Enes’in mesajını duyabildiniz mi?

Enes’in mesajını duyabildiniz mi?


Cemaat yurdunda intihar eden Enes’in yasını tutarken, sesini kimseye duyuramamış, susturulmuş, kıyıya itilmiş, çaresizliğe terk edilmiş onlarca çocuğun sesi yankılandı kulaklarımızda ve ebeveynliğimizi neyin üzerine bina ettiğimizi yeniden sorguladık. Enes son mesajını telaffuz ederken bütün çarelerin tükendiğini hissedip umutsuzluğa kapılmış gibiydi; boğazında düğümlenen hüznü bastırıyor ve “Konuşsam ailemin tepkisinin ne olacağını tahmin ediyorum” deyip başını sessizce eğiyordu. Tıbbiyeli genç, din eğitimi alırken çok fazla baskı gördüğünü ve ortamdan uzaklaşmak için inançsızlığı seçtiğini belirtirken yutkunuyor ve gözlerindeki korku ve endişenin izlerini gizlemeye çalışıyordu. Çocuklara dini eğitim verirken, baskı ve şiddete başvuranların yol açtığı tehlikeye işaret ediyordu Enes. İlkelerini adalet ve merhamet üzerine bina eden İslam, çocuğun haklarını öncelerken, şiddeti nefislerini tatmin için bir araç olarak görüp kullanan sözde hocalarımız, eğitimcilerimiz ve anne babalarımız ne yazık ki onları hem kendilerinden hem de dinlerinden uzaklaştırıyorlar.

 

Zihnimi meşgul eden sorulardan bir türlü kurtulamıyorum… Nasıl oluyor da bir genç yaşadığı çıkmazları ailesi ile paylaşmaktan korkuyor? Korkuyor, çünkü ebeveyninin halinden anlamayacağını ve eleştiriye maruz kalacağını düşünüyor… Genç, iç dünyasında ebeveyninden fersah fersah uzaklaşıyor ve yalnızlaşıyor. Düştüğü yerden kalkabilmek için çare ararken bütün umutların tükendiğini düşünüyor ve kendisini çıkmaz bir sokakta buluyor.

 

Çocuğumuz sorunlarını bizimle paylaşmaktan kaçınıyorsa kendimize dönüp nerede hata yapıyoruz diye sormak zorundayız. Unutmayalım, çocuklar bizim özel mülkümüz değildir, biz sadece onların dünyaya gelmelerine vesile olduk, dolasıyla tıkandıkları noktada ne olursa olsun sevgi ile yaklaşmak ve ellerimizi uzatmak zorundayız. Bu bir fedakârlık değil sorumluluktur.

 

SEVGİ BİR GÜÇTÜR

 

Günümüzde çocukları ile çatışan anne babaların ebeveynlik kimliklerini oluştururken iki farklı noktadan beslendiklerini görüyoruz. Birinci kategoride yer alan anne babalar, çocuk eğitimi noktasında Batı kaynaklı eserleri referans alıyor ve çocuğa hiçbir noktada sınır koymayıp onu sorumsuzluğa, bencilliğe ve duyarsızlaşmaya sürüklüyorlar. Oysa hayatlarının en kritik döneminde çocukların doğruyu yanlıştan ayırt etmeye yani irade eğitimine ihtiyaçları vardır. İkinci kategoride yer alan ebeveynler ise çocuğu kendi uzantıları olarak görüyor ve ona hiçbir noktada söz hakkı tanımıyor, adeta köleleştiriyorlar. Bu kimseler çocuklarına temel alışkınlar kazandırırken ya da dini eğitim verirken şiddeti bir araç olarak kullanıyor ve onları ağır baskılara maruz bırakıyorlar. Anlamakta güçlük çekiyorum… Kardeşim, sevgi sizin verdiğiniz emeğe ve gösterdiğimiz çabaya engel midir?  Peki, niçin kaçınıyorsunuz bundan? Çocuğunuzun başına dokunmak, gözlerine bakmak ve sevgiyi bir cümle ile ifade edebilmek nefsinize neden bu kadar ağır geliyor?  Çocuk, hayatın hengameli yollarından geçerken sizin sevginize tutunarak yol alsa daha iyi olmaz mı? Artık şu nasırlaşmış, karanlık düşüncelerinizden vaz geçin, sevgi, çocuğu şımartmaz aksine onun güven duygusunu geliştirir ve başarı seviyesini yükseltir. Şiddetin her türlüsü çocuğun umutlarını köreltir, duygularını örseler, sevgi ise bir güçtür, onu besler ve olgunlaştırır.

 

Geride dramatik bir hikâye bırakan Enes’in ifadelerinden, baskıcı bir ortama zorlandığını ve çıkış yolu bulamadığını anlıyoruz. Gencin yaşadığı güçlüklerin altında ezildiğini ve sorunlarını aile ile paylaşmaktan kaçınıp depresyona sürüklediğini görüyoruz. Gidenin ardından keşke demenin faydası yok ama eğer genç, ailenin desteğine ulaşabilmiş olsaydı sorunlarına çözüm bulabilir ve hayatına devam edebilirdi. Ama olmadı… Anne babalar  Enes’in hikayesini doğru okumalı ve çocuklarına şartlar ne olursa olsun açabilecekleri bir kapı bırakmaları gerektiğini bilmelidirler. Çocuklar ihtiyaç hissettiklerinde bu kapıdan korkmadan, çekinmeden girebilmelidirler.

Google+ WhatsApp