Düşünmeye zaman kalmadı

Düşünmeye zaman kalmadı


İnsan düşünen bir varlık. Öyle ya da böyle. Kendini bilince ve bilinç duyguları oluşunca.

 

Düşünen insan var düşünmeyen var. Düşünenlerin sorumluluğu ağırdır, çilesi çoktur.

 

İnsanın kendinden eden, uzaklaştıran, yabancılaştıran bir süreç yaşanıyor. Her dönemin farklı meşguliyetleri, oyalayıcı durumları olsa da bilişim ve teknoloji, reklâm çağında zihin kendi sorunları dışında başka şeylerle meşgul.

 

Öyle ki, sıradan durumlar karşısında insanların kaçışlarına neden.

 

Okumaya zamanları yok. Düşünmenin en önemli edimi okuma ve onun oluşturduklarıyla düşünmeleridir. Bunların bahaneleri de; “okuyunca uykum geliyor, başım ağrıyor, gözlerim kararıyor…” Hayatını sıradanlıklarla doldurduğundan bu sefer de başka nedenleri var: “Okuduğumu anlamıyorum.” Bu sorumluluktan ve ağır yükten kendini kurtarınca kurtulacağını umuyor veya sanıyor. Her şey gelip zaman ile tanımlanıyor.

 

Günün bütün zamanını geçirdiği durumlar, hâller insanın düşünmesine zaman bırakmadığı gibi sağlıklı bakışını da engelliyor. Zihne yük olan ne kadar gereksizlik var ise iyice boca oluyor, kuşatıyor.

 

Bilişim dediğimiz durumda sosyal medya her yönüyle tam anlamıyla bir gayya kuyusu ve karmaşa. İnsanı zihninin yoran absürtlükler, cinsellikler, dedikodular, yalan haberler, abartılar, gerçek olanlar, cinayetler, korkunç ve vahşi saldırılar, siyasal gerilimler ve saire… O kadar çok sorun insanın dünyasına sanal olarak giriyor ki, insanların hemen her biriyle bir ilgisi ya da ilgisizliğin getirdiği ilgiler, insanı alıp götürüyor. Herkes bilgi sahibi, herkesin söyleyeceği çok şeyi var. Aslında ne derinlemesine bir bilgi, ne de hakikate uygun bilgileri var. Kendisinin bildikleri sosyal medyada gördükleridir. Kendisine ait olmayan başkasına ait laf kalabalıkları. Bunların sağlıklı olup olmaması hiç önemli değil. Nasıl olsa birilerinden duymuştur ve onun için yeter bilgidir.

 

Sosyal medya bulamacında ilgili ilgisiz, farkında oluş olmayış hiç önemli değil. Gündelik hayatında sıradanlıklardan başka bir durumu olmayanlar bir filozofun bir deyişini, anlamını bilmeden kopyala yapıştır yoluyla paylaşıyor. Paylaşılan şey var ise elden ele dolaşıyor.

 

İnsanlar bu metinlerin az uzun olanlarını hiç dikkate almıyor. Tek ve vurgulu bir cümle yeterli. Daha çok görseller ilgi görüyor. O da birilerinin hatırı olsun için, paylaşanın sitemlerine hedef olmamak için öylesine bir tıklayıp gidiliyor.

 

Her şey basit bir lokma gibi. Anlık atıştırılan bir lokma. Anlık düşünüş ve ondan kurtuluş. Daha doğrusu kendinden kaçış.

 

Yaşamak fastfood gibi, atıştırmalık.

 

Yaşamak kısa süreli bir oyun gibi. Eğlenilip sonradan bir başkasına geçiş.

 

Yaşamak sosyal medya üzerinden yoğun siyasal gerilimlerin getirdiği bir hava ile saldırılar düzenleme, boşalma ve bir zafer kazanmış gibi rahatlama.

 

Geçenlerde, çok uzun zamandır tanıdığım emekli bir imam başkasına ait bir metni, gözlerimin içine sokmak için gönderdi.

 

Kendisine kısaca: “Kusura bakmayın gönderdiğiniz dikkate almıyorum ve bunun üzerine zihnimi yormaya zamanım yok.”

 

“Bunu sizinle konuşmayacağız da kiminle konuşacağız tartışmalıyız.”

 

“Siz konuşup tartışmak yerine, başkasının düşündüklerini onaylamamı ve size katılmamı istiyorsunuz. Buna ne zamanım var ne de bu tartışılmaya değer.”

 

Aslında sorun zihninde oluşturdu, tapındığı kişi ve durumlar etrafında bizi kendi dairesine dahil etmek. İşi gücü olmayanların oyalandıkları eğlenceleri. Bunu yaparlarken de sanki önemli bir davanın savunucuları oldukları ya da putlarını cilalama çabasıdır. Bu, insanı küçümseme ya da aşağılama değildir. İnsanın zaman israfıdır. İnsanın insanı kırma nedenidir.

 

İnsanın işi çok da düşünmeye hiç mi hiç vakti yok.

Google+ WhatsApp