El-Halil katliamının yıldönümü

El-Halil katliamının yıldönümü


İnsanlık tarihinde birtakım kara lekeler vardır. Bu lekeler asırlar geçse de insanlık tarihinden silinmez. Bu lekeler insanlık adına utanç verici birtakım vahşi olaylardan kaynaklanır. 

 

Örneğin Kur’an-ı Kerim’de de sözü edilen Ashabı Uhdud yani Hendek Ashabı’nın yaptığı katliam bunlardan biridir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: 

 

“Kahrolsun o hendek ashabı. 

 

Tutuşturucu yakıt dolu ateş (hendeğinin)

 

O zaman onlar o (ateş hendeği)nin başında oturmuşlardı.

 

Ve mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.

 

Onlardan sırf yüce ve övgüye layık olan Allah’a iman etmelerinden dolayı öç alıyorlardı.” (Buruc, 85/4-8)

 

Tefsirlerden anladığımıza göre o Uhdud yani içi ateşle doldurulmuş hendekleri kazanlar mü’minleri bu ateşin içine atarak yanmalarını büyük bir zevkle seyrediyorlardı. Hatta hadislerden anladığımıza göre bazı kadınlar kucaklarındaki bebekleriyle birlikte atılıp yakılıyorlardı. Sırf Allah’a iman edip, şirki, cahiliye inancını reddetmeleri sebebiyle.

 

İşte bu şekilde insanlık tarihine birer kara leke olarak geçmiş birçok önemli olay yaşanmıştır. Srebrenitza katliamı, Hama katliamı, Felluce katliamı, Rabia katliamı ve Doğu Guta katliamı son dönemde insanlık tarihine atılan kara lekelerden bazılarıdır. 

 

Son dönemde tarihe atılan bu kara lekelerden biri de bugün (25 Şubat 2021) 27. yıldönümünü idrak ettiğimiz El-Halil katliamıdır. 

 

Akıp giden zamanın en kutsal anlarından bir anda, Filistin’in Batı Yaka bölgesinin güney kesiminde yer alan El-Halil şehrinde, Hz. İbrahim (a.s.)’in tevhid çağrısının bir merkezine inşa edilmiş olması itibariyle Hz. İbrahim Camisi olarak adlandırılan tarihi camide, Hicri 1414 yılının mübarek Ramazan ayının 15’ine denk gelen Cuma günü, 25 Şubat 1994 sabahında, sabah namazlarını eda etmek için toplanan pırıl pırıl insanlar, tertemiz bedenleriyle Rablerine yönelip tam bir huzur ve huşu içinde O’na secde ettikleri esnada, arkalarından gelen bir kurşun yağmuruna tutuldular. İşgalci siyonist kininin saçtığı o kurşunlar, huşu ile Rablerinin huzurunda eğilmiş olan o pırıl pırıl insanların tam secdeye vardıkları esnada, temiz bedenlerine saplanmaya başladı.

 

Vahşeti bir savaş yöntemi olarak benimseyen siyonist katillerden Barush Goldstien, sabah namazı vaktinde Hz. İbrahim Camisi’ne girerek tam insanların secdeye gittiği esnada arkadan üzerlerine mermi yağdırmaya başladı. Mümkün olduğu kadar çok insan öldürebilmek için silahının şarjörünü değiştirmeye vakit ayırmamak amacıyla yanında iki tane otomatik silah getirmişti. Birisinin mermileri tükenince diğerini eline aldı ve mermi yağdırmaya devam etti. Bu arada yanında getirdiği bir kişi de diğer silahın şarjörünü değiştiriyordu. Bu ateş yağmuru altında yaklaşık elli kişi hayatını kaybetti. Bu arada cemaatin içinde bulunan gençlerden biri katilin üzerine atladı ve onu öldürdü. Böylece mermi yağmuru durdu. Ancak saldırganı etkisiz hale getiren genç de aldığı yaraların etkisiyle hayatını kaybetti. Saldırıda yaklaşık üç yüze yakın insan da yaralandı.

 

İşgal güçleri yaralıların hastanelere nakledilmesi esnasında da saldırılarına devam ettiler. O yüzden yaralıların hastanelere hızlı bir şekilde ulaştırılmasını ve acil tedaviye alınmalarını engellediler. Dolayısıyla yaralılardan bazıları hastaneye kaldırma esnasında, bazıları da durumlarının ağır olması sebebiyle hastanelerde hayatlarını kaybettiler. Böylece bu olay yüzünden şehit edilenlerin sayısı sekseni geçti.

 

Katliamı gerçekleştiren kişi sivil bir doktordu. Onun gerçekleştirdiği vahşet, siyonist saldırganların askeriyle sivili arasında bir fark olmadığını ortaya koyması açısından dikkat çekicidir. 

 

Bugün gerek Filistin’in Batı Yaka bölgesinde gerekse 1948’de işgal edilmiş bölgede siyonist işgal rejimi iki kanattan yani hem askerler vasıtasıyla hem de “siviller” olarak nitelendirilen yerleşimciler vasıtasıyla Filistinlilere karşı savaş yürütüyor. 1948’de işgal edilmiş bölgedeki faiili meçhul cinayetlerle Filistinlilerin tasfiyesi de bu savaşın bir cephesini oluşturuyor. 

Google+ WhatsApp