Dün Osmanlı’yı yıkanlar, bugün Türkiye’yi satıyor. Bu ‘son savunma’dır. Gurka’lara boyun eğecek değiliz biz!

Dün Osmanlı’yı yıkanlar, bugün Türkiye’yi satıyor. Bu ‘son savunma’dır. Gurka’lara boyun eğecek değiliz biz!


On üç insanımızın kaçırılıp Irak topraklarında bir mağaraya hapsedilmesi, orada infaz edilmesi, aynı örgütün ABD tarafından, gözümüzün önünde, silahlandırılması bizi ölümcül bir karara zorluyor.

Koca Türkiye’yi; terörle terbiye etmek, boyun eğdirmek isteyenlere mi teslim edeceğiz yoksa dünyayı karşımıza alma pahasına da olsa, bir büyük Türkiye mi inşa edeceğiz!

Dışarıda ve içeride tek mücadele, tek hesaplaşma, tek çatışma budur!

Türkiye içindeki ana siyasi cepheleşme budur.

Dün Osmanlı’yı yıkanlar, bugün Türkiye’yi satıyor.

Türkiye’nin yanında olanlarla karşısında olanlar..

Türkiye’yi büyütmek isteyenlerle küçültmeye çalışanlar..

Yüzyılların siyasi genetiğini 21. yüzyıla taşıyanlarla ülkeyi yeniden 20. yüzyıla mahkum etmek isteyenler..

Refah coğrafyası kurmak isteyenlerle sömürge coğrafyasını devam ettirmek isteyenler..

Yeni küresel düzende Türkiye’yi merkeze taşıyanlarla “cephe ülkesi” kalmasını isteyenler..

Bilgi ve teknolojide “akıl sıçraması” yapanlarla uçak fabrikalarını yakıp yıkanlar..

Kalpleri Türkiye için atanlar, ABD ve Avrupa için atanlar..

Dünyanın en güçlü ordusuna sahip olmak isteyenlerle ABD’ye bağlı askeri vesayet isteyenler..

Kalpleri Türkiye için atanlarla, ABD ve Avrupa için atanlar..

“Türkiye Ekseni”nde son bin yılın direncini sergileyenlerle, bu ekseni dağıtmak için ABD, Avrupa ve terör eksenine yerleşenler..

Okyanuslara açılmaya çalışanlarla ülkemizi yeniden Anadolu’ya hapsetmeye çalışanlar..

Selçuklu, Osmanlı gibi yeni bir kuruluşa hazırlananlar, bunun mümkün olduğuna inananlarla Anadolu’da fetret dönemi arzulayanlar..

Kıyasıya hesaplaşıyor, ayrışıyor, çatışıyor.

Bütün büyük kuruluş veya yükseliş dönemlerinde aynı kavgayı verdik, aynı ihanetlere tanık olduk.

Osmanlı’nın kuruluşu da böyleydi. Cumhuriyet’in kuruluşu da böyleydi. Türkiye’nin yeni yükseliş tarihinin başlangıcı da böyle oluyor.

Herkes safını seçti.

Solcuymuş, sağcıymış, milliyetçiymiş, İslâmcıymış…

Artık bunlar belirleyici siyasi kimlikler olmaktan çıktı.

Milliyetçi ve İslâmcılar Türkiye’nin karşısında saf tutabiliyor. Solcu ve sağcılar ABD müdahalesi isteyebiliyor. Bütün bu siyasi kimlikler, Türkiye karşıtı cephe için seferber ediliyor, kürsülerden PKK ve FETÖ nutukları çekebiliyor, ekranlarda ve köşelerde terörü aklama yarışına girebiliyor.

Solcu, sağcı, milliyetçi ve İslâmcılar “yerli olanla olmayan” şekilde ayrıştı. Yerli olmayanlar cepheleri terk etti, vesayet ve sömürgeciler safında yeni bir yol tutturdu. Kendilerine gösterilen cepheye yerleşti.

Gerçek kimlikleri ortaya çıktı.

Bu ayrışmalar; Türkiye vesayet altında iken belli olmuyordu. Ne zaman “Türkiye davası” başladı, ne zaman Türkiye “büyük yükselişin adımları”nı hızlandırdı, gerçek kimlikler gün yüzüne çıktı. Bütün riyakârlıklar ortaya serildi. Her siyasi kimlik altında ne kadar kripto varsa gizlenemez hale geldi.

Onlarca yıl eğitilen, beslenen, büyütülen, organize edilen, gizlenen yapılar sahaya sürüldü. Onlar üzerinden yeni siyasi oluşumların, figürlerin pazarlanmasına başlandı.

Durum o kadar vahim ki; Adam terörü aklıyor, Türkiye’ye saldırıyor!

Durum o kadar vahim ki;

Türkiye’nin Anamuhalefet partisi lideri, Gara’da 13 insanımızın infaz edilmesinde bile öfkesini devlete yöneltiyor. PKK’yı, terörü odak noktasından, tartışma alanından çıkarıp, milletin dikkatini Erdoğan’a, hükümete çekiyor. Çok ince hesaplanmış bir konuşma ile insanımızın zihinleriyle oyun oynuyor.

Durum o kadar vahim ki;

Vatansever, milliyetçi, muhafazakâr bildiklerimiz, bu cinayetlere “utangaç cümleler”le karşı çıkıyor gibi görünüp durumdan sıyrılmaya çalışıyor. “Bunu unutturalım da başka bir gündem oluşturalım, kendimizi örtelim” telaşına düşüyor. Daha şehitlerin naaşı kalkmadan, hemen bir başka saldırı operasyonu başlatılıyor ve hepsi burada yerini alıyor.

ABD ne der, Avrupa ne der, HDP oylarını kaçırır mıyız? Hiç mi Türkiye hissiniz yok!

Durum o kadar vahim ki;

Bazı siyasi partilerimiz, bazı siyasi çevrelerimiz PKK-FETÖ eksenine hapsolmuş halde, oldukları yerde patinaj yapıyor. “ABD ne der”“Avrupa ne der”“HDP oylarını kaçırır mıyız” korkusuyla renkten renge giriyor. Birkaç oy için Türkiye’yi gözden çıkarabilecek pozisyonlar alıyor, ülkemizin iyiliğine dair tek söz söyleyemeyecek bir mecalsizlik ve acizlik içinde kıvranıp duruyor.

Durum o kadar vahim ki;

Suriye ve Irak’ın kuzeyinde ABD ve PKK, Akdeniz ve Ege’de Fransa ve Yunanistan, Karabağ’da Ermenistan, içeride de FETÖ olup, Türkiye’yi yerden yere vuruyorlar. Milli siyasi akla, sınır ötesinde ülkeyi koruma altına alan güvenlik güçlerimize, büyük Türkiye davasına inanmış insanlara aralıksız saldırıyorlar, itibarsızlaştırıyorlar, kelle avcılığı yapıyorlar.

Halep-Musul çizgisinin kuzeyi aralıksız müdahale alanı olmalı.

O “ölümcül karar” şudur: Türkiye sınırlarında, sınırlarının ötesinde, denizlerde, okyanuslarda, havada ve uzayda, en önemlisi de içeride amansız bir mücadeleye kilitlenmeli. Avrupa’dan, ABD’den, bölge ülkelerinden gelen tepkilere aldırış etmeden, “sürekli hareketlilik”“zor oyunu bozar” ilkeleriyle yapılması gerekeni asla ertelememeli.

Suriye’nin kuzeyinde, henüz tamamlanmayan güvenlik kuşağını tamamlamalı. Akdeniz’den İran sınırına, Halep-Musul çizgisinin kuzeyini temizleyecek her operasyonu tereddütsüz yapmalı. Bu kuşakta, PKK ya da YPG, her ne adla olursa olsun, kimlerin koruduğuna bakmadan hiçbir güvenlik tehdidi kalmayana dek aralıksız müdahaleler yapmalı.

Türkiye’de direnç adaları, coğrafyada nüfuz alanları.

İçeride FETÖ ve bütün vesayet aygıtlarına, oluşumlarına karşı amansız mücadele verilmeli. Klasik FETÖ ile mücadele taktikleri buraya kadar. Artık “bireysel FETÖ kriptoları” değil, kurumsal, siyasi partiler ve STK’lar şeklinde örgütlenmiş “kripto yapılar”ın vereceği zararı hesaplamalı.

Her alanda Türkiye’yi küçümseyenlere, Türkiye’ye vuranlara, ülkenin başarılarıyla alay edenlere, “içeriden durdurma” görevi üslenenlere karşı da bir “milli mücadele” dayanışması ve dili geliştirilmeli. Türkiye’nin her köşesinde direnç adaları, coğrafyanın her alanında nüfuz alanları oluşturulmalı.

Türkiye için verilen “son savunma” bu. Gurka’lara boyun eğecek değiliz biz!

Aslında o “ölümcül karar” çoktan verildi. Her alanda bu mücadele veriliyor. Dünyadaki güç parçalanması ülkemize olağanüstü geniş alanlar açıyor. Biz bunun frakındayız. “İç işgalciler”e boyun eğecek değiliz. Tam aksine, coğrafya ve dünyanın kurucu ülkelerinden biri olma dışında hiçbir seçeneğimiz yok. Çünkü bunun aksi, Türkiye’yi küçültmektir ve biz buna asla rıza göstermeyeceğiz.

Türkiye’nin eli güçlü. Yalanlara, zihin kurgularına, ABD ve Avrupa başkentlerinden yürütülen kampanyalara, içerideki “Gurka”lara yenilecek bir ülke yok artık. Türkiye, onların patronlarıyla, efendileriyle, eskinin vesayetçi, sömürgeci güçleriyle hesaplaşıyor. Oyunun büyüklüğünün idrakindeyiz.

Ve biz “son savunma”yı yapıyoruz. Korkuları, öfkeleri, panikleri, amansız saldırıları bundan.

Sabır ve zafer.

Google+ WhatsApp