Ercümend Özkan Neden Farklıydı?

Ercümend Özkan Neden Farklıydı?


Özkan İslamî hareket bir kişi ile bile olsa İslamî harekettir, asla bitmez diyordu. Modern cahiliyeden kurtulup, İslamî bir hayata kavuşmak isteyen her mümin, tek başına bile olsa Allah rızası için çalışmalarını sürdürmek zorundadır. Ercümend Özkan bu bakımdan günümüz insanına iyi bir örnekliktir.

 

Dekalog kitabının (Açılım kitap, İst-2013) Marksist yazarı Osman Özarslan, kitabın sonuna doğru, artık düşüncesini toparlayıp netleştirme babından, ardıç ağacının ekim-dikimiyle ilgili bir bilgi paylaşmakta ve o bilgi üzerine bir fikir bina etmektedir. Yazar hikâyeyi şöyle anlatmaktadır: Ardıç ağacı insan eliyle dikilmez, bilinen bir tohumu da yoktur. Ağacın dallarındaki tohumlar ardıç kuşu tarafından yenilir. Sonrasında o tohum ardıç kuşunun midesinde sindirim sistemi tarafından özel bir işleme tabi tutulur. Ardıç tohumu, ardıç kuşunun midesinde geçirdiği dönüşümden sonra dışkılanır ve işlemden geçirilmiş bu ardıç tohumu uygun/doğru bir yere düşerse, orada yeni bir ardıç ağacı yetişir.

 

Osman Özarslan bu hikâyeyi kendi ideolojisinin öncü isimleri hakkında, nasıl düşünce ürettiklerini açıklamak için anlatmaktadır. “Usta düşünürlerin bilgiyle kurduğu ilişki, biraz böyle bir şey diye düşünüyorum” diyor. Sonra şuraya geliyor: Kendi çağlarındaki pek çok siyasetçi, felsefeci, ekonomi-politikçi komünistin de malumu olan bilgiler Marks’ın ya da Lenin’in zihninde ideolojiye dönüşmüştür. Platon, Aristo, Kant, Descartes, Hegel, Marks, Lenin felsefi-siyasi kod sistemleridir. Bu sistemlerin içine attığınız bilgi, bu sistem içinde belirli işlemler ve belirli sonuçlara ulaşır. (Yazarın bu tespitini daha iyi anlamak için, bir internet sitesinin yapımcı, yönetici ve okuyucuları üzerinden yaptığı sembolleştirmeyi de bilmek gerekiyor. Bir siteyi yapan, onun kod sistemine vakıftır. Site onun eseridir. Siteyi yöneten, sadece kullanıcı bilgilerine sahiptir. Siteye girip çıkan, oradaki bilgileri okuyan ise site üzerinde hemen hiçbir tasarrufa sahip değildir, pasif bir takipçidir).

 

Ben de ardıç tohumunun serencamını Ercümend Özkan’a uyarlamak istiyorum. Bunun için şu soruyu sorarak başlamak istiyorum: Ercümend Özkan’ı farkı kılan neydi?

 

Ercümend Özkan öncelikle iyi bir okuyucu idi. Hayatı ve kitabı iyi okuduğu için, aynı nesneye birlikte baktıkları diğer insanlardan farklı sonuçlar çıkartabiliyordu. İyi bir okuyucu olması dini anlama, kavrama ve anlatma işinde kendisine değer katıyordu. Bu cümleden olarak o, Din’in hiçbir çıkara alet edilmemesi gerektiğini, işin başında kavramıştı. Onun zihnine iki göz, iki kulak ve bir müdrikeden giren Kur’an ve sünnet bilgileri, kalbinde imana, uzuvlarında salih amele dönüşüyordu. Bir de bu alanda doğal davranıyor, “benim bildiklerimi bilseydiniz…” gibi kasıntılara girmiyordu. Bilgiyi bilgi için değil, iman ve amel için edinmeye çalışıyordu.

 

On beş asırdır İslam alemini kasıp kavuran hurafeler herkes gibi onun da duyu hassalarına çarpıyordu. Kitaplar dolusu israiliyyat ve mesihiyyatın farkındaydı fakat bu hurafeler onun aklını bulandıramıyordu. Çünkü hurafeleri sorgulayacak akla sahipti.

 

Öte yandan, modern hurafeler de ona çelme takamıyordu. Taksaydı o da pozitivist, hümanist, feminist etkilerden payını alırdı. Kur’an’ın bazı müteşabih ayetlerinin peşine düşerek, bilimsel/entelektüel(!) tartışmalarla İslamcılık yapmak yerine, Kur’an’ın önerdiği hayatın bu çağda nasıl kurulacağına kafa yormak gerektiğine inanıyordu.

 

Tasavvuf kitaplarını pek çok insan gibi o da okuyordu fakat başkalarının, gassalın önündeki meyyit gibi bağlandığı mistisizmi, Müslüman aklı ile sorguluyor, Kur’an’la ve sünnetle tartıyordu. Aklını ipotek ettirmeyen her Müslüman, Allah’ı beşerîleştiren, beşerî tanrılaştıran mistik felsefeyi, vahdet-i vücut doktrinini rahatlıkla tefrik edebilir ve bunun adını da koyabilir. İşte Özkan da böyle yapmıştı: Tasavvuf ayrı bir dindir demişti. En az onun kadar bu ‘ayrı din’in bilgilerine vakıf olan başkaları neden tasavvufu İslam sanıyorlardı? Çünkü onların kod sistemi, kafa bulandırmama, Müslüman halkın inancıyla oynamama, İslam büyükleriyle uğraşmama gibi, şirki muhafaza etme maslahatçılığıyla maluldü.

 

Fethullah Gülen fitnesini bidayetten kavramış, karanlık güçlerle olan aşk-ı memnusunu fark etmişti. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra “biz demiştik” kuyruğuna girenler o gün, “ağabey yapma, bu kadar da deme”, “Müslümanların üzerine bu kadar gitme!” diyerek takoz görevi yapanlardı. Özkan İslamî kılıflı bir hıyanetten bahsediyor, ötekiler ise “hocaefendi demişse, vardır bir bildiği” ilkesinden(!) hareket ediyorlardı.

 

Ercümend Özkan bir arapça hocası değildi fakat Kalem, Alak, Müzzemmil ve Müddessir gibi surelerin, İslam’la küfrü birer ayrı din/millet olarak tanımlayan mesajlarındaki açıklığı anlamıştı. Geleneksel tefsir müzzemmil ve müddessir ayetlerini adeta Rasulullahın yatıp uyuduğu battaniyeye sarmalanırken o, bu ayetlerdeki bir sistem bilincini görüyor ve gözleri fal taşı gibi açılıyordu. Müslümanlarda Kafirûn suresini bilmeyen yoktur fakat zihin kodları başka türlü biçimlenmiş olanlar Kafirûn suresini, çoğulculuğun referansı sayıyorlardı. Laiklik din ve inanç özgürlüğüdür cümlesini kurarken, “bakınız: Kafirun suresi” notunu düşüyorlardı. Özkan’ın kodları ise bu sureyi din ayrılığının en keskin mesajlarından biri olarak algılıyordu.

 

Ercümend Özkan düşüncesinde laiklik ve demokrasi küfür ve şirkten başka türlü tanımlanamazdı. Bu tanımlamanın doğuracağı toplumsal, siyasal ve hukuki sonuçlarını göze alıyordu. Allah’ı kabul etmek sadece yoktan var eden, rızık veren, gaybı bilen, her şeye galip olan değil, aynı zamanda hükmetme, şeriat koyma yetkisinin de tek başına sahibi olduğunu kabul etmeyi gerektiriyordu. İman ettiği din böyle söylüyordu. Aynı din başkalarına aynı şeyi söylemiyordu(!). Kitleler fevç fevç demokrasiye biat ederken o, Allah’ın hükümleri olan İslam’a biat ediyor, demokrasinin Allah’ın dinini hayattan uzaklaştırma esasına dayandığını ileri sürüyordu. Demokrasi ile İslam’ın bir koltukta taşınamayacağını, Anadolu insanının anlayacağı dille anlatıyordu.

 

Özkan, tutarlıydı; heva ve heves rejimi dediği demokratik rejim yerine İslam’ın iktidar olması için bütün gücüyle mücadele etti. Mahkemede savunmasında şöyle diyordu: Bana yüz sene ceza verseniz, cezam bitince Allah bana bir sene daha ömür verse, o yüz birinci senemde yine bu laik Kemalist rejimi yıkıp, yerine İslam devleti kurmak için çalışacağım! O, yerini İslam’a terk etmesini istediği sistemin içinden mücadele edilemeyeceğini biliyordu. Nebilerin hayatları bunun en canlı örneğiydi. Seçimlere girerek, demokratik mücadele yöntemiyle sistemin değiştirilemeyeceğinin, bilakis sistemin, kendisini değiştirmek isteyenleri sistemin değiştireceğinin çok iyi farkındaydı. Meyhanenin işleticisini değiştirmekle meyhanede neyi değiştirmiş olursunuz diye soruyordu.

 

İmam-Hatip okulları, İlahiyat fakülteleri, Kur’an kurslarının artırılması, camilerin “ardına kadar açık” olması, Cuma namazlarının büyük bir görkemle kılınması, hac ve umre turları gibi dinî görünürlükleri Ercümend Özkan neden İslamizasyon olarak adlandırıyor da, başkaları mevzi kazanmak, İslam’ın yükselişi vs. olarak algılıyorlardı? Çünkü o, İslam’ı İslam’la savma (engelleme) siyasetini görüyordu. 1992 yılı ağustos ayında (İktibas, 164. sayı) yazdığı ‘Beklenen Kasırga’ yazısıyla, Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın, geleneksel İslam’ı yanına alarak, Kur’an İslam’ının önüne dikmek olarak nitelendirdiği İslamizasyon politikasına karşı uyarı görevini yapmıştı. Bugüne kadar sistem geleneksel İslam’la mücadele ediyordu, bugünden itibaren ise geleneksel İslam’ı yanına alarak Kur’an İslam’ının üzerine saldığını söylüyordu. Onun, “beklenen kasırga” uyarısına cevap sistemden değil, çoktan İslamizasyon projesine gönüllü yazılmış ılımlılardan geliyordu. Ercümend Özkan 2021 yılına kadar yaşasaydı acaba kaç tane kasırga yazısı yazması gerekirdi? Aslında onun, şu anda ülke yönetiminin zirve noktasında bulunan kişilerin de bulunduğu dinamit programındaki konuşmaları, yeni bir kasırga uyarısı mahiyetindeydi. Söz konusu yazısını bitirirken şöyle diyordu: “Evet biz Yaradan’a iltica ederek O’na kulluk etmeye, kitabı Kur’an’ı ahlak edinmeye yönelmiş Müslümanlar olarak varlığımızı korumasın yine O’ndan istiyor ve bekliyoruz. Bu rejime ve temsil ettiği tağuta teslim olmamaya kararlı kullarının sayısını daha çok görmekten Rabbimizin de hoşnut olacağını biliyoruz. Daha şimdiden, kasırga esmeye başlamadan bu sakin yolun önünde yürüyenleri de tıpkı Nuh (as)’ın oğlunu uyardığı gibi uyarıyor ve ‘Tufan kopacak, gel gemiye bin ve kurtul’ diyoruz. Bize uyarmaktan başka ne düşer ki!”

 

Özkan İslamî hareketin metodu da İslamî olmalıdır diyor ve metodun akideden çıktığını söylüyordu. Rabbani metodu, Rasulullah’ın tebliğ mücadelesinden çıkartıyordu. Rasulullah’ın içinde yaşadığı düzenle hiçbir şekilde uzlaşmaması, uyuşmaması, anlaşmaması, taviz vermemesi, teviller yapmaması ve gönderildiği mesajın hiçbir ögesinden vaz geçmemesi olarak özetliyordu.

 

Kimi insanlar her doğru her yerde söylenmez diyordu. Ercümend Özkan ise “doğruları söylemenin zamanı ne zaman?” diye soruyordu. Bir çoban köpeğinin, bekçilik yapmakla görevlendirildiği hanenin koyunlarına saldırması belki sıradan bir olaydı ama Özkan bunun adını, siyasi literatüre girebilecek şekilde ‘kanaralaşmak’ olarak koymuştu.

 

Özkan bir mümin olarak İslam’ın, Allah ve Rasulünün dostuydu. Allah ve Rasulünü dost edinenlerin de dostuydu. Velayet-velilik kavramında bunu ortaya koymuştu. İnsanların aslında İslam’ı sevdiklerini ama İslam’ı bilmediklerini her fırsatta dile getiriyordu. Küfrün, şirkin tavizsiz düşmanıydı ama kişileri tekfir etmiyordu. Bu cümleyi inandırıcı bulmayanlar, hayattayken yayınladığı 193 adet iktibas dergisine ve kitaplaşmış yazılarına bakabilirler. Buna rağmen bazen tekfirci, bazen hadis inkarcısı, bazen de sünnet düşmanı olarak yaftalanmaktan kurtulamamıştır. Hadis eleştirmekle insan hadis düşmanı olsaydı, Hz. Ömer, Hz. Aişe gibi sahabeden başlamak üzere, bilhassa hadis tedviniyle ilgilenen imamların en büyük hadis düşmanı sayılmaları gerekirdi.

 

Ercümend Özkan insanlarla müzakere etmekten, fikir alış-verişi yapmaktan çekinmiyordu. Fakat her esen rüzgârda eğilerek, mevsimlik görüş değiştiren bir insan değildi. Önemli meselelerde yeni bir kanaate ulaşsa bile, yakın arkadaşlarıyla müzakere etmeden görüş değiştirmiyordu.

 

Özkan İslamî hareket bir kişi ile bile olsa İslamî harekettir, asla bitmez diyordu. Modern cahiliyeden kurtulup, İslamî bir hayata kavuşmak isteyen her mümin, tek başına bile olsa Allah rızası için çalışmalarını sürdürmek zorundadır. Ercümend Özkan bu bakımdan günümüz insanına iyi bir örnekliktir. Ercümend Özkan’a ve ömürlerini aynı dava uğrunda tüketmiş başka öncülere Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyorum.

Google+ WhatsApp