Enfüsden Âfâka Bir Tefekkür Eylemi

Enfüsden Âfâka Bir Tefekkür Eylemi


“İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirerek yan çizer; başına bir kötülük gelince uzun uzun yalvarır durur.” “De ki: «Kur’an Allah katından gelmiş olup da siz de onu inkâr etmişseniz, söyleyin bana, derin bir çıkmazda bulunan kimseden daha sapık kim vardır?”

 

“Onun hak olduğu meydana çıkıncaya kadar varlığımızın belgelerini onlara hem afakta/ dış dünyada ve hem de enfüsde/ kendi nefislerinde göstereceğiz. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?” (Fussılet 41/51-53)

 

Konunun daha net anlaşılması için “afak” ve “enfüs” kelimelerinin ne anlama geldiğinin öncelikle bilinmesi gerekir.

 

Afak, ufuk kelimesinin çoğulu olup gözün görebildiği en son çizgi, kıyı, kenar, insanın dışında kalan tüm alem.

 

Enfüs, insanın kendi benliği anlamına gelen “nefs” veya “nefis” kelimesinin çoğulu “nefisler” demek olup, insanın kendi içinde, özünde anlamına gelmektedir.

 

Buna göre Allah, hem insanın kendi benliğinde var ettiği ayetlerini, hem de insanın dışında kalan tüm evrene yaydığı ayetlerini bakıp görebilen insanlara gösterecek demektir.

 

Ayetler ikiye ayrılır, tenzili ayetler, tekvini ayetler.

 

Tenzili ayetler; Allah’ın peygamberler vasıtasıyla insanlara gönderip kitaplara kaydedilen ayetlerdir. Tevrat, İncil , Zebur ve Kur’an’da olan ayetler gibi.

 

Tekvini ayetler; bütün kâinat ve o kâinata konulmuş kanunlar ki, kâinat bu kanunlar ile ayakta durur ve faaliyetini devam ettirir. Gece, günüz, güneş, ay ve yıldızlar, mevsimlerin değişimi, buna bağlı olarak bitkilerin yeşerip meyveye durması, sonra sararıp yaprak dökmesi, rüzgârların esmesi, yağmurun yağması, bulutların oluşup intikali, ölü toprağın baharla canlanması ve benzeri bütün oluşumlar Allah’ın varlığına ve birliğine, sonsuz kudretine delalet eden kâinata koyduğu kevni ayetleridir.

 

Yine konunun tam anlaşılması için “ayet” kelimesinin de ne anlama geldiğinin bilinmesi gerekmektedir.

 

Ayet; kelime anlamı işaret, alamet ve bir şeyi ispata yarayan delil, emare, eser, nişan, menzil, mekan, anlamlarına gelmektedir. Ayrıca Kur’an-ı Kerim’de iki durak arasında bulunan her bir bölüme de ayet denir. Fussılet 53. Ayetinde bahsedilen ayet ise; Kur’an’da yazılı olan tenzili ayet olmaktan çok kâinattaki kevni- Tekvini ayetlerdir. Peygamberlerin Allah’ın elçisi olduğunu ispat için verilen mucizelere de “ayet” denilmektedir. Çoğulu “âyât” olarak ifade edilir. Aynı zamanda hayatın devamı için insanın benliğine koymuş olduğu yasalar da nefsimizdeki ayetlerdir. Kusursuz işleyen evrene koymuş olduğu yasalar da onun varlığının birliğinin delili olan ayetlerdir.

 

Esas konuyu oluşturan ayetin öncesindeki 51 ve 52. ayette İnsanın halet-i ruhiyesinin bir değerlendirilmesi yapılarak şöyle denilmektedir:

 

“insana nimet verdiğimizde yüz çevirir, yan çizer, ona bir şey dokununca da bol bol dua eder.” “De ki, söyleyin bakalım! Eğer Kur’an Allah katından indiriliyor ve siz de onu inkâr ediyorsanız, o zaman gerçekten uzak bir ayrılığa düşenden daha sapık kim olabilir?”(41/51, 52) tespitini yaptıktan sonra, insana tüm evrendeki gerçeğin delillerini göstermeye devam ederek beyanla şöyle buyuruyor:

 

“İnsanlara gerek afakta / dış dünyada, gerekse enfüsde / kendi nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz ki, Kur’an’ın hak / gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması (sana) yetmez mi?”(41/53)

 

“Bilesin ki onlar Rablerine kavuşma konusunda şüphe İçerisindedirler. İyi bil ki Rabbin her şeyi kuşatmıştır.”(41/54)

 

Allah Teâlâ, İnsanın nefsiyle alakalı ayetlere şu örnekleri veriyor:

 

“Sizi yaratan biziz, ne diye tasdik etmiyorsunuz?” uyarısının ardından insanın oluşumunda ilk rolü alan sebebe işaretle: “Söyleyin! Attığınız meniyi yaratan siz misiniz? Yoksa bizmi yaratmaktayız?” “Ölümü aranızda biz tayin ettik, sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek, kimse önümüze geçip engelleyemez!” “Şüphesiz ilk yaratılışınızı biliyorsunuz, öyleyse ne diye düşünüp ibret almıyorsunuz?”

 

“Söyleyin! Ektiklerinizi yerden bitiren sizler misiniz? Yoksa biz mi bitiriyoruz?” “Dilersek biz onu çer çöp yaparız da siz de şaşar kalırsınız. Borç altına girdik büsbütün mahrum kaldık dersiniz.

 

“Söyleyin! İçtiğiniz suyu buluttan indiren siz misiniz? Yoksa onu biz mi indiriyoruz? ” “Dileseydik onu tuzlu yapardık. Öyleyse niçin şükretmiyorsunuz?”

 

“Söyleyin bakalım şimdi, yaktığınız ateşin ağacını siz mi var ettiniz? Yoksa biz mi?” “Biz onu bir ibret kaynağı ve çölde konaklayanlar için bir fayda kıldık”. “O halde çok büyük olan Rabbinin ismini tesbih et.”(56/57-74)

 

Bu sıkı muhasebeden sonra yine insanın kendisine dönerek, düşünüp anlamasını temin için şöyle buyuruyor:

 

“Allah sizi yaratmıştır, sonra sizi vefat ettirecektir. Daha önce bilgili iken hiçbir şeyi bilmez hale gelsin diye sizden bazıları ömrün en fena / son zamanına ulaştırılır. Doğrusu Allah bilendir, her şeye kadirdir.”(16/70)

 

“Allah size kendinizden eşler yaratır. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar var eder. Size temiz ve helal rızıklar verir. Öyleyken onlar hala batıla inanıyorlar da Allah’ın ayetlerini inkâr mı ediyorlar?”(16/72)

 

“Biz kimin ömrünü uzatırsak onun gelişmesini / halini tersine çeviririz. Hiç akletmiyorlar mı?”(36/68) “O Allah ki, yarattığı her şeyi güzel yaratmış ve insanın yaratılışına da çamurdan başlamıştır. Sonra onun neslini basit bir suyun özünden yaratmıştır. Sonra onu düzeltip tamamlamış ve ona kendi ruhundan üflemiştir. Sizin için kulaklar, kalpler ve gözler yaratmıştır. Sizler ise pek az şükrediyorsunuz.”(32/7-9)

 

“Sizi güçsüz yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından kuvvet veren ve sonra kuvvetin ardından güçsüzlük ve ihtiyarlık veren Allah’tır. O dilediğini yaratır. O hakkıyla bilen üstün kudret

sahibidir.”(30/54)

 

İnsan hayatını, merhale -merhale ortaya koyan bu ayetleri okuyan ve anlayan kimse şöyle düşünmesi gerekmez mi? Bir zaman bir şey bilmeyen çocuk iken, daha sonra gençlik, olgunluk ve ardından ihtiyarlık gelip çatmıştır. Ben bunların hiçbirisini istemedim ki, benim istemediğim bu sonu bana hazırlayan kimdir? Yerinde duramayan gençliğin ardından, yerinden kalkamayan ihtiyarlığı bana kim reva gördü diyecektir. Hayatın sevincini ve kederini paylaştığı arkadaş, eş ve dostların hayattan göçmesi, sıranın kendine geldiğinin habercisi olduğunu düşündükçe yolun sonuna geldiğini anlayacaktır. Bir yanda yaptıklarının gururu öbür yanda yapamadıklarının pişmanlığı, diğer yanda gideceği yerin endişesi gözlerinin önünden gelip geçecektir. Bozulan fiziki, buruşan kasları, beyazlayan saçları kendine neyin habercisi olduğunu söyleyecektir.

 

İşte bütün bunlar Allah’ın ayetlerindendir. Bununla birlikte yaratılış özelliklerimiz, duyularımız ve bunların her birinin özellikleri birer ayettir. Dillerimizin ve renklerimizin farklılığı Allah’ın ayetlerindendir. Gözler ve kulaklarla gönlümüze yansıyanların, sevgi, ilgi ve nefrete dönüşmesi de nefislerdeki Allah’ın ayetleridir.

 

“Sizi topraktan yaratması onun ayetlerindendir. Sonra siz her tarafa yayıldınız.” “Birbirinizle kaynaşmanız için size kendi cinsinizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peyda etmesi de onun ayetlerindendir.” “Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da onun ayetlerindendir. Bunda bilenler için ibretler vardır.”(

30/20-22)

 

Bunların dışında afakta da bir takım ayetlerden bahisle şöyle buyrulmaktadır:

 

“Gökte ve yerde nice ayetler vardır ki, onlar bu ayetlerden yüzlerini çevirip geçerler.”(12/105) “Görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yaratan, sonra ona hükmederek, güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren Allah’tır. Bunların her biri muayyen vakte kadar akıp gitmektedir. Rabbinize kavuşmaya kesin inanmanız için, her işi düzenleyip ayetleri açıklamaktadır.”

 

“Yeri döşeyen, onda oturaklı dağlar ve ırmakları yaratan ve orada meyveleri çifter çifter var eden O’dur. Geceyi de gündüzün üzerine örtüyor. Bunların tümünde düşünen bir toplum için ayetler vardır.”

 

“Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar, üzüm bağları, ekinler, bir kökten veya çeşitli köklerden dallanmış hurma ağaçları vardır. Bunların hepsi bir tek su ile sulanır. Buna rağmen biz onların meyvelerini birbirinden üstün kılarız. İşte bunlarda aklını kullananlar için ayetler vardır.”(12/2-4)

 

Allah tarafından sayılan bunca nimetin meydana geliş safhasını, birazcık durup düşünürsek, kökü toprağa bağlı bunca bitkinin besini aynı su ve aynı toprak olmasına rağmen, çiçeğinden meyvesine kadar, tadından görüntüsüne ve rengine kadar bunca farklılığı meydana getiren Allah’ın kudreti ne büyük, şanı ne yücedir.

 

Yine bir menekşenin üzerindeki ayrı ayrı ton ve rengi, aynı su ve kara topraktan oluşturan, yeşil bir gövdeden geçirerek çiçeğin yapraklarını boyayan boyacının şanı ne yüce, marifeti ne büyüktür!

 

Ayrıca Nahl suresinde insanı bir damla sudan yarattığını,fakat insanın ona karşı bir hasım olduğunu, hayvanlardan ısınmak ve yemek için istifade ettiğimiz bir çok faydalar yarattığını, sabah akşam onları getirip götürürken, insanın onlardan zevk aldığını, bir kısmıyla yüklerimizi uzak mesafelere taşımak için kullandığımızı ve nihayet bir kısmını da süs ve saltanat için binmekte kullandığımızı ve daha nice nakil vasıtaları da yaratacağını beyandan sonra (16/3-8) afakta ki ayetlerini göstermeye devamla şöyle buyuruyor:

 

“Yolun doğrusu Allah’ındır. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi”.

 

“Gökten suyu indiren odur. Onda hem size içecek vardır, hem de hayvanlarınızı otlatacağınız bitkiler onunla biter.”

 

“O su sayesinde Allah sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar,üzümler ve diğer meyvelerin hepsinden bitirir. İşte bunlarda düşünen bir toplum için ayetler vardır.

 

“O geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi.Yıldızlar da Allah’ın emriyle hareket ederler. Bunlarda akledenler için pek çok ayetler vardır.”

 

“Yeryüzünde rengarenk sizin için yaratılmış olanlarda da öğüt alan bir toplum için ayetler vardır.”(16/9-13)

 

“İnsanlar, develerin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bakmazlar mı?”(88/17-20)

 

Bunların her birinde Allah’ın nice ayetleri vardır. Fakat insan bunların farkında bile değil. Bir devenin özelliklerini anlamaya çalıştığımızda ne büyük bir hesapla yaratıldığını görürüz. Bilim adamları ‘eğer develer olmasaydı insanlık yeryüzüne yayılamazdı’ diyorlar. Uzun çöl yolculuğunda bir ay ikmal yapmadan yol alan tek nakil aracı devedir. Karnı su deposu, hörgücü de besin deposu olarak görev yapıyor olması nedeniyle, uzun yolculuklara tahammül edebilen tek hayvandır.

 

Yeryüzünün tanziminde dağların önemi ise ne kadar anlatılsa azdır. Dağından ovasına, akarsuyundan durgun göllerine, denizinden, dimdik yükselen karlı tepelerine, yakıcı güneşinden koyu gölgelerine kadar, hiçbir şeyi es geçilmeden insan için döşenmiş, kusursuz bir mekândır yeryüzü. İnsanın ayakları altına serilmiş ve “arzı sizin için döşedik onun omuzlarına basarak dolaşın” buyurmuştur.

 

Bunca ayeti görüp de yaratana şükrünü eda edebilmek için çalışanlara selam olsun diyor, görmek isteyenlere basiretler diliyoruz!..

Google+ WhatsApp