Efektli düşünmek

Efektli düşünmek


Birbirimizi anlamamızı sağlayan ortak anlam kümesi giderek küçülüyormuş gibi geliyor mu size de? Özellikle dijital mecralarda bu gerçek göze batacak kadar görünür halde şu anda bana kalırsa. Sosyal medyada klavye marifetiyle paylaşılan herhangi bir sözün kendi bağlam ve kastı içinde anlaşılması sanki istisnai bir durum artık. Atılan mesajlara verilen cevapların, bir köşe yazısının altında serdedilen okuyucu yorumlarının, kamuoyuna yapılan bir açıklamanın, kitaplar, filmler ya da başka şeyler hakkında ilgili mecralarda ortaya konan kanaatlerin, meselenin başladığı yerden neredeyse tamamen kopuk, kişinin iç efektleriyle anlam ve bağlamından koparılarak hırpalandığı bir itiş kakış kültürü hakim oluyor giderek artık bu mecralara. Sadece o mecralara mı, o mecraların gündemi büyük oranda sosyal hayatın da gündemi haline geldiğinden, iletişim evrenimizin neredeyse her köşe bucağına bu zihinler arası kopukluk damgasını vuruyor. Çoğunlukla birbirimizi görmeden yürüttüğümüz bu sanal söz alışverişlerinde (muhabbet ya da sohbet diyemiyorum bunlara maalesef) aynı ortamda; güya aynı ‘şey’ hakkında; anlam, bağlam, kasıt, muhteva olarak birbiriyle hiçbir irtibatı olmayan bir kör iletişim faaliyeti yürütüyor, birbirine sağır diyaloglar gerçekleştiriyoruz mütemadiyen.

 

Peki bu neden oluyor?

 

Bu sorunun cevabını yeni iletişim teknolojilerinin genel olarak insan yapısında, özel olarak düşünme/kavrama biçimlerimizde yol açtığı dönüşümde aramak gerekiyor. Dijital teknolojiler tabiatıyla dijital bir mantalite ile, kalıp karakterler, davranış şablonları ve bunları efektleştiren uygulamalar üzerinden geliştirildi, geliştiriliyor. Bu kaçınılmaz; çünkü dijital teknolojiler sayısal bir zeminde, esnekliği olmayan, net, sabit, köşeli matematiksel formülasyonlarla çalışmak zorunda. Oysa insan, aslî tabiatının enginliği, sınırsız içsel potansiyeli ve her insan tekinin kendine özgülüğü sebebiyle sonsuz çeşitlilikte anlama, kavrama, geliştirme, çoğaltma ve derinleştirme imkanlarına sahip... Bugün yaşanan tablo; zihinsel ve duygusal olarak sonsuz çeşitlilikteki o ‘insan’ı, her insanda kendi enginliğine ve özgünlüğüne ulaşabilecek düşünme, kavrama, söyleme imkanlarından koparıp, dijital teknolojileri kurgulayan mantalitenin sınırlı, köşeli, şablonik kavrayışlarına teslim etmemizden kaynaklanıyor. Biz hazır efektlerle düşünüyor, anlıyor, bu ezberler üzerinden kavrayış, yorum ve tepkilerimizi belirliyoruz artık. Dolayısıyla hazırkalıp bir zihniyetimiz, köşeli ve sertliğe dayalı bir tepkiselliğimiz ve daha kötüsü, bizi gerçek anlamda hiçbir sözle, hiçbir ifadeyle, hiçbir davranışla neredeyse hiç kimseyle irtibatlı kılmayan bir iletişim evrenimiz var. Bu elbette, nihai anlamda iletişim diyemeyeceğimiz, herkesin birbirine karşı neredeyse tamamen kör, sağır, irtibatsız olduğu iletişimsiz bir dünya veriyor bize.

 

Peki nasıl çıkacağız bu dipsiz kuyudan?

 

Bu mantalite, bu efektli kavrayışlar, bu ezber tepkisellik ve bu şablonik zihinlerle çıkma ihtimalimiz yok. Bizden hazır, pratik, tek hamlede ulaşılabilir bir çözüm isteyen de aynı mantalite zaten... Önce durumun farkında olmamız, bunu sorgulamamız ve tartışmamız gerekiyor. Bunun yapılmadığı aşikar! Durumdan şikayetçi olan bile yok pek aslında. Her şey dönüp dolaşıp bu dijital harala gürele içinde kendi efektini buluyor.

 

Yine de yazalım, itirazımız burada dursun!

Google+ WhatsApp