Ekrem’in utanmazlığına bakın: Kameralar, suçumuzu niye kaydetti?!

Ekrem’in utanmazlığına bakın: Kameralar, suçumuzu niye kaydetti?!


“Akılsız dostun olacağına, akıllı düşmanın olsun” demiş atalarımız..

 

Bazen bu ilişkiler, çaresizlikten de kaynaklanabilir ama..

 

Hangi sebepten doğarsa doğsun, Ekrem İmamoğlu’nun MOBESE kameraları ile imtihanı, tam bir ibretlik ifşa aracı..

 

Suç işlemişliği bir yana..

 

Akıllı birisi olsa, “Yedik bir halt. Üzerine üzerine gidip, rezilliğimizi perçinlemeyelim” demesi gerekir..

 

“Kamera kaydeder, kalem yazar, dil konuşur.. Kameraya ‘niye kaydettin’ denilmez..”

 

Ama Ekrem İmamoğlu aynı kanaatte değil.

 

O diyor ki, “Benim yediğim haltları kim açıklarsa, anasından doğduğuna pişman ederim..”

 

Oysa devlet masraf yapmış, şehrin yüzlerce yerine kameralar yerleştirmiş..

 

Beşli müteahhit grubunu zengin etmek için değil, herhalde..

 

O kameralar, şu caddenin başına, bu sokağın girişine niçin yerleştirilmiş?

 

Gerçekler gizlenmek istendiğinde, yalan söylendiğinde, vatandaşla alay edilerek doğrular söylenmediğinde, hakem olsun diye yerleştirilmiş.

 

Gerçeği öğrenmek istediğimizde izlemeyecek isek, o kadar masraf yapıp, şehrin her tarafına kamera koymamızın ne manası vardı?

 

Ama suçüstü olan Ekrem İmamoğlu, bir yandan avukatı Kemal Polat vasıtası ile.

 

Bir yandan da medya organlarındaki avukatları vasıtası ile..

 

Kendisinin yalanını ortaya çıkartan kamera kaydının “hakem” pozisyonunu mahkum etmek istiyor, bir daha söylediği yalanın aksi ortaya çıkarılmaması için, kameraları cezalandırmaya çalışıyor..

 

Elinden gelse..

 

“Bu kameralar israf. Kaldıralım. Tasarruf etmiş oluruz” bile diyecek..

 

Devamında da, başarılı olursa..

 

“Oh be.. Gönül rahatlığı ile bir üçkağıt yapamıyorduk. Bir halt yiyemiyorduk.. Kameralar kaldırıldı, şimdi keyfimize göre suç işleyebiliriz, artık” bile diyecek..

 

Abartmıyorum..

 

İstanbullular, tuzlanmayan caddelerde, kar sebebi ile araçlarında mahrumiyet yaşar iken, Ekrem İmamoğlu, özel kar küreme aracı ile, Sarıyer’de İngiliz elçisi ile balık yemeye gidiyor..

 

Fotoğrafı yayınlanarak, “Yanlış yapıyorsun” denildiği an..

 

Trolleri hemen devreye girip, “Belediye Başkanımıza iftira ediyorsunuz. O fotoğraf bir ay öncesine ait” diyorlar..

 

Böyle bir durumda, kimin gerçeği söylediğini öğrenmek, vatandaşın hakkı değil mi?

 

Gerçekten Ekrem İmamoğlu’na haksızlık ediliyorsa, bunu öğrenmek.

 

Ekrem İmamoğlu kendisini akıllı, İstanbulluları da aptal yerine koyarak onları aldatıyorsa, bunu öğrenmek hakları değil mi?

 

Hatta, hiç kimsenin kamera kayıtlarını yayınlamasına ihtiyaç bile duymadan, Ekrem İmamoğlu’nun bizzat kendisinin, “Bana iftira atılıyor. Bölgedeki tüm kamera kayıtlarını toplayarak, kendim yayınlayacağım, bakalım kim doğru söylüyor, ben o akşam kar sebebi ile yaşanılan sıkıntıyı çözmek üzere görev başında mıymışım, yoksa balık yemekte mi?” demesi gerekir iken..

 

Üzerinden üç ay geçti..

 

Büyük bir intikam duygusu ile..

 

“Benim yalanımı ortaya çıkaran kim, bulup canına okuyacağım” hırsı ile, baroya kayıtlı avukatı yetmiyor, bir de Sözcü gazetesindeki yazar sıfatlı avukatı ile birlikte savaş veriyor..

 

Ne imiş? MOBESE kayıtlarını ifşa ederek, Ekrem İmamoğlu’nun yalanını tescilleyen kişi kimdir, valiliğe şikayette bulunmuş! Şikayet niye yapılır?

 

Bir haksızlığa uğradığınızda yapılır..

 

Ekrem İmamoğlu, belediyenin aracı ile, mesai saati içinde gittiği balıkçıda, bir de yolu açtırmak için belediyenin kar küreme aracını da kullanmış ise.  Muhatabına da, kamu görevi sıfatı ile buluşmuş ise..

 

Bu yemeğin saati, şekli, doğru olup olmadığının açığa çıkartılmasında, Ekrem İmamoğlu’nun hangi haksızlığa uğradığını söyleyebilirsiniz?

 

Haksızlığa uğrayan Ekrem değil, İstanbullular..

 

Ekrem ise, “Ne güzel kazık atacaktık, hevesimiz kursağımızda kaldı” modunda..

 

Ve şimdi ısrarla, “Benim hevesimi kursağımda bırakan kim” diyerek, büyük bir intikamla savaşını sürdürüyor.

 

Ön inceleme raporu çıkmış. MOBESE kayıtları ile ilgili hiçbir görevli hakkında soruşturma açılmamasına karar verilmiş.

 

Sözcü’deki avukat, soruyor:

 

“Devlet bir konuda ön inceleme yapıyor, rapor hazırlıyor sonra da karar alıyor. Ancak bu raporu “MOBESE’yi inceleyin” diyen İmamoğlu’na vermiyor! Sahi bu raporda ne yazıyor?”

 

Ne mi yazıyor, kalemini Ekrem’e bağışlayan muhterem, ben sana anlatayım:

 

“Ekrem İmamoğlu tayfası yalan söylemiştir. Görevini suistimal etmiştir. Suç işlemiştir.. Belediyenin imkanlarını, keyfi kullanmıştır.. Hakkında dava açılması gerekirken, onun yalanını ortaya çıkaran kişinin yargılanması istenemez..”

 

Bu kadar basit..

 

Utanmazlığa bakın ki..

 

Ekrem İmamoğlu’nun şahsi bir suistimali ile ilgili olayda..

 

“MOBESE kayıtları niye medyada yayınlandı” şikayetini yapanlar, Ekrem beyin şahsi avukatı değil, İBB avukatları imiş.

 

El insaf yani..

 

İBB’nin, MOBESE kameralarının gizli kalması diye bir görevi mi var ki, aksi halde İBB avukatları devreye giriyor..

 

Ve utanmadan, teknik bilgiler de veriyorlar:

 

“Log kayıtları neden önemli? Çünkü… Log kelime anlamı olarak kayıt, kütük ve günlük tutmak demek.”

 

Evet, bu ülkede herkesin log kaydı tutulmalı. Devlet devlet ise, çakallık yapmak isteyen kim olursa olsun, “log kayıtları”nı tutmalı..

 

Yok öyle, millet karla mücadele ederken, biri Cenevre’de kayak merkezinde, diğeri balıkçıda yemekte eğlenmek.

 

Sonra da..

 

“Sahadayız çalışıyoruz” yalanı..

 

Kimse, tutulan günlüklerden şikayet etmemeli..

 

O günlüklerin en başında da, MOBESE kayıtları geliyor..

 

MOBESE kayıtlarının açıklanmasına itiraz edenler, o kayıtların log kayıtlarının araştırılmasını da isteyemezler..

 

Önce suçunuzu itiraf edin..

 

Rezilliğinizi kabul edin..

 

Sonra, şikayetçi olmaya yüzünüz varsa, şikayetçi olun.

Google+ WhatsApp