Erişimi olmayan kelimeler

Erişimi olmayan kelimeler


İnsanların metinlerle ilişkisinde görünürlüğü giderek artan bir yüzeyselleşme yaşanıyor sanki son yıllarda. Birçok farklı etken rol oynuyor olabilir bu durumda ama bana öyle geliyor ki internet kullanımının yaygınlaşmasıyla topluma sirayet eden yeni kültürün neticelerinden biri bu. İnternet belli bir içerikle ama ondan çok daha önce tasarımlara ve imajlara dayalı bir görsellikle hayatımıza girdi. Bu cazibe katılmış görsel menü (yüzler, arayüzler vesaire) ile dikkatimizi kendine çekti. Metin elbette vardı bu bütünün içinde ama çoğu zaman aslî bir misyonla değil, bir başrol oyuncusu gibi değil, daha ziyade tasarımı tamamlayan, görselin emrinde ve hükümranlığında bir yan unsur, bir tamamlayıcı malzeme olarak... Zihinlerimiz, metinlerle ilişkisinde alışık olduğumuz pratik düzenden bir başka düzene geçerken durumu yadırgadı önce. Ancak uzun sürmedi bu itirazî hal, internetin hızla yaygınlaşıp neredeyse bütün hayatın odağı haline gelmesiyle, hayatın dili, üslubu, algısı biz kayda değer bir direnç koyamadan zihinlerimize yerleşti. Bugün, hayatının büyük bölümünü internetsiz bir dünyada geçirmiş ve hızla marjinalleşen orta yaş üstü kuşağın ufak tefek itirazları, giderek cılızlaşan isyanları ve tükenmeye yüz tutan dirençleri dışında bu yeni zihinsel düzene ayak direyen pek kimse kalmadı.

 

Bu kötü bir şey mi peki?

 

Bu saatten sonra meselenin iyiliği ya da kötülüğü hakkında itirazlar geliştirmenin, ilkesel tartışmalara girişmenin bir yararı olur mu, bundan emin değilim. Yeni düzen çoktan hükümranlığını ilan etmiş, insanları zihinsel olarak kendine bağlamış görünüyor. Meseleleri internet kültürünün yaydığı gibi anlamaya, gündemimizi oradan belirlemeye, internetin dayattığı ve neredeyse hepimizi teslim aldığı bir dil, üslup ve algı ile insana, hayata, fikirlere ve duygulara bakmaya, böyle daraltıcı, özetleyici, kısaltıcı, kısıtlayıcı, indirgemeci bir zihinsel seyir içinde yaşamaya mahkum hale geldik görünüşe göre.

 

İnternetin kendisi dahil her şeyi bu vazgeçilmezleşen, değiştirilmesi teklif dahi edilemez hale gelen yeni kültür içinde tartıştığımızdan, bu esaret kozasından çıkmamız hayli zor görünüyor.

 

İşte bu gerçeğin, yani yeni internet kültüründen edindiğimiz bu yeni gerçekliğin keyif kaçırıcı neticelerinden biri gibi geliyor bana; duygu ve fikirlerin derinliğine yaşadığı, yaşatıldığı, zamana karşı dayanıklı edebî, kültürel, felsefî ve irfanî metinlerin yeni görselleşme ve görselleştirme dalgaları karşısında hızla hafifliyor, aslî ağırlıklarını yitiriyor, yüzeyselleşerek malzemeleşiyor olması.

 

Çok basitçe örnekleyeyim... Mesela, ‘güzellik’ kavramıyla ilgili soyut, ruhsal işaretler taşıyan ve alabildiğine derinlikli göndermeleri olan felsefî ifadelerin, bütün o zengin muhtevasından uzaklaştırılarak neredeyse birbirinin aynı yapaylıkta gülümseyen milyon tane portre fotoğrafına altlık yapılması, fon kılınması, malzeme edilmesi... Mesela sararan güz yaprakları ile ilgili bir şiirin, her cep telefonu olan kişinin çekebileceği yüksek pikselli ama alelade bir yaprak fotoğrafıyla eşleştirilmesi... Zihinlerde onlarca çağrışıma kapı açması beklenecek ufuk açıcı ve sanatkârane kelimelerin birkaç saat içinde unutulacak eften püften bir trendtopic goygoyuna kurban edilmesi...

 

Bütün bu harcıalem görsellemeler bu kadarla kalsa, aynı hafifleme ve daralma zihinlerde de yaşanmasaydı pek o kadar mesele olmazdı. Ama öyle değil! Bu ve bunun gibi örnekler, internet üzerindeki mecralarda her gün sayısız örneğine rastlayabileceğimiz ve artık her yeri kapladığını itiraf etmek zorunda olduğumuz yeni kültürün bizi zihinsel ve duygusal olarak nasıl bir sığlığa, nasıl bir yüzselleşmeye, hayatın aslî zenginliğine, enginliğine, derinlik ve güzelliğine nasıl yabancılaşmaya götürdüğünün kahırlı işaretleri...

 

Metinler aynı metinler, zaman içinde ayakta kalmış, insana ve hayata değer katmış, anlam dünyamıza paha biçilemeyecek zenginlikler katmış metinler... Ama insanlar aynı insanlar değil artık! Yeni insanlar, yani bizler, elimizin altındaki bu servetin yabancısıyız artık. Her gün o paha biçilmez kelimelerle oynuyor, oynuyor ama bize ne söylediklerini işitemiyoruz.

 

Kitaplar bugünlerde daha çok satıyormuş, doğrudur. Mesele buysa, mesele yok!

Google+ WhatsApp