Enes ve Dilara.. İkisini de tartışabiliyor muyuz?

Enes ve Dilara.. İkisini de tartışabiliyor muyuz?


Ama Enes’in ölümü, birçok insandaki, birçok kesimdeki maskeleri indirdi.

 

Enes’in ailesini de, kendisini de tenzih ederim..

 

Ama hemen her gün, şu üniversite öğrencisinin, bu üniversite mezununun, gayrı ahlaki yaşantılar içinde iken; ya öldürüldüğüne, ya öldüğüne ya da intihar ettiğine, zaten şahit olmuyor muyuz?

 

Enes’in öldüğü gün, eski nişanlısı tarafından “150 bin TL nişan masrafı yaptım. Nişanı bozdun? O zaman masraflarımı öde” denilerek katledilen Avukat Dilara’nın dramı, çok tekil bir olay mı sanki?

 

Birisi henüz fakülte öğrencisi, diğeri yakın yıllarda fakülteyi bitirmiş, mesleğe başlamış bir genç..

 

İkisi de, kamuoyunda oluşturulan algıların esiri..

 

Esiri ki, Enes “3 yıldır Müslüman değilim” diyerek, kafasındaki karışıklığı itiraf ediyor..

 

Kimdir Enes’in kafasını karıştıranlar?

 

Kimdir, Dilara’nın, avukatlık yapacak bir eğitim almış olmasına rağmen, “Fuhuş işleri ile iştigal ettiği” iddia edilen bir ailenin oğlu ile nişanlanmasına yol açacak zemini hazırlayanlar?

 

Daha önemlisi..

 

Enes’in dramından yola çıkarak, “25 yıldır, oğlumun kaldığı evin yöneticisi olan cemaatteyim, kimseye zararlarını görmedim” diyen babanın samimi beyanına rağmen..

 

O cemaati de..

 

Onunla birlikte ne kadar dindar insan grubu var ise..

 

Hepsinin köküne kibrit suyu dökmeye çalışanlar..

 

Dilara’yı öldürten ortamın müsebbipleri için.

 

“Bunların hepsini ortadan kaldırmak gerekir” diyemiyorlar..

 

“Gençlerin kızlı-erkekli evlerde kalmalarına yol açacak olumsuzlukları toplum olarak önlememiz gerekir” diyemiyorlar..

 

Ve, maskelerin inmesi konusunda esas dikkat çekeceğim konu..

 

Mao’cu Aydınlık’tan başlayın..

 

Sosyalist Birgün’e.. 

 

Kemalist Cumhuriyet’ten..

 

Atatürkçü Sözcü’ye kadar hepsinin..

 

Hatta emekli müftülerin (Mustafa Çağrıcı) kalem oynattığı..

 

İlahiyat profesörlerinin (Prof.Dr. Niyazi Beki) Ramazan köşeleri yazdığı, oğullarının ise (Akif Beki) sürekli köşe yazarlığı yaptığı..

 

Düne kadar kendisi de, bilinen bir cemaatin medyasında yıllarca yöneticilik yapmış (Ahmet Taşgetiren) isimlerin Karar gazetesine kadar..

 

 Hepsinde aynı yaklaşım tarzı.. 

 

Enes üzerinden verdikleri mesaj şu:

 

“Tarikat yurdunda baskı, intihar getirdi” diyen de var.. (Aydınlık)

 

“Bu bataklık kurutulmalı” diyen de var.  (Birgün)

 

“Gerici kuşatma intihar getirdi” diyen de var. (Cumhuriyet)

 

“Atatürk’ü dinleseydiniz Enes yaşıyor olacaktı” diyen de var. (Sözcü)

 

“Tıp fakültesi öğrencisi canına kıydı. Babanın sözleri cemaat yurtları tartışması başlattı” diyen de var. (Karar)

 

Hepsinde ortak özellik, cemaatleri bitirmek üzerine..

 

Ama esas ilginçlik..

 

Bir intihar üzerinden tüm cemaat yurtlarını kapatmaya kalkanlar.

 

Ki, Enes cemaat yurdunda değil, bir evde kalıyor olmasına rağmen..

 

Toptan cemaatleri ortadan kaldırmaya çalışanlar..

 

Aydınlık hariç.. (Vatan Partisi resmen Cumhur İttifakı içinde değil ama.. HDP de Millet İttifakı içinde olmamasına rağmen, nasıl ki biz onları da o ittifakın içinde kabul ediyorsak.. Aydınlık grubunu da, Cumhur İttifakı’na destek veren açıklamaları sebebi ile, resmi bir ortaklık olmasa bile, şeklen de olsa, Cumhur ittifakı içinde varsayalım..)

 

Enes üzerinden cemaatlere laf çakan diğerlerinin tamamı, CHP öncülüğündeki Millet İttifakı içinde yer alıyorlar..

 

Ve daha da ilginci..

 

Enes’in ailesi de Said-i Nursi’ye gönül verenlerden..

 

Millet İttifakı’nın ölümüne savunucusu Yeni Asya da, kendisini öyle tanımlayanlardan..

 

Ve bu son olayda.

 

Yeni Asya, konuya tek satırla girmiyor..

 

Girenlere tek kelime etmiyor..

 

Cemaat yurtlarını, evlerini kapatmaya, kökünü kurutmaya kalkan, ittifak ortaklarına, çıt çıkartmıyor.

 

Bu nasıl bir mantık, bu nasıl bir anlayış?

 

Onun için diyorum ki: Maskeler indi..

 

Hem öyle indi ki..

 

Kemal Kılıçdaroğlu da ne yapacağını bilmiyor..

 

Aşağı tükürse sakal..

 

Yukarı tükürse bıyık..

 

Cemaatlere laf söylese, bugüne kadar tavlamaya çalıştığı dindarların hepsini gücendirecek.

 

Bu konuda sessiz kalsa, kendi CHP tabanını küstürecek. Cumhuriyet’i, Sözcü’sü, Birgün’ü, hepsini karşısına alacak..

 

Onun için, durumu idare edecek, ortadan bir iki cümle ile, durum kurtarmaya çalışıyor.

 

Ve, dindarların tepesine balyozla vurmuş oluyor:

 

“Kendinize gelin.. Kırk yıllık Kani, olur mu Yani!”

 

Fıkrayı biliyorsunuz..

 

Kani isimli bir Müslüman kişi, fıkra bu ya..

 

Yaşadığı bölgedeki papazın kızına aşık olur..

 

Kızı babasından ister..

 

Papaz babanın tek şartı vardır:

 

Din değiştirip Hıristiyanlığı kabul etmesi.

 

Kani’nin cevabı nettir:

 

“İnsaf eyle papaz efendi, kırk yıllık Kani olur mu Yani..”

 

Kani, Yani olmayacağı gibi..

 

40 yıllık Yani’ler de, Kani olmaz..

Google+ WhatsApp