Dünya hepimizin ortak yaşam alanıdır

Dünya hepimizin ortak yaşam alanıdır


Dünyayı etki altına alan virüs tehlike saçmaya devam ederken, küresel elitlerin sözcüleri bir başka tehlikeye, iklim değişikliğine ve bunun sonucunda ortaya çıkacak ölümlere dikkat çekiyor. Salgın hastalıkların artması, suyun, havanın, toprağın kullandığımız ürünlerin genetiğinin bozulması ve iklimlerin değişime uğraması insanoğlunun doyumsuzluğunun, sorumsuzluğunun, vurdumduymazlığının vahim sonucudur. Fakat ne ilginçtir ki, her şeyi kendinden menkul bilen insan bunca tahribata rağmen büyüklenmeci tavrını sürdürüyor. Oysa insanın rolünü pasifize eden teknoloji, yapılan bilimsel keşifler, DNA teknolojisi, gen klonlanması gibi çalışmalar olmadan önce de dünya onlarca insanı terkisinde taşıyordu ve fertler toprağı, suyu, havayı doğal şekliyle kullanıyorlardı.

 

Bilimsel keşiflerde akıl almaz yol kat eden insanoğlu buna karşın doğal yaşam örgüsünü ve canlıların genetiğini bozarak büyük fecaatlere yol açtı. Doğaya verilen zarar, enerji elde etmek için başvurulan çarpık yöntemler, sera gazlarının açığa çıkması, fosil yakıtların etkileri, toprağın kullanım şekli iklim değişikliği sorununu gündeme getirdi ve yeni bir tehditle karşı karşıya kaldık.

 

Yüce Yaratıcı dünyayı bütün canlıların ortak yaşam alanı olarak yarattı ve doğanın korunmasını, kaynakların doğru şekilde kullanılmasını tavsiye ederek hakların korunmasını sağladı. Dolayısıyla israf edilen, tahrif edilen her zerrede diğer canlıların hakları vardı ve hak ihlali İslam’ın kuvvetle yasakladığı bir davranıştı. Dünya bütün canlıların ortak kullanım alanıydı, aldığımız havada, kullandığımız suda, kutuplarda yaşayan çekik gözlü çocuğun da,  Afrika’da yaşayan siyah derili gencin de, toprağın yüzeyinde hareket eden karıncanın da hakkı vardı. Fakat halkların geçim kaynakları üzerinden servet elde eden haramzadeler kendilerini yeryüzünün hakimi olarak görüp,  toprağın, suyun, havanın fıtratını bozdular ve her şeye güç yetirebileceklerine inanıp dünyayı yaşanmaz hale getirdiler. 

 

Halklar salgın bir hastalığın pençesinde mücadele ederken ilahlığa soyunanlar iklim değişikliğine dair açıklamalar yapıyor ve dünya üzerinden şu kadar insan nüfusu silinmeli deyip, ölümler üzerinden hesaplar yapıyorlar. Her şey yeni dünya düzeni ekseninde tasarlanan nizama göre şekilleniyor ve kendimizi hiç tahayyül etmediğimiz meseleler üzerine kafa yorarken buluyoruz.

 

Küresel elitlerin sözcüleri tarafından sık sık açıklamalar yapılıyor ve yakın tarihte insanlığın en büyük sorununun iklim değişikliği olacağı söyleniyor. Hayatımızı kolaylaştırdığına inandığımız petrol, kömür, doğalgaz gibi ürünlerin küresel ısınmayı tetiklediği ifade ediliyor. Yerbilimciler ise telaffuz edilen iklim değişikliğinin daha ziyade ağaçların kesilmesi ve doğanın tahrip edilmesi ile ilişkilendiriyor ve bu durumun doğanın dengesini bozduğunu ifade ediyorlar.

 

İklim değişikliğinin gelecekte daha yoğun hissedileceği, şiddetli yağışların olacağı, okyanusların ısınmaya başlayacağı, deniz seviyesinin yükseleceği söyleniyor. Biliyorsunuz dünya üzerinde gerçekleşen önemli olaylar, işgal ve yaptırımlar belli kuruluşlar tarafından aktarılır ve kurbanların istatistiki bilgileri verilir. Son yıllarda sıklıkla dillendirilen iklim değişikli konusunda bilgi aktarımı yapan IPCC’nin hazırladığı raporda gerekli bilgiler veriliyor ve her şey belli zümrelerin kontrollerindeymiş gibi bir yaklaşım sergileniyor. Söz konusu açıklamalarda iklim kaynaklı tehlikelere vurgu yapılıyor ve yoksulluğa karşı korunaksız olanların sayısını 2050 itibarıyla birkaç milyon azaltabiliriz deniyor. Susuzluğun baş göstereceği buna bağlı olarak küresel nüfus oranının % 50’ye kadar düşebileceği ve dünyadaki her 25 kişiden birinin ölümü ile istenilen nüfus oranına ulaşılabileceği belirtiliyor. Bütün bunlar zihinlerimizi bulandırıyor ve doğumları azaltmaya yönelik çalışmaların, onlarca kişinin ölümüne neden olan salgın hastalığın, aşı ve virüslerin, yapay zeka çalışmalarının ve iklim değişikliğine yönelik açıklamaların arkasında hangi niyetlerin ve hangi güçlerin olduğu sorusunu gündeme getiriyor. 

 

Son günlerde sıklıkla telaffuz edilen iklim değişikliği yalnızca insanın değil, bütün canlıların geleceğini etkileyecek gibi görünüyor. Nitekim iklimlerin değişmesi ile hava, su, barınma ve gıda ihtiyacı risk altına giriyor ve yeni sorunlar ortaya çıkıyor. Isının değişmesi, fırtınalar, seller orman yangınları ve şiddetli hava olayları geçimlerini tarımla sürdüren halkların, hasta ve zayıfların direncini kıracağa benziyor. Dünya sağlık örgütü iklim değişikliğinin 2030 ile 2050 tarihleri arasında sıtma, yetersiz beslenme ishal ve ısı nedeniyle 250 bin kişinin ölümüne yol açabileceğini ifade ediyor.

Google+ WhatsApp