yine BAE ve S.Arabistan’ın savaş uçakları ve gemiler göndermesi. İsrail’in de buna katılması.

Altı, Hem Yunanistan’daki hem de BAE ve S. Arabistan’daki Amerikan askeri üslerinin güçlendirileceğinin açıklanması.

Yedi, İsrail’in, Pentagon’un EUROCOM’undan CENTCOM komutanlığına devredilmesi.

Sekiz, İsrail’in hem Balkanlar’da (son olarak Kosova ile diplomatik ilişkilerin 1 Şubat’ta başlayacağının duyurulması) hem Kafkaslar’daki (Azerbaycan) varlığı.

Dokuz, ABD’nin Esad yönetimi ile Suriye’de şartlı müzakerelerde başlayacağı haberlerinin Ortadoğu matbuatında yer almaya başlaması.

KARŞINIZDA BİR KADRO HAREKETİ VAR…

On, ABD’nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Richard Mills’in, Türk ve Rus askerlerin Libya’dan derhal çekilmesi çağrısında bulunması. Böylece Akdeniz’i üçgene alan hattın tamamlanması.

On bir, Bu satırlar yazılırken Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Alman mevkidaşı Kramp-Karrenbauer ile ‘Doğu Akdeniz’ başlıklı görüşme için Berlin’e uçuyordu. Siz okurken gerçekleşmiş olacak.

On iki, Önümüzde bir siyasi kadro var; Biden-Austin-Blinken-Sullivan-McGurk. ABD Başkanı, Dışişleri Bakanı, Savunma Bakanı, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı ve Ortadoğu-Kuzey Afrika Masası’nın başı. Bu hattın dizilişi de duruşu da iyi değil.

Türkiye’nin bu takımdan gelecek/gelmeye başlayan topları yumuşatmaya çalışmasını ve bunun için uyguladığı pratikleri anlıyoruz. Akılcı ve yerinde olduğunu görüyoruz. Zamana duyulan ihtiyaç da ortada.

Ancak, Ankara’yı muhatap alacak politikaların, AB ve ABD tarafından birlikte uygulanacağına ilişkin “mutabakatı”, buna eklemlenen Körfez’i, Akdeniz ve Ortadoğu dosyalarını daha da temkinli ele almakta fayda var.

Bu haritanın şu an açık ucu, İran-Afganistan-Hindistan köşesidir. Türkiye ‘araya girebilir’!

Google+ WhatsApp