‘Durum’!..

‘Durum’!..


Her kuşak Türk-Amerikan ilişkilerinin kendi dönemine şahit olduğu için, geçmişe bakmaya pek tenezzül de edilmediğinden, yaşanan iniş-çıkışları ‘benzersiz/kendine özel’ sayıyor…

Oysa Türk-Amerikan ilişkilerinin ‘unique’ bir tarafı var ise, kendini doğurmasıdır. Her çetrefil olayda, her kritik kırılma anında Türk dış politika eliti kimlerse (diplomatlar, gazeteciler, akademisyenler, askerler, vs.) ilişkiyi gömmüşler, sonra aynı toprağı her kimler nasıl suladılarsa, gürleşerek güneşi kesmiştir…

Her krizli dönemde Ankara-Washington kopmasın diye kendini yırtan ruhu Batıcıları artık yazmıyoruz ama bir haklı oldukları nokta şudur; diplomaside ‘zombi tipi’ ilişkiler diye bir şey olsa, örneği işte ABD-Türkiye’dir. Hoş, bizimki daha çok alacakaranlıkta vampirle buluşmalara benzer ama ayrı bahis…

Bu yüzden, iki ülke ilişkilerinin tarihi serencamını alıcı gözle izleyenler, sık sık ‘ölüyü dürtme’ ihtiyacı duyarlar. Ne olur ne olmaz diye…

Denebilir ki, iki ülke ilişkilerinin en kötü olduğu dönem; son 10 yıl içinde-geçmiş on yıllara da kıyasla-varılan yerdir. Ben dahil birçok dış politika meraklısı, ‘buradan dönmez’ noktasına kadar gelmiştir…

Uluslararası konjonktür de gösteriyor ki, hâlâ öyledir ve-dahi görece iyileştirme manevraları var ise, bunu ya gelişen özel durumlara ya da iki ülkenin dışarıdan sorun istemediği iç dönemlere bağlamak gerekir. ‘Şu an’ durum budur. Ve sık yazdık, Türk ulusal güvenlik mimarisinde ABD’ye bakışın sıcak olduğu söylenemez. (Son örnek, 5 Ağustos tarihli MGK bildirisinin 3 no’lu iki paragrafıdır!)

***

Maksada girişi buraya kurmamızın nedeni; Türkiye’nin Afganistan’da tutmaya çalıştığı pozisyona herkes kendi penceresinden gördüğü kadarıyla ‘ayar veriyor’. Afganistan üzerinden ABD ile yakınlaşma mevcut ise kimi muhalif kesimler sebebi, a) İlişkilerin yeniden kurulabilmesi özlemindeki Ankara’nın arayışları, b) önümüzdeki süreçte-seçimler gibi-iktidarın huzurlu ortam hazırlıkları olarak görüyorlar…

Tartışmasını sizlerle birden çok kez yaptığımız/paylaştığımız için hiç girmiyorum. Önerim, Amerika’ya odaklanalım, bunu da açılış hamlesinde bahsettiğim ‘yeniden dirilme’ konusunda kesin fikre sahip olarak yapalımdır. Yani ‘neden bu dönem en kötürdür’e bakalım, ‘iyisi bu’ olabilir mi anlayalım.

Ama şu anlama gelmesin; vampirin göğsüne kazık çakmak için değil. ABD ile ilişkileri ‘kontrollü’ fakat artık ‘eşit’ değil, alacaklarımıza mahsuben şartların daha çok Türkiye tarafından belirleneceği başlıklar üzerinden yürütebilmek için!..

***

Seri alıntılar yapayım…

“Yunanlılar ve Amerikalılar, Türkiye’nin Washington’dan gelecek talimat ve baskılarla denetlenebileceğini düşünmekte haklılar. Geçmişte bu düşünceyi doğrulayacak birçok olay yaşanmıştır. Ne var ki, köprünün altından çok sular geçtiği ve Türkiye’de birçok şeyin değiştiği anlaşılmamıştır”…

“Türkiye, uzun süre kapalı bir dış politika izlemiştir. Soğuk Savaş yıllarında her şeyiyle Amerika’ya bağlanan Ankara, tüm ilişkilerini Washington doğrultusunda yürütmüştür”…

“Türkiye Batı bloku dışındaki ülkelere açılmaktan kaçınmıştır”…

“Amerikan Kongresi, Türkiye’ye karşı baskı olarak kullanmaya kalkıştığı ambargoyu durdursa dahi, bu dersin ışığı altında ilişkilerimizin gözden geçirilip değiştirilmesi artık kesin bir zorunluluktur”

“Bunun için ilk iş olarak, ülkemizde Amerikalıların kumandasında bulunan ve doğrudan doğruya Amerika’ya hizmet eden üsler derhal kapatılmalıdır”

“Bununla yetinilemez. Amerika, Türkiye’nin peşin bedelle aldığı silahları devretmeyerek, Türkiye’ye ait mallara el koymuş durumdadır. Türkiye ülkesindeki Amerikan üslerinin malzemesine el koymayı düşünmelidir”

“Artık Türk-Amerikan ilişkileri, suni hayallere dayanan balayı dönemini tamamlamıştır”…

“Türk-Amerikan ilişkileri çoktandır sağlıksız bir dönemdeydi. Durumu korumaya çalışanlar gerçeklere ve tarihin akışına karşı direniyorlardı. O ilişkiler değiştirilip, yeniden düzenlenmedikçe çökmeye mahkumdu”…

“İktidardaki partilerin dünya görüşünün temelinde Amerika’ya bağlılık ve sadakat vardı”…

“Türkiye NATO’ya dört elle sarılmıştır. Yani savunmasını Amerika’ya bırakmıştır. Buna karşılık da Amerika’nın istediği her tavizi vermiş, her yükümlülüğü üstlenmiştir… ABD ise Türkiye’ye vermesi gereken silahları, Türkiye’nin savunmasını felce uğratacak biçimde esirgemiştir”…

“Ulusal güvenlik ve savunma politikalarımızın yeniden düzenlenmesi gerekir. Yeni bir savunma politikası yeni bir dış politikaya bağladır. Dış politikada Türkiye’ye yeni olanaklar ve alternatifler sağlayacak dengeler kurulmadıkça, Amerika’ya bağımlılık sürdürüldükçe, savunma politikamız değiştirilmedikçe yaşadığımız güçlüklerden kurtulma yolu açılamayacaktır”…

***

Ne diyorsunuz bunlara?..

Muhtemelen şöyle diyeceksiniz; ‘Tamam, hepsi doğru da.. Zaten bunlar söyleniyor. F-35’ler, S-400’ler, PKK/YPG, FETÖ, ekonomik ve siyasi baskılar ortadayken zaten bunlar söylenmeli…

Haklısınız.. Yalnız bir fark var; bu cümleler, 45 yıl önce yazıldı. Neredeyse yarım yüzyıl. Öncesi de var. Madem o zaman iş bu noktalara geldi, nasıl oldu da sonra aynı hataları, tekrar, tekrar, tekrar, tekrar yaptık?!

Asıl buna ne diyeceksiniz?..

Bu yüzden ölüyü sık dürtmek lazım. Yaşıyor mu diye!..

‘Durum’ budur.

(Alıntılar, Sevgili Nedim Şener ve Nükhet İpekçi’nin hazırladığı, Abdi İpekçi’nin 1975-79 yılındaki köşe yazılarından oluşan-keyfi kaçmasın diye ilk yılla sınırlı kaldım-‘Durum’ kitabından alınmıştır. Kopernik Yayınları, Temmuz 2021.)

Google+ WhatsApp