Dünyanın paylaşılması, güçler çatışması -I

Dünyanın paylaşılması, güçler çatışması -I


Dünya kazanını kaynatanların amaçları ve bunların nedenleri belli. Savaşlar durup dururken başlamaz. Ya da başlayan savaşlar belli amaçlar uğruna yönlendirilir ve ona göre de yönetilir. Sürekli olarak vurguladığımız nedenlerden biri, sektörlerin ürettiklerinin pazarlanmasıdır.

 

İki yılı aşkın bir süredir pandemiden ötürü ilâç sektörünün çekişmelerine tanık olundu. Güçler önemli kazanımlar edindiler, sonuçlarından da memnun olmaları gerekir. AB, Amerika, Çin ve diğerleri… Güçleri etkili olanlar, bir ülkenin ürettiği ilâçları kabul etmiyor, yani onları yok sayıyor. Sıcak ve çatışmalı savaşlar, geçen yüzyılın başından beri belli bir sistemle yürüyor. Osmanlı Devleti’nin devre dışı kalmasından sonra güç tamamen Batılıların eline geçti. Bu da mazlumların korunmasız kalmasına neden oldu. Batı, mazlumları istediği gibi eziyor, onlara nefes aldırmıyor. Bunların sahipsiz kaldığı bir gerçek.

 

Dünya parsellendi ve katmanlara ayrıldı. Kendilerine göre tanımlamalar getirdiler. 1. sınıf ülkeler, orta ve alt katmandakiler. Alttakilerin tamamını zorunlu bağımlı hâle getirdiler, getirildiler.

 

Dünya ve insanlık dengesini sağlayacak ideal İslam düşüncesi ve Müslümanlar. Müslümanların etkisiz kılınması yüz yılları bulan bir çalışmanın ve çabanın sonucudur. Müslümanlar, içeriden ele geçirildiler. Oryantalistler kendi ruhlarına uygun içeriden kendi adamlarını yetiştirdiler ve onlarla birlikte faaliyetlerini yürüttüler. Batı için en uygun yol ve yöntem buydu, bunda da başarılı oldular.

 

Güçlerden kastımız, geçmişte başı çeken İngilizler ile Fransızlardı. Bunu Afrika ile Güney Asya’nın paylaşılmasında görüyoruz. Kırım harbi ile başlayan Rusya-Osmanlı çatışmalarında İngilizlerin devreye girmesiyle, taraf olma kaygı ve zorunluluğu dengelerin değişimine neden oldu.

 

Rusların ütopyası İstanbul’dur. Bunu Çarlık döneminden biliyoruz. Bu, edebi eserlere, romanlara da konu olmuştur. Dostoyevski’de bu çok belirgindir. Rusların İstanbul kapılarına dayanması, İngilizlerin ise müdahalesi ile bu hamle sonuçsuz bırakılmıştır. İngilizler, Çanakkale Savaşı ile Osmanlı’nın Müslüman coğrafyadaki dengesini bozmak için bu savaşı başlatmıştır. Mısır, Filistin, Musul, Kerkük hamleleri de bunun diğer sonucudur.

 

Müslümanların yaşadığı coğrafyanın Allah’ın bir bağışı olarak büyük imkânları bulunuyor; yer altı ve yer üstü kaynakları. Diğer yandan da Müslüman oluşları da bir başka bağış. Batı, Hıristiyan dünya ise savaşlarını bunun üzerine yürütüyor. Çok yönlü. Hem kültürel, yani din ve medeniyet hem de maddî kaynak ve gelirlerle ilgili olarak. Müslümanlar devletsiz kaldıklarından lime lime olmuşlar. Bununla yetinmemişler, birbirlerine düşman kesilmişler. Güç taraflarından birini tercih etmek durumunda kalmışlar. Birbirilerine yaslanacaklarına ve dayanacaklarına birbirlerine sırt dönmüşlerdir. “ Suriye’de kimden yana olunacak?” sorusu önemli. Siyonizm’in ve Amerika’nın hesapları, planları, bölgeyi tamamen kendi denetimlerine almaları için olandan mı, diğer güçler olan AB, Rusya, yakın zamanda Çin’den yana mı? Asıl soru ve sorun da budur.

 

Suriye, deyim yerindeyse bu anlamda tam bir denek gibi. Amerika- İsrail cephesi mi, Rusya cephesi mi, hangisi tercih edilecek? Zihnî karmaşada tarafların, taraf olma gerekçeleri çok ilginç ve ironik. Bir taraf tam anlamıyla bir düşman olarak bellenirken diğerleri sessizlikle geçiştiriliyor. Türkiye bağlamında bakıldığında, İran ve Esad bahanesiyle Rusya hedef alınır, en çok da onun üzerinden, mezhep ve insan ölümleri gündemde tutuluyor. Öyle ki İsrail’in ve Siyonizm’in hesapları, onların insanları öldürmeleri, Filistin dramı, İsrail’in Suriye’ye saldırıları, Golan Tepeleri’nin fiilen mülk edinilmesi, Amerika’nın güneyimizi kuşatması, tampon bölge oluşturması hesap dışı bırakılıyor.

 

Burada asıl sorun düşünce ve zihnîdir. Teslimi ve yenilginin bir taraf adına kabullenilmesidir.

Google+ WhatsApp