Elçi...

Elçi...


Çok kötü huyumuz var, ‘değişkenler’ bu kadar kalınken değişimi görememek.. Kötü...

Sadece, salgının New York ve uçak gemilerinde kendini gösteren sembolizmi yeter! Amerika’dan gelen görüntüler ‘Üçüncü Dünya ülkesi’ görüntüleridir. Bu değişim değil mi? İzlemiyor musunuz?

Virüsün yerkürenin siyasal oturuşuna itiraz ettiğini sanıyorlar. O ne canlı ne cansız! İnsanla yaşayabiliyor. Ve muhtaç olduğu tek tür, onu yok edecek. Virüs, hızı ve etkiyi artıran bir katalizör.

Batı/ABD istisnacılığına ilişkin bir itiraz vardı salgından önce. Asıl salgın o. Bulaş, salgından salgınadır.. ‘Katıldı’/katladı demek lazım...

Kendisinden sonra gelen yedi büyük ülkenin savunma bütçesi toplamından fazla silah gücü, şimdi kendi şehirlerine demirlemiş durumda. Bir hemşire şöyle diyor; ‘Her gün 11 Eylül gibi’!..

***

Tarihteki herhangi bir imparatorluğun çok ötesinde Avrupa destekli ABD hegemonyası.

Dışarıyı sömüren Amerikan kapitalizminin içeriyi de çökerttiği üzerine çok metin var artık elde. Ama mesele bu değil. Şu; Amerika’nın dünyadaki özel konumu ile virüsün ülkeye taşıdığı politik ve ekonomik obruklar arasında bağlantı kurmayı reddeden ‘seçkinler’ var. Reddeden demeyelim, kayıtlarında yok...

Aynı durum diğer ülkelerde de söz konusu. Bizde de kimi aydın ve hatta görevi stratejik düşünce üretmek, gelecek kestirmek olan bilim insanları, ABD/Batı’nın hegomonik ayrıcalığının, zenginliğinin, askeri gücünün virüsü yenebileceğini, böylece ‘düzenin’ eskisi gibi süreceğini söylüyorlar/yazıyorlar...

Oysa virüs sadece elçi!..

Katalizörle maddeyi ayıramayan aydınlar ülke yakar.

Basite indirip, ihtimale yasladığınızda dahi işaretler var; Avrupa’yı söylemiyorum, mum gibi eriyor ve artık aydınlatmıyor. Goethe’nin ölürken söylediği gibi dileniyorlar; “ışık biraz daha ışık”! ‘ABD’de işsizlik oranı yüzde 30’un üzerine çıkabilir’ iddiası doğru çıksa, iş hayatını, sağlık/sigorta sistemini kim kurtaracak?

Ve konumuz yine de bu değil; tekrarlayalım, ‘Tamamına yakını ABD/Batı merkezli küresel kuruluşlar felaketleri öngörebiliyorlar mı? Etkilerini durdurabiliyorlar mı? İstikrarı koruyabiliyorlar mı? Dayanıklılıkları ne kadar? Duyarlılıkları ne kadar? Toplumlar ve insanlar bu düzenin verdiği cevaplara, sözlere inanıyorlar mı? Yani güvenilirler mi?..

Bu soruları ve hepimizin bildiği cevaplarını virüs üretmedi. Zaten vardılar. Ama yüzleşmeyi sağladı.

ABD ve Avrupa müttefikleri son 20 yılda sadece Irak’ta yaklaşık 2.5 milyon insanın ölümünden sorumludur. Şu an Amerika’da yaşanan trajedi Bağdat’tan çekilmek konusunda herhangi bir düşünce üretmediği gibi, tersine, salgının ortasında Ortadoğu’da iyice yerleşme kararını pekiştiriyorlar. Elçinin söylediği, ‘çekilin’dir...

***

Türkiye’nin dahil olduğu düzinelerce ülke sistemin çürüdüğünü biliyor. Kokuyu almamak mümkün değil zaten. Ekonomik alternatif üretmek, dolar-altın-petrol-askeri gücün oluşturduğu çarkın tek dişini, zamana yayarak çekmek üzere mücadele ediyorlar.

‘Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’, bir grafiti sloganı değil. Küçük görenlere, ‘değişmez’ söylemlerine mim koyun. Anlamamaları kayıtlarında bulunmaması yüzünden.

Hastalığı atlatanlar antikor üretiyor, yani kayıtlarına alıyorlar. Bağışık demektir. Bizimkilerde ise itiraz kayıtlarında bulunmuyor. Antikorları yok. Demek hastalığı atlatamıyorlar! Bağışık değilseniz, bağımsız da olamazsınız...

‘Post-virüs’ başlığı sadece bir tarif. Ama doların küresel alış-veriş parası olarak kullanılmasına reddiye sadece tarif değil. Olmayan altının dijital olarak satılması da öyle. Petrolün dibi vurması, 10 milyon varil kesintiye rağmen fiyatın ancak kılını kıpırdatması da öyle.

Siyasal ve ekonomik bir reddiye var dünyada. Bu klasik Amerikan karşıtlığı, Batı emperyalizmine diklenen gençlik havailiği değil..

Organize!..

***

Geçtiğimiz Cuma günü Hürriyet’te Ahmet Hakan bey, Harvard’dan Dani Rodrik’in bir makalesinden alıntılar yaptı.

Hakan’ın çıkardığı notlara göre; “Mesela Trump... Beklendiği gibi yanıltıcı ve kibirli! Mesela Güney Kore, Singapur, Tayvan... Beklendiği gibi daha efektif! Mesela Çin... Beklendiği gibi bilgi akışını engelledi, yüksek derece kontrole yöneldi! Mesela Türkmenistan... Bekleneceği gibi “koronavirüs” kelimesini de maske kullanmayı da yasakladı! Mesela Macaristan... Orban fırsattan istifade azıcık daha otoriterliğe kaydı! Kriz sırasında eskiden nasıl davranıyorlarsa öyle davranan ülkeler ve liderler, krizden sonra da aynı yolu izleme devam etmezler mi? Peki ya zihniyet değişimi? Bu gerçekleşebilir mi? Dani Rodrik’e göre pek değişmeyecek gibi... ‘Hiçbir şey eksisi gibi olmayacak’ cümlesi, sadece bir temenni cümlesi olarak kalacak galiba”...

İyi örnek. Batı tipi değer ve kriterlerle adı geçen ülkelerin davranışlarının değişmeyeceğini söylemek.. Müthiş! Oysa ölen tam da bu değer ve kriterler! ‘Üçüncü Dünya ülkesi görüntüleri’ne, kendi vatandaşlarının parklara üst üste gömülen cesetlerinin üzerine basarak dünya değişmeyecek demek!.. ‘Kayıtsızlık’ iki anlamıyla da bu işte. Yukarıdaki Kissinger soruları bu aklı gömüyor zaten.

Evet o ülkeler öyle. Bu ülkelerin politik duruşları da böyle devam edebilir. Peki kurdukları zımnî “itiraz” ittifakı? Artık kimsenin inanmadığı Batı değerleri ile bu ülkeleri durduramazsınız. Değersizlik değer yargılayamaz.

Kalıplı ve dört başı mamur bir ittifak değil bu. Ama var. Üstelik siyasi-ekonomik-ahlaki-kültürel gerçeklikten besleniyor...

Google+ WhatsApp