Düşünmenin Gücü

Düşünmenin Gücü


İnsanı var kılan düşünme ve ona bağlı yaşama. Allah’ın insana bağışladığı akıl, düşünme, hayal etme edimlerini hakkıyla yaşama. Bir Müslüman için belirlenmiş sonsuz düşünme gücü, bunun insanı iyiye ve güzele götüren yolları, bakışı ayırt etme ve bir tercihte bulunma. Düşünmeye asla sınır yoktur. Ancak sonuçları bakımından durum belirleme vardır.

 

Yabancı kültür ve düşüncelerin abanmasıyla doğrular, iyiler, güzeller tercihi çok farklı. Müslüman için keskin olan kurallar var. Haramların sınırları bellidir. Helâller sınırsızdır. Haram kılınanların hiçbirinin insanın yararına olmadığı bir gerçek. Bunun tartışılması bile olmaz. Ancak haramları helâl kılanların sınırları ve düşünüşleri farklı, inançları farklı.

 

Düşünme, hayal etme ve bunların sonuçlarını hayata geçirme insanın özünü oluşturur. Amaçsızlık ve duygusuzluk, sıradanlık da insanın tercihi. Kendisini bir yaşama biçiminin sıradanlığına terke etmedir yaptığı.

 

Düşünce üretemeyen ya da ortaya bir şey koyamayanlar sınırlarının daralması, konumlarının yok olmasından endişe ettiklerinden insanları baskı altında tutarlar. Sadece kendi düşünüşlerini, daralmış alanlarını ilke edinirler. Bu, güvensizlik ve inançsızlığa dayanır. Korkarlar. Başkalarına düşünme ve söz söyleme hakkı tanımazlar.

 

Batı toplumları demokratik ve özgür görünüyorlarsa da kendi durum ve konumlarını rahatsız etmeyenlere belli bir yere kadar müsamaha gösterirler. Ancak belli bir zaman sonra asıl yüzleri ortaya çıkar. Batı’nın İslâm ve Müslümanlar karşısındaki tutumu budur. İslâm’ı gözden düşürmek için büyük çaba gösterirler. Kurumlar oluşturur, kamuoyunu yönlendirirler, insanları etki altında bırakırlar. Yardımcı unsurları da ne yazık ki Müslümanlar oluyor.

 

Müslümanlar da kendi içlerinde bu sorunu ciddî olarak yaşıyor. Yöneticilerin ruh ve düşünce olarak İslâm’ın özünden uzaklaşışları sorunların başından geliyor. Halkın iradesi, düşünenlerin ise etkisi yok. Düşünürler bu ağır baskılar altında konuşamıyor, konuşsa sonuçları kendileri için ağır oluyor. Güvensizlik düşünce boşluğu oluşturuyor.

 

Dönemin en baskın olanı da medya ve reklâm veya araçlar vasıtasıyla büyük ve ağır baskının oluşumunu sağlamak.

 

Kimsenin kimseden yakınmaya hakkı yok. Yüz yılı aşkındır bu baskıcı durum süregeliyor. Bir kesim diğer kesimi ancak baskıyla sindirebiliyor. Batıcı ruha mensup olanların sınırsız özgür olma düşüncesinin ahlâkî ve insanî sınırları yok. İnsanlığın aleyhine sapkınlıklar, aşırılıklar onlar için normal. Diğer kesim de hem modern dünyanın oluşunun etkisinde hem de kendisi aleyhine düşündüğü her düşünüşe karşı tepki verme. Bunlar insanların ruhlarını daraltıyor. Baskılar her zaman farklı sonuçlar doğuruyor. 28 Şubat sürecindeki baskıcı tutum baskıyı yapan kesimler için olumlu sonuç doğurmadı. Ters tepki verdi. Diğer yandan bugün yaşananlar da benzer sonuçlar doğurmaya neden.

 

Yasalar bir türlü tutturulamıyor. Sürekli değişiyor. Her kesim kendine göre tasarlıyor.

 

Müslüman halkın genel değerleri merkezdir elbette. Fakat durum şudur, Türkiye artık çok farklı bir düzlemde bulunuyor. Manevi değerleri yüksek olan halkın yanında seküler ve Batıcı ruhu benimsemiş büyük bir kesim var. Bu kesimler bir elmanın yarıları gibidir. Karşılıklı hakların gözetilmesinin zorluğu da burada.

 

Müslümanların ilkelerinden elbette ödün veremleri beklenemez. Müslümanlar yaşayışlarını olduğu gibi sürdürebilirler, sürdürmelidirler. Yaşama biçimleri insanlar için de örnek olmalı. İslâm merhamet, sevgi, öğüt ve davet dinidir. Her insana yaşama hakkı verir. Kendi inancında düşünme ve yaşama hakkına sahiptir. İslâm devletlerinin tamamında Müslüman olmayanlar kendi inançları ve düşünüşleri içinde özgür yaşamışlardır. Müslümanların sınırları içinde kalan, diğer din mensupları kültürleri ve inançlarını hakkıyla yaşamışlardır. Osmanlı sınırları içindeki Süryanilerin özlerinden hiçbir zaman kopmayışının ve varoluşlarının nedeni de budur. Batı toplumlarında bu belli zamanlara kadar hiçbir zaman mümkün olmamıştır.

Google+ WhatsApp