Eğitim-Öğretim’den Terbiye’ye

Eğitim-Öğretim’den Terbiye’ye


Geçen haftaki yazımızda “seküler” eğitimden “millî-manevî” eğitime geçmeyi teklif etmiş ve bunun milletin geleceği açısından bir “var olma” sorunu haline geldiğini vurgulamıştık. Bugün ise eğitim-öğretim olgusuna daha temel bir açıdan; “terbiye” kavramı çerçevesinde bir bakış açısı sunmaya çalışacağız.

 

Millet olarak kadim medeniyetimizi belirleyen İslâm kültüründe eğitim-öğretim faaliyetleri kuşatıcı bir terimle ifade edilir: “Terbiye”. Bu konuda yol haritamızı İslâm’ın ana kaynakları Kur’ân ve Sünnet belirler.

 

Terbiye; “Rabb” ve “ribâ” köklerinden gelir. Bunların anlamları; ‘beslenmek, tamamlanmak, ziyadeleşmek, artmak, toplanmak, çoğalmak’tır. Terbiye ise, lügatte ‘tamamlatmak ve ıslah etmek’; terim olarak da ‘bir şeyi derece derece olgunluğa eriştirmek, yetiştirmek’ demektir.

 

Terbiye teriminin kök olarak Rabb kelimesiyle ilişkili olması belirleyicidir. Bu, eğitim ve öğretim faaliyetlerinin odağına doğrudan Rabb Teâlâ’yı yerleştirir. Rabb: Malik, sahip, ulu anlamındadır; Hamdi Yazır’a göre “aslında terbiye manasına mastardır”; mürebbi (terbiye edici) demek olup bir şeyi derece derece, halden hale, nitelikten niteliğe geçirerek olgunluk amacına eriştirinceye kadar yetiştiren yaratıcı mutlak kudrettir. Rabb kelimesi, Kur’ân’da Allah’ın adı olarak 965 kez geçer. 2799 kez geçen “Allah” adından sonra en çok tekrarlanan addır. Rabb adının çok tekrar edilişi, İslâm’da eğitim sisteminin tevhîdî karakterini yani Allah inancına dayandığını ve ilk mutlak yetiştiricinin Allah olduğunu açıkça ortaya koyar.

 

Bu bağlamda, ilk kulluk sözleşmesini ifade eden Kur’an âyeti, ilk terbiye/eğitim sözleşmesi olarak da okunabilir: “Hani Rabbin (yetiştiricin) Ademoğullarından, onların sulplerinden zürriyetlerini almış ve ‘Ben sizin Rabbiniz (yetiştiriciniz: mürebbiniz) değil miyim’ diye onları kendilerine şahit tutmuştu. ‘Evet, şahidiz’ dediler...” (A’râf 7/172) O halde insanoğlu, “Gâlû belâ” ile Allah’ın “rablığını: mürebbiliğini” kabul etmiş ve buna bizzat tanıklık etmiştir. Bu yüzden Rabbanî/tevhîdî eğitim aynı zamanda fıtrî eğitimdir.  

 

Kur’ân, insan bilgisinin kaynağının da Allah’ın sonsuz mutlak bilgisi olduğunu söyler:

 

“O, insana bilmediği şeyleri öğretti.” (Alak 96/5) “O, Adem’e bütün isimleri öğretti.” (Bakara 2/31)

 

Rab Teâlâ, yeryüzünde halifelik görevini yüklediği insanoğlunun, bu görevini ancak ilahî kaynaklı bilgi donanımı ile gerçekleştirebileceğini beyan buyurur (Bakara 2/30-33). Ancak, insanoğlunun sahip olduğu ve sahip olabileceği bilgi sınırlı ve izafîdir; mutlak bilgi sahibi olan yalnızca Allah’tır: Âyetü’l-kürsî’de; “O’nun bildirdiklerinin dışında insanlar O’nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler.” (Bakara 2/255); bir başka âyette de “Size ilimden pek azı verilmiştir.”(İsrâ 17/85) buyurulur.

 

Yukarıdaki tespitlerden de hareketle İslâmî/millî eğitimin bazı temel ilkeleri şöyle sıralanabilir:

 

-İslâmî yani milli eğitim/terbiye; mutlak kudret ve irade sahibi olan Allah inancına dayanır. O Rabb’dır ve mürebbidir; terbiye eden, eğiten ve yetiştirendir. Rabb olan Allah, mutlak iradesi ile özgürlüğün, mutlak adaletiyle de evrendeki değişmez ve zorunlu düzenin kaynağıdır.

 

-Rahmân (esirgeyici) ve Rahîm (bağışlayıcı) olan Allah’ın Dini İslâm’ın fıtrata uygun olması, İslâmî terbiyenin iyilik, merhamet, şefkat, sevgi ve saygı ilkelerine göre düzenlenmesini zaruri kılar.

 

-Peygamberler, Rabb Teâlâ’dan aldıkları vahyî hakikatler doğrultusunda insanlığı terbiye etmek, arındırmak ve onlara model/örnek olmak için gönderilmişlerdir.

 

-İslâm Dini salt akla hitap etmez; hem akla hem de gönül dünyasına (kalb-i selim / vicdan) hitap eder.

 

-İyilik, sünnetullaha (ilahî düzene) uymak; kötülük ise bu düzene uymamak için direnmektir.

 

İslâmî/millî terbiye sisteminin ana hedefi; akleden kalpleri, işiten kulakları, gören gözleri olan (A’râf 7/179) muvahhit, muttaki, basiretli, erdemli insanlar yetiştirmek; bu amaçla insanları -sırayla- İslâm, îman, ihsân basamaklarını tırmanarak dengeli bir kişiliğe, yüce bir ahlâka, takvaya, birre ve hikmete kavuşturmaktır. Böyle bir İslâmî/millî terbiye sistemi, insanların Kur’ân ahlâkı ile ahlaklanmalarını ve Hz. Peygamber’i (s.a) örnek alarak “yaşayan Kur’ân” haline gelmelerini sağlar. İnsanları mutlak gerçeğe, mutlak adalete, mutlak iyiliğe ve iki cihan saadetine (dünya-ahiret mutluluğuna) eriştirmek İslâmî/millî eğitim sisteminin kesin ve nihaî amacıdır. “Mürebbi” olarak sadece Rabbe razı olan bu sistem iledir ki ancak, Hesap Günü’nü mihverine yerleştiren bir hayat tarzı kurulabilir.

Google+ WhatsApp