Dünya Sağlık Örgütü enfekte mi?..

Dünya Sağlık Örgütü enfekte mi?..


Sağlık Bakanı: ‘Türkiye, Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği algoritmaları değil, kendi geliştirdiği tedavi algoritmalarını kullanarak başarı sağladı’!..

Ankara’nın bu duruşunun, ABD yönetiminin DSÖ’ye yönelik tutumu ile benzerlik arz ettiği söylenebilir ama asıl beklenti bu değil...

Salgın, Avrupa ülkelerini ve ABD’yi kırarken, üstelik hükümetleri mücadeleyi, prestijlerini ve insanî duruşlarını bozarak yaparken, Türkiye bu ülkelerin zar zor, sağdan soldan toparladığı solunum cihazlarını seri olarak üretiyor, devasa hastaneler açıyor, 54 ülkeye yardım eli uzatıyor, bu satırlar yazılırken dahi ABD’ye yardım uçakları gönderiyor, sosyal politikalarıyla temayüz ettiği söylenen ülkelerin göbeğinden hastalarını özel uçaklarla alıp tedavi ediyor...

Ne demek istiyor yani?

Ankara bunları show/gösteriş olsun için yapmıyor. Gençlerin popüler söylemiyle diğer ülkeleri “eziklemek” için de yapmıyor. Eski düzene itirazın bir parçası olan, uluslararası ilişkilerde sadece reel-politik tercihlerle dünyanın yürümediğini, yanına moral/etik siyasetlerin de konması gerektiğini, o da bir tarafa, Türkiye’nin bunu tercih ettiğini göstermek için yapıyor.

Peki, yeni düzen pratiğinde bu nasıl tezahür edebilir?

Bir... Washington ile DSÖ arasındaki gerilim ortada. Beyaz Saray, “hem paranızı vereceğiz hem Çin’in kuklası mı olacaksınız” mealinde konuşup, desteği kesti. “Sadece beni dinleyeceksiniz” diyor. Yarım milyar dolar verdiğiniz halde beklentileriniz karşılanmıyorsa söylenmek hakkınızdır ama biraz da DSÖ’nün içinde ne olduğuna bakmak lazım...

Kağıt üzerinde sorun yok ama ABD’den sonra DSÖ’nün finansmanının yüzde 10’unu, örneğin Gates Vakfı gibi bir ayağı ABD’de bir ayağı Çin’de bir ayağı Afrika’da ve hepsi kendisi gibi kalın enseli bir seri global şirketle ortaklığı olan yapılar karşılıyorsa, prensip olarak işkilleneceksiniz...

Efendim, illa bir şey mi olması lazım? Reagan’ın pek sevdiği bir Rus atasözü vardı; ‘Güven ama doğrula/teyit et’... Gates ve benzeri figürleri güvensek de doğrulayamıyoruz. Küresel faaliyetleri hakkında ciddi kaynaklardan gelen o kadar çok kritik var ki...

Son olarak DSÖ’nün salgınla mücadelesinde üslup ve usulden şikâyetçi hayli ağız ve kalem olduğunu söylemeliyiz. Onlar da durumdan şüpheleniyorlar.

Ancak Türkiye bir başka ülke veya DSÖ’nün beklentilerine uyma kaygısıyla iş yapmıyor. İşbirliği yapıyor ama kendi “tarzını” oluşturuyor ve kullanıyor...

Son Türkiye-DSÖ toplantısında (30/04) Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın sözü şu; “Bu zorlu günleri atlattıktan sonra nerede yanlış yaptığımızı hep birlikte değerlendirmeliyiz”. Türkiye bir yanlış yapmadığına göre daha ne densin...

Bakan Koca’nın 29 Nisan günü yaptığı rutin basın toplantısında, DSÖ veya diğer ülkelerin salgına yönelik kimi uygulamalarından farklı tercihler yaptığımızı ima etmesini önemsiyorum. Bazı müdahalelerin, örneğin hastaları entübe etme zamanlamasının aynı olmadığını vurguladı. Hastalara yaramadığını vurguladı. Kısaca salgınla mücadelede işe yaradığı anlaşılan bir ‘Türk tıp stili’nden bahsetti ve bunları bilimsel makalelerle dünyaya duyuracağımızı da ekledi.

İki, Çin’in salgını yendikten sonra virüsle mücadele için talepte bulunan ülkelere büyük destek kampanyası başlattığı, bunu bir yumuşak güç uygulaması olarak parlattığı, nihayet bizde bilinmese de, uluslararası bir kuruluş/çatı kurmayı düşündüğü gözlemleniyor. ABD-Çin ilişkisi de malum. Hatta salgın sonrası bu rekabetin daha keskin hale geleceği de herkes tarafından dillendiriliyor. Sonuç olarak Washington DSÖ ile ne kadar kanlı-bıçaklı da olsa böylesi bir Çin liderliğini kabul etmez.

O halde...

Üç, Covid-19’la başarı ile mücadele eden ülkeler belli; Danimarka, Japonya, Tayvan, Singapur, Katar, Almanya ve elbette Türkiye. Başka ülkeler de eklenebilir...

Şimdi...

“COVID-19 ile en etkin mücadeleyi veren ülkelerden bir olan Türkiye sahip olduğu ileri düzeyde donanımlı hastaneleri ve yüksek miktarda yatak sayısı ile dikkati çekmektedir. Bu yönüyle Türkiye, virüsün tek bir noktadan ve tek bir kişiden, yeryüzünün tüm köşelerine ve milyonlarca insana hızla yayılması sürecinde, dünya kamuoyunu en doğru şekilde ve zamanında bilgilendirmekte ve sürecin uluslararası işbirliği ile etkin şekilde yönetilmesini sağlamakta yetersiz kalan Dünya Sağlık Örgütü’nün yerine, küresel boyutta yeni bir kurumsal oluşuma gidilmesinin ve ortaya çıkacak yeni kurumsal yapının şekillenmesinin öncülüğünü yapabilir. Bu süreçte, kriz döneminde salgınla baş etmek konusunda en isabetli kararları aldığı kabul edilen ülkeler nezdinde girişimlerde bulunulabilir. Kurulması önerilecek yeni küresel oluşumun en temel çalışma prensibinin, insan yaşamını derinden etkileyen konularda doğru bilginin hiçbir siyasi ya da ekonomik mülahazada bulunmaksızın zamanlıca paylaşılması olduğu vurgulanarak yola çıkılabilir. (‘Covid-19 sonrası dönemde pozitif ayrışma’, Prof. M. Kibaroğlu, Say: 50-53, Covid-19 Sonrası Küresel Sistem: Eski Sorunlar, Yeni Trendler, SAM.)

Sağlık alanında gerçekleştirilebilecek bu uluslararası önderlik girişimini tahkim etmek için daha yapılması gerekenler var.

Ama bu güzel başlangıç olur...

“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” başlığının köpüğünü aldığımızda, Türkiye’nin önündeki risk ve fırsatlar içine Akdeniz-enerji denklemlerine bir tanesinin daha eklenebileceğini görüyoruz. Ekonomik mimariler de dâhil sırada birçok adım var.

Şartlar münasip. Yapalım...

Google+ WhatsApp