Dünyanın merkezine seyahat...

Dünyanın merkezine seyahat...


İngiltere Savunma Bakanı’nın, “Türkiye oyunu değiştirdi” açıklaması ile Fransız Le Point dergisinin, Türk Donanması’nın resminin üzerine oturttuğu “Savaş Kapımızda” kapağının ‘hem zıtlığı hem uyumu’ bize ne anlatıyor?..

Macron’un Akdeniz-Afrika için attığı histeri çığlıkları ile Cebelitarık-Malta-Kıbrıs-Süveyş çizgilerini birleştiren Londra’nın sessizliği ne demek?..

Ermenistan’ın Azerbaycan ve Türkiye’ye karşı “boyunu aşan” cüretini, Fransa, Rusya, BAE’nin beslemesi, daha yeni Çin’le stratejik anlaşmayı imzalayan İran’ın Kafkasya’daki rolü ne demek?..

Böylesi bir savaşın hızla Gürcistan, Karadeniz, Kırım, Balkanlar (Romanya, Bulgaristan, Sırbistan) ardından Ukrayna’ya sıçrama ihtimali ne demek?..

ABD’nin, “Rusya-Türkiye-Avrupa hattına enerji pompalayan Türk Akım ile Rusya’dan Avrupa’ya bağlanan Kuzey Akım’ın ortakları çekilsin ya da sonuçlarına katlanırlar” açıklaması ne demek?..

Rusya’nın daha dün, 150 bin asker, 400 savaş uçağı ve 100 savaş gemisiyle Hazar ve Karadeniz’i kapsayacak şekilde ülkenin güney-batısında bir tatbikata başlayacağını duyurması ne demek?

Küçük pencerelerden stratejik panoramayı göremezsiniz.. Teras lazım. En üst kattan, 360 derece!

***

ABD Başkanlık seçimleri yaklaştıkça, küresel donma hali yoğunlaşıyor. Üstelik son zamanlarda Başkan Trump’ın kazanacağına ilişkin kanaat -pusula hâlâ onu gösterse de- tereddüt geçiriyor...

Kasım ayını heyecanla bekleyenler arasında Türkiye kadar, Rusya ve Çin, İngiltere, Almanya, Fransa, Hindistan başı çekiyor. Moskova ve Pekin için sonuçlar hayati. Her ikisinin de hem ağır angajmanları hem korkuları var...

Çünkü; “yeni dünya düzeni” denilen, “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” denilen, ekonomik sarsıntılar ve salgın süreçleriyle semiren kriz yekûnu masaya gelmek üzere...

Salgının zayıflaması ve yaz nedeniyle günlük işler daha pembe görünse de, süper güçler açısından kaçınılmaz yüzleşme hızla dünyaya doğru yaklaşıyor. Üstelik “cisim” tarifsiz değil!..

***

Mesela, ABD-Çin arasında son dönemde giderek daha gergin hâl alan ilişkiler...

En tazesi; Başkan Trump son olarak Hong Kong’a getirilen Ulusal Güvenlik Yasası nedeniyle Çin’i sorumlu tutan yasa tasarısını onayladı ve Hong Kong’a yönelik imtiyazları kaldırdı. Böylece Çin’le iş yapan bankalara yaptırım geldi...

Çin de karşılık verecek. Dışişleri’ne bakarsanız, ABD temsilciliklerine ve ilgili kişilere cezaî önlemler uygulanacak.

Oyunun kıyıcılığını gösteren bir örnek de, İngiltere-Çin ilişkileri. Önce ABD’ye direnmeye yeltenen Birleşik Krallık yelkenleri suya indirip, Huawei’yi 5G’den çıkardı. Çin bu karar yüzünden burnundan soluyor. Yapabildikleri, dosyanın bir başka İngiliz hükümetinde yaşama dönecek kadar aralık bırakılmasına çalışmak...

Londra’yı buraya iten halkalar, Kraliçe’nin nerede durduğu(!), Başbakan Johnson’un virüs kapması, Amerika’ya taşınan Prens, MI6’in süper güçler arasındaki konumu (‘Secret text cast light on UK’s early role in Trump-Russia inquiry’, 30/07/19, The Guardian) hep aynı zincire bağlanıyor; “Trump: İngiliz hükümetinin Çinli Huawei’yi 5G’den dışlama kararı almasında benim rolüm var. Pek çok ülkeyi Huawei kullanmamaya ikna ettik. Bunun çoğunu da ben yaptım”...

Çin buna da karşılık verecek: “İngiltere küçük pazar. İngiltere’ye yaptığımız yatırımlar etkilenecektir”...

***

İngiliz-Çin terazisi bile asıl oyunun içinde gerçekten de sınırlı yer tutuyor...

Büyük resim denilen bir şey var ise şu olmak lazımdır; Rusya ve Çin, Trump’ın seçimlerde kaybetmeye başladığını düşünüyor mu, bundan sevinç mi duyuyorlar yoksa kaygılılar mı, sandığa kadar “bir şey” yapmayı planlıyorlar mı?..

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun geçtiğimiz pazartesi Rus mevkidaşı Sergey Lavrov’la yaptığı telefon görüşmesi ipucu olabilir...

Birleşmiş Milletler’in 75’inci yıldönümünden (eylül) evvel BM Güvenlik Konseyi üyelerinin (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa) bir araya gelerek, “Yeni Düzen’in Senaryosu” için zirve yapmaları konuşuluyor...

Rusya, Trump’ın seçileceğinden şüphe etmeye başladı. Resmi ağızlar değil ama onlara yakın isimler, örneğin Dimitri Medvedev, “Trump’ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanma şansının parlak görünmediği”ni söyledi. Medvedev’in, “yine de geç sayılmaz” diye eklemesi asıl manidar bulunması gereken nokta...

Çin’in durumu da farklı değil. Dışişleri Bakanı Wang Yi bir hafta önce, 30 kadar diplomat ve Kissinger’ın da katıldığı bir kolokyumda, “Çin ve ABD, farklı sistemler ve medeniyetler olarak barış içinde bir arada yaşamanın yollarını bulmalı. Çin’in ABD politikası değişmedi. Çin-ABD ilişkilerini hâlâ iyi niyet ve samimiyetle büyütmeye hazırız. ABD’deki bazı arkadaşlar Çin’e karşı ihtiyatlı davranmış olabilirler. Bir daha vurgulamak isterim ki, Çin asla ABD’ye meydan okuma, yerini alma ya da ABD ile karşı karşıya gelme niyetinde değil”... (‘China hopes for ‘reasonable’ US’, 07/09, Global Times.)

Unutmayalım, Pekin bu cümleleri, iki ülke ilişkilerinin en berbat olduğu dönemde kuruyor...

***

“Küresel stratejik istikrarın” sağlanması için üç süper güçlü bir eşiğin önünde mi duruyoruz?..

Mümkün...

Pandemi, dünya ekonomisinde durdurulamaz düşüş, sistematik hale gelmeye başlayan bölgesel kırılmalar ve süper güçler arasında yükselen jeopolitik gerilim.. Anlıyoruz ki, büyük güçler de bir sosyal kaos ve geniş çaplı savaştan endişeliler. Ve bu makyaj niteliğinde bir kaç toplantı ile aşılabilecek mesele değil. Baştan tasarım gerekiyor!..

Anlamı şu; dünya ekonomisi için yeni bir sistem/düzen gerekiyor. Artı, yeni bir politik doktrin. Ve global bir sağlık sistemi (Türkiye!) Yeni bir mutabakat...

Çünkü cari sistem, bu kadar çatışma, çökme, az gelişmişlik, salgın, açlığı, kokuşmuşluğu, önemlisi adaletsizliği taşımıyor...

Büyük Güçler uzlaşısını sabote edecek çok sayıda unsur da mevcut. Bunların merkezi, “eski merkezler”! Kasım ayında yapılacak seçimlerden kimin galip çıkacağı ile dünyanın ekseni arasında bağ var.

Google+ WhatsApp