Dünyanın kalpgâhında iki devlet bir millet…

Dünyanın kalpgâhında iki devlet bir millet…


Türkiye-Azerbaycan ortak yapımı Ermenistan hesaplaşmasının, daha doğrusu eski hesabın kapatılması sürecinin tüm sırları daha Temmuz ayında yazılmış iki paragrafta gizli…

İki paragraf, beş gündür tüm tv ekranlarında ve gazetelerde ne söylendiyse hatta ne söylenecekse tamamını kapsıyor…

Bir, “Azerbaycan topraklarındaki gayrimeşru işgalini yıllardır sürdüren Ermenistan’ın barışı bozan ve uluslararası hukuku hiçe sayan saldırganlığı şiddetle kınanmıştır. Ermenistan’ın mütecaviz tutumunu sonlandırması ve işgal altında tuttuğu Azerbaycan topraklarını terk etmesi gerektiği; Türk milletinin, kardeş Azerbaycan’ın haklı davasında alacağı her türlü karara sahip çıkacağı hatırlatılmıştır”…

İki, “Dünyadaki siyasi ve ekonomik güç düzeninin yeniden yapılanma sürecine girdiğinin altı çizilerek, bu çerçevede Türkiye’nin her alanda güçlü bir hazırlık yapmak için gereken mekanizmaları oluşturmasının önemi üzerinde durulmuştur”…

22 Temmuz tarihli Milli Güvenlik Kurulu bildirisi/basın açıklamasında altlı-üstlü yayınlanan bu paragraflar gerçekten de tarihi boyut kazandı…

İster Türkiye ve Azerbaycan’ın ortaklaşa duruşları, ister bu savaş ve coğrafyanın küresel denge ve oyuncularla ilişkisi üzerinden son krizi değerlendirin, ister daha özel/lokal bağlamda ele alın konuyu, aklınıza gelecek ne kadar senaryo, ittifak, tuzak, başarı, denge, jeopolitik ve stratejik açılım var ise bu iki paragrafa dahildir…

***

Krizin/savaşın iki çekirdeği var…

İlki, küresel rekabetin iki cephesinden birinin, mevzi çarklardan aksayan bir tanesini yenilediği intibaı…

Bu işin ağır bölümü…

Şu an, a) Avrupa’da, b) Akdeniz-Ortadoğu’da, c) Asya-Pasifik’te kazılan siperlerin, kurulan yeni ittifakların anlamı bu. Son hesaplaşma başlamadan evvel “cephe gerilerinin” tahkim edilmesi de sayabilirsiniz…

Bölgedeki kriz nedeniyle birçoğumuzun ağzından duyulan, ‘biri bitmeden diğeri başlıyor, bu nedir böyle’ sorusunun cevabı da bu aslında. Azerbaycan’daki kardeşlerimizin kahraman evlatları topraklarını santim santim geri alırken, Atina’da ABD Dışişleri Bakanı’nın, ‘Türkleri cezalandırmak için İncirlik’i Girit’e taşıma teklifi getirdiği’ haberinin İngiliz basını tarafından servis edilip, Pentagon’un, “yok öyle bir şey, İncirlik, NATO müttefikimizle iyi ilişkilerimizin nişanesidir” mealinde apar-topar açıklama yapmasındaki rollere dikkat edin. Hepsi aynı haritanın parselleridir…

Pekin’den Londra’ya uzanan ve Türkiye’yi göbekleyen bu stratejik çizgi kimi noktalarda tıkanıyor. Bazen yerelden, bölge dinamiklerinden kaynaklanan doğal sebepleri oluyor, sıklıkla da ‘küresel eşkıyalar’ tarafından yol kesiliyor. Ermenistan tam böyle bir yerdi ve şimdi yol açılıyor…

Ermenistan sorunu izahta sık atıf yapılan, 12 Temmuz’da Erivan’ın, Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP), Güney Kafkasya Boru Hattı, Bakü-Supsa Petrol Boru Hattı, Bakü ve Tiflis-Ceyhan Boru Hattı’nın geçtiği Tovuz bölgesine yönelik saldırı da tam bu…

Bu coğrafyada ‘hub’ kesmek boğaz kesmek gibi ve kimsenin buna tahammül gösterecek hali yok…

Ermenistan’ın içinde Türkiye geçen her şeyi baltalama politikası, aslında bölgenin yukarıda çizilen haritasını sabote etme anlamına geliyor. Krizin sonunda Erivan’da nasıl bir siyasi tablo ortaya çıkar, adı geçen dinamiklerde taze başlangıç yapma arzusu taşır mı bilinmez. Ama öyle olursa, sadece savaşın yaşandığı coğrafyada değil, kuzey-güney ve doğu-batı atımlı stratejik etkiler üretecektir…

***

İkinci çekirdek, Ankara-Bakü “eksenidir”!..

Evet eksendir. Üstelik bu eksen dünya üzerindeki benzerlerinden farklı nâmütenâhî özelliklere sahip…

İstisnai özelliklerinden biri kendine “yeter” olmasıdır! Herhangi ana eksene kendisini bağ(ım)lı hissetmeme, bağımsız olma potansiyeli taşımasıdır. Ağırlığını ana eksenlerden biri lehine verdiğinde denge değiştirme gücünün bulunmasıdır. Birbirlerinin eksiğini giderme kapasitesi/imkânlarına sahip olmasıdır. Bölge ülkeleri ilk şaşkınlıklarını atıp, tam ne olduğunu kavradıklarında hızla vaziyet edecekleri “albeni”ye sahiptir…

En önemlisi Türkiye’nin ve Azerbaycan’ın, ister Rusya ile ister ABD ile bugüne kadar kurduğu ilişkilerin markasını oluşturan “janjanlı” ifadeler, “stratejik ortak, müttefik, model ortak, vs.”nin üzerinde bir “işbirliği formu” geliştirmiş olmalarıdır. Bunun bir ismi yok. Çünkü uluslararası ilişkilerin katalog tariflerinde bulunmuyor.

Ama şudur; “kardeşimiz nasıl istiyorsa, o şekil olacak”…

Bunu, “çiğ gerçekçiliği”, “reel politik” olarak dünyaya yutturan aklın anlaması zor.

Nihayet, bu ağırlık ve evsafta birlikteliğin, dünya hakimiyet teorilerine göre dünyanın “kalpgâhında” bulunuyor olması, ötesinde burada askeri harekât icra ediyor olması da ilktir…

Bunu ABD, Rusya, İngiltere, Çin, İsrail, Hindistan-Fransa’yı artık saymıyorum-bütün imkânlarıyla, gözlerini ayırmadan izliyorlar. Çatışmalar nedeniyle rutine bağladıkları, “kaygılıyız, taraflara itidal tavsiye ediyoruz” açıklamaların biraz böyle, biraz da çaresizlikten olduğunu anlamalıyız.

“Değişken üreten değişken” formatındaki bu kriz, adı geçen ülkelerin zaman içinde pozisyon almalarını getirecektir. Her oyuncu elbet kendi meşrebine uygun biçimde bunu yapacak ve Ankara ile Bakü de bunlara mütenasip yanıtlar getirecekler. Kimi uyumlu olacak o pozisyonlara kimi ‘uymayacak’…

Durum bu.. Ama kimi olası gelişmelerin en azından ucunu da yavaş yavaş gösterelim; bakalım, Peşinyan ne zaman düşecek, bakalım Azerbaycan’daki İsrail etkisi nasıl/ne zaman kırılacak, bakalım Kırgızistan Rusya’ya nasıl katılacak!..

Şu an saha bizim için daha kıymetli çünkü kardeşlerimiz vatan uğruna hayatlarını veriyorlar. Dualarımız elbette onlar için ve fazladan bir cümlemiz daha var…

“Allah’ım, onlar nasıl istiyorsa öyle olsun”.

Google+ WhatsApp