Dünyada kaç dünya var?

Dünyada kaç dünya var?


“Nasıl gidiyor hayat?” diye sordu yolda karşılaşan iki kişiden kısa saçlı olanı. “Senin hayatın mı, benimki mi?” diye soruyu soruyla cevapladı diğeri.

 

Bizim çok istediğimiz, çok inandığımız, çok önemsediğimiz şeylerin başkaları için tartışmaya açık, en azından tereddüt taşıyan konular olmasına hiç tahammül gösteremiyoruz. Bu durum, bakış açımızı ve görüş kabiliyetimizi kendi sınırlarımızla sınırlamamızdan kaynaklanıyor çoğu zaman. Elbette insanın duyularının sınırları var, bu sınırları fizikî olarak aşma ihtimalimiz yok. Ancak zihnimiz ve kalbimizle o sınırların ötesine geçebiliriz. Bunu başarmanın ön şartı, öncelikle kendi sınırlılığımızı bilmemiz ve başkalarının bizimkinden daha farklı bir dünyada yaşıyor, başka şeyler görüyor, başka şeyler hissediyor olduklarını kabullenmemizdir. Dünya kendi içinde farklılaşan, derinleşen ve kendi renklerine bürünen sonsuz gerçekliği barındırır içinde. Her bir insan, her bir hayat, hatta yaşanan her bir an bir başka gerçekliktir. Değişmeyen tek şey, bütün bu gerçekliğin tek bir gerçeklikte, bütün anların tek bir anda bütünleniyor olmasıdır. Hayat deyince; sadece kendi yaşadıklarımız gelmemeli hatırımıza, bu sonsuz zenginliğin ağrışımlarıyla dolup taşmalı zihnimiz...

 

Rabindranath Tagore, ‘Kimse Bize Ait Değildir” kitabında çoğu zaman hatırımızda olmayan temel bir gerçeğe işaret ediyor: “Herkesin amacının mutlu olmak olduğunu düşünmek gibi bir yanılgıya düşüyoruz bir taraftan da. Bazı insanların amacı mutlu olmaktan çok, akıp giden hayatın içinde bir şekilde kendini bulmak. Bunun içinde de her şey var; mutluluk, hüzün, aşk, hayal kırıklığı, nefret...”

 

Dünya deyince herkes için aynı anlama gelen bir şeyi kastettiğimizi zannediyoruz. Oysa dünya, herkesin içinde, içindeki her şeyle birlikte başka bir anlama geliyor, başka bir kompozisyona, sonsuzca farklılaşan parçalara ve bambaşka bir bütünlüğe sahip olan, sadece insanlarla, hayvanlarla, bitkilerle değil, birbirine yakın uzak sayısız anlamlarla yüklü bir gizem gezegeni... Herkesin gözünde dünya herkesinkinden az ya da çok başka bir dünya... Dolayısıyla meseleye fizikî ölçütlerle değil de anlam gözlüğüyle bakarsak tek bir dünya yok, herkesin kendi dünyası var. Bu sebeple kendi gerçekliğimizi dünyanın yegane gerçeği olarak düşünmeyi bırakmalıyız. Aksine, dünyanın bize kendini gösteren yüzünün başka hiç kimse için tam olarak gerçeğe tekabül etmediğine kendimizi ikna etmeliyiz. Bunu yapabilirsek; herkesi kendi gerçekliği içinde görebilmeyi ve zamanla kendi dünyası içinde anlamayı başarabiliriz. Kendi gerçekliğini bütün insanlara teşmil etme ısrar ve gayreti büyük bir kısmımız için körleşmenin başladığı yer bugün...

 

“Sadece basit olarak gözlerimizle değil, fakat aynı zamanda zihnî donanımızın büyük bir bölümü ile ‘görürüz’ ve bu donanım kişiden kişiye büyük ölçüde değiştiği için, kaçınılmaz olarak diğerleri görmezken bazı insanların ‘görebildiği’, başka türlü söylersek, bazılarının görmek için yeterli, diğerlerininse yetersiz olduğu nice şeyler vardır” diyor ‘Aklıkarışıklar İçin Kılavuz’unda.

 

Bak, bir şarkıyı her bir söyleyen başka söylüyor. Nasıl olur da şu hayatı her bir yaşayan ayniyle yaşar!

 

Bir hayatın içine bin bir hayat sığdıran, kendini başkalarıyla bin bir kere çoğaltan insanlar da var.

 

“Sendeki ben, ben değil!” dedi meczup, “Bendeki sen, sen değil!”

Google+ WhatsApp