Edebiyat nerede, nasıl?

Edebiyat nerede, nasıl?


İyi bir dil, sağlam bir kurgu, titiz ifadeler bir metnin başarısı için önemlidir. Ama bu özenli dinamikler sonucun ‘eser’ olmasını garanti etmez. Her metnin temelde özgün bir fikre, ayrı bir bakış açısına, kendine özgü bir kavrayışa sahip olması gerekir. Eserin, “başarılı bir metin” ya da “iyi bir yazı”dan daha fazla bir şey olduğuna, olması gerektiğine inanıyorsak eğer...

Acizane kanaatim, geçen zamanın ve değişen hayatın ‘eser’i hayata getiren süreci önemli ölçüde arızaya uğrattığı şeklinde... Edebiyatı üstünde uzlaşabileceğimiz ‘ortalama’ bir tanıma ulaştırma talebi, sadece edebiyata dışarıdan bakanlar nezdinde değil, giderek edebi ürün ortaya koymasını beklediğimiz adreslerde de kabul görür hale gelmiş gibi görünüyor. Bu gidişatın, orta ve uzun vadede edebiyatın tabiatının bozulmasından, edebi ürünün bir sektörel oyuncak haline gelmesine kadar uzayan bir skalada kötü, çok kötü, çok çok daha kötü sonuçları olabileceği endişesini taşıyorum. Edebiyatın ayağını bastığı hassas zemin kolaylıkla hissedilemiyor bugün; pek çok şeyi olduğu gibi edebiyat tasavvurunu da ‘objektif kriterler’ ele geçiriyor yavaş yavaş. Hayatında tek bir özel cümle kurmuş, tek bir imgenin keşfine çıkmış olanlar dahi, bu gidişatın edebiyatın işgali demek olduğunu mutlaka bilir, kavrayabilirler.

Doğruluğu elbette tartışılır ama ben bir eser ortaya koymanın asgari şartının boş bir kağıt ve temiz bir zihin olduğunu düşünmüşümdür her zaman. Temiz bir zihin, özgürlüğünü en geniş biçimde yaşayabilecek zihindir çünkü. Çitlerle, dikenli tellerle, zincirlerle kısıtlanmamış sonsuz çayırlar gibi...

Edebiyatçının zihnini evirmeye çalışmakla, içine bir parça teknisyenlik, bir parça matematik, bir parça mekanik, bir parça faydacılık sokuşturmakla sektörel ihtiyaçları karşılayabilir, edebiyatı kendi kalıbınıza sokabilir, dizaynınıza uydurabilirsiniz. Ama o zaman edebiyat edebiyat, edebiyatçı edebiyatçı, eser eser olmaz. Edebi faaliyet dar bir kanalda, özgünlükten, özgürlükten, başkalıktan, insanı kendi fiziksel sınırlarının ötesine taşıyan o hayal gücünden mahrum kalır.

Bugün edebiyat iddiasıyla ortaya konan çalışmaların çok büyük bir kısmı bilinçli ya da bilinçsiz biçimde ‘yayın piyasası’nı öyle ya da böyle önemsiyor, önceliyor. Bir boş kağıtla, bir temiz zihinle başlamıyor çoğu zaman ilk cümleler... Bir çok dış etkenin hoyrat müdahalelerine açık yazı... Bu taarruzu da çok keder verici belki ama bizzat yazı/yayın alemi yönetiyor. Amaçları kazanmak... Ne kazanmak? Bazen para, bazen şöhret, popülarite, bazen güç, bazen iktidar, bazen kendilerine hiç kimsenin göstermediği ilgi, bazen sevgi, sıcaklık, ruhta eksik kalan başka bir şeyler, bazen nefret, bazen ucuz bir kariyer, bir başka basamağa sıçrama fırsatı, kolayca yükselme imkanı ve daha bir çok şey...

Elbette bunu bir genellemeye vardırmadan söylemek gerek; edebiyat, edebiyatı gerçekten umursayanların zihinlerinde, kelimelerinde var olmaya devam ediyor. Bu daralmadan bir çıkış, yeniden bir genişleme olacaksa, o arı duru zihinlerde olacak, boş bir kağıdı, temiz bir zihni olabilenlerin hayatında...

Google+ WhatsApp