En tehlikeli şey

En tehlikeli şey


Allah (C.C.) gönderdiği peygamberler ve kitaplar vasıtasıyla insana helal ve haramların sınırlarını belirtmiştir. Müslümanlar bu konuda hiçbir belirsizlikle karşılaşmamış, neleri yapıp nelerden kaçınacaklarını öğrenip buna göre hareket etmişlerdir. Ancak insanların pek dikkate almadıkları bir husus var ki, Müslümanların çoğu harama, şerre, kötülüğe bu kapıya adım atarak bulaşmaktalar. Hz. Peygamber buna “şüpheli şeyler” demiş ve içinde şüphe barındıran şeylerden şiddetle kaçınılmasını istemiştir. Peygamber Efendimiz, “Kim şüpheli şeylerden kaçınırsa dinini korumuş olur kim şüpheli şeylerden kaçınmazsa dinine zarar vermiş olur” buyurmuş ve tehlikenin geldiği noktaya dikkat çekmiştir.

 

Domuz etinin haram olduğuna inanan Müslümanlar tükettikleri ürünlere katılan haram gıdaları pek dikkate almaz, bunu önemsemezler, faizin haram olduğuna inanırlar ancak bunun farklı kılıflarla kendilerine sunulmasını önemsemez ve tereddütsüz kabullenirler. Oysa haramlar bize renkli ambalajlara sarılarak sunuluyor ve çekici hale getiriliyor. Şüpheli şeylere uzanırken “ne olacak sanki tövbe eder kurtuluruz, bir kere denemekten bir şey olmaz, bizden daha kötüleri var…” gibi ifadelere yaslanıp vicdanımızı rahatlatmaya çalışıyor ve helal hududundan uzaklaşıveriyoruz. Oysa haramın sıradanlaşması büyük bir tehlikedir ki, bizi ayaklar altına düşüren ve zelil kılan da budur.

 

Halis niyetli bir insan harama ilk bulaştığında ruhunda derin bir rahatsızlık hisseder ve boşluğa düşer. Önünde iki seçenek vardır ya tövbe edip haramdan uzaklaşacaktır ya da haramı meşru gösterecek gerekçeler bulup vicdanını susturacaktır ki, insanların çoğu ikinci yolu tercih ediyorlar. Kişi eğer haramı meşru gösterecek mazeretler üretip vicdanının sesini kısmışsa yol açılmıştır artık bu kimsenin geri dönmesi oldukça zordur. Eğer vicdan susmuşsa akıl durur, duygular körelir, göz görmez, kulak duymaz hale gelir. Eğer vicdan susmuşsa konuşan sadece nefis olur, dürtüler olur, şerre tutunmuş güç olur. Vicdan susmuşsa yollar karanlık dehlizlere, dibi görünmez çukurlara açılır ki, buradan çıkmak oldukça zordur. O nedenle İslam bilincin ve vicdanın uyanık olmasına büyük önem vermiş ve insana bunu bir sorumluluk olarak yüklemiştir.

 

Hz. Peygamber, “Kalp bir sultandır onun orduları vardır, eğer sultan iyi olursa orduları da iyi olur sultan kötü olursa orduları kötü olur” demiş ve imanın, vicdanın ve yüce değerlerin barındığı kalbe vurgu yapmıştır. Nitekim kadim kültürümüzde kalp et ve kandan müteşekkil bir organ olarak görülmemiş, imanın, adaletin, merhametin, vicdanın barındığı bir kap olarak değerlendirilmiş ve ıslah işine kalpten başlanmıştır.

 

Kirden arınmış temiz bir hayat yaşayabilmek için ilk evvela kalbin temizlenmesi ve ıslah edilmesi gerekir. Bunun yolu ise vicdanın sesine kulak vermekten geçer. Zira vicdan imana ve fıtrata tabidir ki, şerre kapı araladığınızda hiç kimseden hiçbir şeyden korkmaz, hakkı haykırmaya devam eder. Yeter ki vicdanın sesine kulak verin ve işaret ettiği noktayı dikkate alın…

Google+ WhatsApp