Dünyânın karadeliği Afganistan’da olup bitenler

Dünyânın karadeliği Afganistan’da olup bitenler


ABD Afganistan’dan çekildi. Hâdisenin başlarında umulan, Tâliban ile merkezî idâre arasında bir uzlaşmanın sağlanacağı ve belli bir işbölümü içinde Afganistan’ın istikbâlinin şekilleneceğiydi. Bu senaryo işlemedi. ABD destekli savaş lordlarından meydana gelen merkezî idâre ve ordusu, âdeta iskambil kâğıtlarından yapılmış bir kule gibi çok kısa bir zamanda çöküverdi. Tâliban Kabil’e girdi.

 

Meseleye dünyâ dengeleri açısından bir bakalım. Bu işe en çok sevinen tarafın Rusya olduğunu düşünüyorum. Eğer Putin’in yerinde olsam, aracılarının Tâliban unsurlarıyla yaptığı görüşmelerde El Kâide unsurlarının kontrol altında tutulacağı ve Rusya’nın hâkimiyet sahasına sokulmayacağı garantisini aldıktan sonra, keyifle puromu yakardım. ABD’nin, üstelik ağır bir prestij kaybına uğrayarak Rusya’nın yumuşak karnından uzaklaşması Rusya’yı mutlu etmeyecek de kimi edecek? Mutlu taraflardan bir diğerinin Çin olduğunu ifâde etmek bir bakıma mâlûmu îlâm etmektir. Benzer bir garantiyi, yâni Tâliban’ın Doğu Türkistan’ı rahatsız etmeyeceği garantisini aldıktan sonra Çin’in gelişmelerden rahatsız olacağını beklememek gerekiyor. Dahası, mâhut İpek Yolu’nun lojistiği üzerinde son mânia olan Afganistan’ın kendi kontrolüne geçmesi ve yatırımlara açılması, Çin’i son derecede rahatlatacaktır. Artık, Afganistan, Pâkistan ve İran, kuşak değiştirmekte, ABD’nin “Yeşil Kuşak”ının yerini sanki bir “Kızıl Kuşak” almaktadır.

 

Tabiî ki bunlar ilk intibâlar.. Acele etmemek gerekiyor.. Devâm edelim.. ABD açısından tablo nedir? Akıllara ilk gelen 1975 Saygon manzaraları.. Pek çok çevre çeşitli benzerlikler kurarak târihin tekerrür ettiğini söylüyor. Basitçi bir yaklaşım bu. En riskli akıl yürütmeler “benzetimler” (analogy) üzerinden yapılanlardır. Yapanı çok defâ boşa düşürür. Herkes 1970’lerde Komünist Vietkong’un ABD’yi ağır bir yenilgiye uğrattığını düşünüyor. Evet askerî açıdan bu iddia edilebilir. Ama aynı çevreler zahmet edip muzaffer Komünist Vietnam’ın zaman içinde nasıl nasıl dönüştüğünü; kapitalistleşerek , 1975’de kovduğu ABD’nin sermâyesine kapıları nasıl açtığına bakmıyor. Kıymetli dostum Avni Özgürel, Vietnam gezisinde gördüklerini anlatırken Ho Chi Minh‘in müze olan mütevâzı evinin karşısına dikilen devâsa McDonalds binâsından bahsetmişti. Emperyalizm, dönemsel düzeyde askerî açıdan başarılı olan sistem karşıtı hareketleri massetme kabiliyeti ile mâruftur. Afganistan için de bunu akılda tutmak gerekir.

 

Evet ABD askerî açıdan başarılı olamadı. Afganistan’ı “adam edemedi” ve çekildi. 1979’da Sovyetler’in başına gelenle bu durum örtüştürülebilir. Şurası muhakkak ki, Afganistan’ı terk ederek, ABD’ye “dünyâ jandarmalığı” misyonunu kazandıran “Bush Doktrini” hitâma erdirildi. Bu sûretle, kendisi ile işbirliği yapan devletler ve güçler nezdinde güvenirliliğini sarstı. Dahası gelişmelerin terör odaklarına cesâret verdiğini iddia edebiliriz.

 

ABD , tesirli bir devşirme geleneğine sâhip bir devlet olarak bilinir. Lâkin kimi çevreler , son on seneler îtibârıyla bu geleneğin bozulduğunu, üstün istidatlı gençlerin kurumlara değil, şirketlere alâka duyduğunu ve kurumsal kadroların giderek vasıfsızlaştığından şikâyet ediyor. Eğer bu bir hesap hatasıysa, bu çekilmenin mâliyeti ABD için elbette ağır olacaktır.

 

Afganistan’ın el değiştirmesinin bu defâ bir farkı var. Afganistan’ın Sovyetler’den ABD’ye geçmesi, ekonomik açıdan ilki “çöken”, diğeri ise “tekleyen” iki süper güç arasında bir değişmeydi. Unutmayalım 2001 ile 2008 Krizi arasında yedi sene gibi çok kısa bir zamân farkı vardır. Bu defâ kendi krizleriyle boğuşan bir ABD’nin yerini, salgın şartlarına rağmen diri ekonomisiyle Çin alıyor. Üstelik Çin’in Afganistan’a girişi askerî bir operasyon ile olmuyor. Çin, elinde Afganistan’ın temel dertlerine şifâ olacak ekonomik projelerle geliyor. Ama, Çin’in, eğer gerekirse gözünü kırpmadan Afganistan’ı işgâl edeceğini de unutmamak gerekir. Eğer süreç istediği gibi işlemezse, hem Doğu Türkistan üzerinden güvenliğini, hem de ekonomik yatırımlarını korumak bahanesiyle bir anda, asker, sivil on milyonları Afganistan’a yığarak, Afganistan’ı bir Çin vilâyetine çevirebilir.

 

Afganistan’dan çekilmesi eğer ABD’nin bir hesap hatâsıysa, en azından Asya’da iş bitmiş demektir. Hep berâber, Asya’daki Çin Asrı’nı “kutlayabiliriz”. Artık nazarlarımızı Pasifik’teki son ve en büyük hesaplaşmaya çevirebiliriz. Ama bu kadar çabuk karar vermeyelim. İkinci ihtimâl, çok parçalı yapısıyla Tâliban’ın zıvanadan çıkması ve idârî bir zaafa uğrayan Afganistan’ın büyük bir iç savaşa evrilmesi, Çin ve Rusya’nın kontrolünü kaybetmesidir. Bu da ABD’nin bu kaostan destek alarak istediğini elde etmesi manâsına gelecektir. Doğrusu bu bana, yabana atılmaması gereken bir ihtimâl olarak görünüyor.

 

Meselenin Orta Doğu ve Türkiye’yi alâkadar eden boyutları da elbette var. Başka bir yazıda bunları ele almaya çalışacağım.

Google+ WhatsApp