Eskiz…

Eskiz…


Biden’lı ABD yönetiminin dış politikada önce Rusya’yı cepheye alacağı, Avrupa Birliği’yle ilişkileri “transatlantik ittifakı”nı ihya ederek tazeleyeceği kabulü güçlü ihtimal sayılıyorsa, Türkiye’ye yönelik politikalarının ‘bu çerçeve içinde’ nasıl olacağını kestirebiliyor muyuz? Washington’un Trump kadar Ankara’ya yakın durmayacağı ortada. Ama mesafenin ölçüsü önemli…

Amerika, Avrupa ile ilişkilerini yeniden kurarken, sıkça atıf yapılan II. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş dönemindeki gibi ‘iç-içe’ mi olacak, yoksa yeni küresel düzenin şartlarına göre yeni angajman kuralları mı getirecek?..

Eğer öyle ise, Türkiye ile ilişkileri bu angajman kuralları özelinde nasıl olacak?..

Yani Rusya’yı daha açık ve Çin’e göre daha evvel cepheye alacaksınız, Avrupa’yı buna göre baştan kuracaksınız, NATO’yu da yine uyumlu olsun için “reforma” tabi tutacaksınız, Türkiye’nin adı geçen tüm bu ülke ve uluslararası kuruluşlarla ilişkili olarak nasıl ele alınacağını düşünmeyeceksiniz?

Türkiye’ye yaptırımların tartışıldığı AB Liderler Zirvesi bu konuların girizgâhını da konuştu! Biz doğal olarak kendi derdimize düştüğümüzden bu çıktıları hiç okumadık…

İngiltere ile Brexit müzakerelerinin hararetli masalarda görüşüldüğü ve çıkmaza sürüklendiği, Doğu kanadında Türkiye ile ilişkilerin hem ABD hem AB açısından kötü gittiği zamanlamada yapılan AB Zirvesi, Biden’lı ABD ile ilişkilerin önünün temizlendiği bir oturum oldu.

Tartışmanın merkezinde, AB liderliği için Almanya-Fransa rekabeti vardı. ABD ile ilişkiler hakkında kesin sonuçlar bir sonraki, yani Biden’ın Oval Ofis’e yerleşmiş olacağı-belki bizzat katılacağı bir başka-erken tarihli buluşmaya ertelendi. Ama NATO ilk defa AB ile resmen buluştu ve ortak basın toplantısı düzenledi…

‘Ateş Arabaları’ diyelim, Paris-Berlin yarışından Almanya galip çıktı. Fransa, Avrupa’nın özerk dış politika ve güvenlik anlayışı geliştirmesini isterken, Almanya bu savunmanın ‘yeni NATO’ içinde yürütülmesini istedi. Sonunda o yol kabul edildi. İhya edilecek NATO’da ön alacak ve artık Berlin liderliğinde bir AB ile.

Bu güçlenmiş Almanya’nın NATO içinde rütbe alması demek. Aynı zamanda; ikinci büyük savaş sonrası kurulan Avrupa nizamının, Almanya’nın ‘kötü alışkanlıklarını’ tekrarlamaması için düzenlenmiş mimarisinin de gevşemesi anlamına geliyor…

Avrupa için bu cümleleri kurmak, dibine kadar çakılmış bir zihinsel sabiti ırgalamak demek. Bu yüzden kabul edilmesi bir yana anlaşılmasında dahi zorlanılıyor.

Belki, Almanya’nın son yıllardaki savunma harcamalarına bakmak veya ‘ordusu bile yok’ diyenlere, bir çok ülkeye gelişmiş savaş makinaları üretip satan Berlin’in, ‘nasıl ordusu/kapasitesi olmaz’ diye sormak teşvik edici olabilir ama.. Benzer çok veri olmasına rağmen, Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeir’in, ‘bundeswehr’-Silahlı Kuvvetler’in kuruluş yıldönümündeki sözleri daha anlamlı gelebilir…

“Joe Biden döneminde bile Avrupa, ABD için eskisi kadar önemli olmayacak. Ülkemizi ikili bir sorumluluk ve göreve sahip görüyorum; Avrupa’da Alman liderliği ve NATO’da Berlin için daha güçlü bir rol”!..

Hatta; “Askerlerimiz bu ülkenin kendilerine sağlayabileceği en iyi donanımla, siyasi alanın tanımladığı görevi yerine getirmelerini sağlayacak teçhizatla donatılma hakkına sahiptir”…

İlginç değil mi?..

Devam…

İngiltere’nin AB’den ayrılması tam bu demek. Türkiye’nin AB ilişkilerinin gevşemesi tam bu demek. Bir seri Avrupa ülkesinin ekonomik kriz ve askeri zayıflığının iyice artması, iç kargaşalar, salgın vs. hep bu demek.

Üstüne, bir yanda eski sınırlarını yoklayan bir yandan yine Almanya ile projeler (Kuzey Akım-2 gibi) yürüterek akıl çelmeye çalışan Rusya, diğer yanda, görkemli ekonomik vaadler ve Londra-Pekin hattını Avrupa’nın mümkün olduğunca çok ülkesine dokunarak, limanlarına kadar sirayet eden Çin.

Kabaca hal böyle iken…

Yeni transatlantik ittifakı için Türkiye ne anlama gelmektedir?..

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu son AB zirvesi sonuçlarını değerlendirirken şöyle diyor; “Almanya ile anlaşamadığımız konular var. Her söylediklerini takdir etmiyoruz. Fakat Almanya’nın Avrupa’da gerçekten farklı bir duruşu var. Sadece Türkiye ile ilgili değil. Avrupa’nın geleceği ile ilgili. O yüzden son zirvede Almanya’nın tavrını takdirle karşıladık. NATO toplantısında da söyledim bunu”…

Adı geçen NATO toplantısında neler olduğunu da, Fransa Dışişleri eski Bakanı Hubert Vedrine’in Avrupa’da ilgi çeken yakınmalarından öğrenelim; “Avrupalı bakanların NATO’da Fransız fikirlerini desteklememesine şaşırdım. Avrupalılar şizofreni halindeler. (Macron’un, ‘NATO’nun beyin ölümü’ sözlerini hatırlayalım) İttifak ABD etkisinde kalıyor. NATO toplantısında ve Fransa-Almanya ikili görüşmelerinde fikirlerimizin karşılık bulmadığını gördüm. Paris, NATO’da 30 ülkeden ancak 7’sinin desteğini bulabildi. NATO’da, Türkiye olmadan bir şey yapılamayacağı fikri hakim. Biden Türkiye karşıtı olmayacak. Ancak Trump’a göre Türkiye’ye daha kayıtsız kalacak”…

Eh, bunu da ilginç bulmak zorundayız…

Bu alıntılar, ABD yönetiminin Türkiye’ye iyi davranacağının ispatı sayılamaz. ‘Beklenen daha iyi’ belki. Bunu samimiyetle yapacağı da söylenemez.

Ama ABD-Avrupa-NATO üçgeni yeni mürekkeple çizilirken bir nihai hedefi olması lazım. O hedef Ankara’nın kapısının çalınmasını mecbur bırakıyor.

Mühim mesele, Ankara’nın bu sefer de kapıyı açıp-açmayacağı. Aralasanız bile sızıyorlar çünkü…

Google+ WhatsApp