Edebiyatta sekülerleşme

Edebiyatta sekülerleşme


Hayatın bütün alanlarına yayılan değişimin etkileri konumları ve durumları gereği etkili olur. Birbirini tetikler, dağılır ve yayılır. Değişimin en belirginin etkisinin kadınlar üzerinde olduğunu belirtmiştik. Bazı unsurlar var ki onlar üzerinde ne olup bittiği önce anlaşılmaz. Ancak duyarlı bir bakış ve sezişle neler olduğu anlaşılır.

 

Moda gibi edebiyat en etkili ve en kalıcı olanıdır. Modalar dalga gibi gelip geçer bir başka şekle bürünür ama devam eder. Fakat edebiyatın etkisi kalıcı ve süreklidir.

 

Hayatımızda yer alan roman, piyes, tiyatro, şiir gibi insanı derinden etkileyen, haz ve duygu oluşturan eserlerin etkisi çok fazla. Bir genç Goethe’nin, Genç Werther’in Anıları romanını okuyunca sarsılır. Veya herhangi güçlü bir romanı okuyunca da. Okur o kahramanı içselleştirir, ona bürünür.

 

Bir Müslüman’ın hayata bakışı inanışı gibidir, olmalıdır. Bu inanış ve inançtan uzaklaşınca ya da etkisinde bulunduklarının etkisine kapılınca onlar gibi olmaya başlar. Sapkın bir yazarın romanından, öyküsünden, şiirinden ruhuna sinen bir şeyler olur. Sapkın bir kadın romancının ruhunda yansıyanlar özellikle etkileyici olur. Romanın veya anlatının büyüsü insanları etkiler ve sarar. Okur, bunun farkına bile varmaz. Ama bir süre sonra benzer duyguları yaşama arzusu doğar. Ünün de etkisi kendisini daha belirginleştirir. Tabiî yabancılık ruhunu taşıyanlar ve onu benimseyenler için bu yadırganmaz. Toplumda dışlanmaları bile söz konusu olmaz.

 

Bizi daha çok ilgilendiren Müslümanların içinde düştüğü durum ve tuzaklar. İster farkında olunsun ister olunmasın bir değişim başlar. Düne kadar düşünce geleneğimizdeki edebiyat ve sanatın bir kutluluğu ve amacı vardı. Bir Müslüman’ın sanatı, şiiri de ruhuna uygun olunca değerlidir.

 

Benzeşmenin etkilerin getirdiği sorun, Müslüman insanların gençlerin ideal ve inançtan uzaklaşmaları. Bunu yaparlarken hayatlarını bölümlemeleri. Hem namaz kılar, hem oruç tutar hem de inancın sınırlarını aşan eylemlerde bulunur. Ya da sanat özellikle de şiir putu hâline gelir. Dahası sıradanlıklar, amaçsızlıklar, ve hatta akideyi aşan anlayışlar düşüncesine egemen olmaya başlar. Allah, onun bir arkadaşıymış gibi algılanır. Hıristiyanî düşüncedeki baba-oğul ikilemi hayatı girmeye başlar. Amaçsızlık olunca artık cinsellik, pornografi de esere girer. Bunlar elbette ki okuru etkiler. Özellikle genç kuşakta onlara özenme ağır basar. Bu, şu sıradan bir şarkıcının popüler yükselişindeki bir etkiyi andırır. Zengin, varlıklı ve özgür, yanı sınırsız yaşama insanları fazlasıyla çeker. Bu da ister istemez etkinin hızını artırır.

 

Asıl anlatmak istediğim, genç şair ve yazarların bu anlamda başlarını alıp gitmeleri. Kendilerini muhafazakâr diye tanımlayan veya o gelenekten gelenlerin hızla kendilerinden uzaklaşmaları.

 

Şiiri sadece şöhret olmak için, bilinmek için yazan, salonlara, belirli kimi mekânlara koşanların ideali olmaz. Şiiri de o ruhtan beslenir. Şiiri ve sanatı amaç olur.

 

Bu alanda kerli ferli kimi arkadaşların dava şiirini yazmaktan çoktan vazgeçtiklerini biliyoruz. Dava dediğimiz medeniyetimizin, inancımızın, düşünüşümüzün şiire şiirin sınırları içinde yansımasıdır. O ruhla yazılmasıdır. Yoksa şiir slogan atma, vaaz verme alanı değil.

 

Üzerinde çalıştığım: “Diriliş Ekolü: Düşüncenin Yenilenişi” yazı serimde merhum Üstad Sezai Karakoç’un şiirinin, sanatının, edebiyatının ruhunu oluşturan özün gücü ve oluşu.

 

Büyük düşünürün ve şairin eserleri insanlık ve dünya var olduğu sürece kalıcıdır. Onun izleğinde ve ruhunda olanlar da kalıcıdır. Hakikat bilincinden sapmadan istikamet üzere olanlar kalıcıdır. Bugün Mevlâna, Yunus, Fuzuli, Şeyh Galip, İmam Rabbanî, Muhyiddin İbn Arabî nasıl kalmışlarsa geleceğe yol alıyorlarsa; o ruhta, bilinçte olanlar da kalıcı olur. Her şair ve düşünür gücüne göre yer alır bu dünyada.

 

Kendilerini dünya hevesine kaptıran davasını inanışını bırakan ve sapanlar bugün saman alevi gibi parlar ve bir süre sonra da sönerler. Yaptıkları dünyada kalır, Öte’ye bir şey götürmezler.

Google+ WhatsApp