Duanın Gücüne İnanın

Duanın Gücüne İnanın


Teknolojinin hiç girmediği sahralardan en gelişmiş toplumlara kadar insanın bulunduğu her alanda dua vardır. Zira yemek, içmek gibi duaya durmak, tapınmak, sığınmak ve güven duymak da elzem bir gereksinimdir. İnsan bu gereksiniminin farkına varıp, duayı rutin hale getirmelidir. Dua bireyin acziyetinin farkına varması ve bunu yaratıcısına arz edip O’ndan yardım istemesidir ki, bu aynı zamanda yaratılanın tapınmaya olan ihtiyacının bir göstergesidir.

 

Çocukluğunuzda size ödevlerinizi vaktinde yapmanız, arkadaşlarınızla ilişkilerinizi uyum içinde sürdürmeniz, öz bakımınızı kendi çabanızla yapabilmeniz için bilgiler aktarılır ve hayata uyum sağlamayabilmeniz için telkinler yapılır. İnanmak, sevmek, dua etmek gibi temel gereksinimler ise Allah tarafından bahşedilmiştir, nasıl dua edeceğinizi bilir ve yüreğinizi acıtacak bir durumla karşılaştığınızda hemen Yaratıcı’nıza yönelirsiniz. Allah’ın aldığınız nefes kadar yakınınızda olduğunu bilmeniz size kendinizi güvende hissettirir.

 

Bugün “yalnızlaşma”nın çağın en bariz sorunlarından biri haline gelmesi hiç kuşkusuz insanın Yaratıcısı’ndan uzaklaşmasından ve dua ihtiyacını yok saymasından kaynaklanmaktadır. Zira güne dua ile başlayan kişi varlığına bir bütün olarak bakar ve Allah’ın kendisine şahdamarından daha yakın olduğunu bütün hücrelerinde hisseder. Dua yaratılan ile Yaratıcı arasındaki bağı güçlendirerek dengenin sağlanmasına yardımcı olur. Duayı rutin hale getiren kişi şehrin sokaklarında kaybolmuş bireylerin soğuk bakışlarına aldırmaz, onlardan ilgi beklentisi içinde olmaz, buna ihtiyaç duymaz.

 

Sizden daha yetkin olan bir şahsın huzuruna varıp ondan bir şeyler istediğinizde vakit kollarsınız, kişi size ne zaman randevu vermişse kapısını o vakit çalabilirsiniz. Talebinizin karşılık görebilmesi için kendinizi olduğundan farklı göstermeye çalışır ve içeri girerken saygı ile eğilirsiniz. İçeri girdiğinizde nasıl karşılanacağınızdan ve nasıl bir sonuç alacağınızdan emin değilsinizdir. Oysa Allah’ın dua kapıları günün her saatinde, her dakikasında açıktır ve O sizin sadece kalbinize, niyetinize, emeğinize bakar ve duanıza karşılık verir.

 

Psikoloji ilmi insanın üç temel gereksinimi üzerinde durur; sevgi, saygı ve güven... Rutin olarak yapılan dua insanın bu üç ihtiyacını da karşılayacak güçtedir. Rabbim kalbimin sahibi sensin, yalnız sana güveniyorum ve talep ettiğim şeyi senden istiyorum diyen kişi yalnızlığa ve kronik kaygılara maruz kalmaz… Halini Allah’a arz eden ve O’nun rahmetine sığınan kişiyi artık dünya üzerinde alt edebilecek bir şey yoktur…

 

Yapılan araştırmalarda duayı rutin hale getiren ve ibadete önem veren yaşlıların ölümü daha rahat kabullendikleri ve bu kişilerin ruhsal sorunlara karşı daha dirençli oldukları görülmüştür. Aynı şekilde kronik hastalığı olan kişilerin dua ile güçlendikleri ve hastalığı atlatma noktasında diğerlerine göre daha güçlü oldukları ileri sürülmüştür.

 

Günümüzde parayı her şeyin ölçüsü olarak gören bireyler duayı bir zayıflık olarak algıladılar ve Yaratıcı’dan uzaklaşarak özgürleşeceklerine inandılar. Ancak bu kopukluk yalnızlaşmaya ve ruhsal sorunlara davetiye çıkardı. Ve başımızı çevirdiğimiz her noktada bir terapistin tabelası ile karşılaşmaya başladık. Allah’a kul olmayı reddeden insan kutsadığı nesnelerin kölesi haline geldi ve insanlar attıkları her adımda, aldıkları her nefeste tehlikenin yıkıcı sinyalleri ile karşı karşıya gelmeye başladılar. Bireyler Yaratıcı’dan uzaklaşarak kendi sonlarını hazırladılar ve kendilerini sükûnete ulaştıracak formüllerin göğüslerinde olduğunu unutup çareyi dışarıda aramaya devam ettiler. Ve bu kısır döngü hep böyle devam etti.

Google+ WhatsApp