Doğanın mankurtlaşması

Doğanın mankurtlaşması


Evinin önünde oynarken pitbull cinsi bir köpek tarafından ağır şekilde yaralanan dört yaşındaki Asiye’nin maruz kaldığı olayı iki noktadan ele alabiliriz: 1. Fıtratı bozulan bitki, hava, toprak ve diğer canlı türleri fayda olmaktan çıkıp, hayatımızı tehdit eden bir tehlikeye dönüşüyor. 2. Kişilik gelişimlerini tamamlayamamış tuzu kurular, günü kurtarmaya çalışanları yok sayıyor, onların üzerine basarak geçmeyi bir üstünlük addediyorlar. İster kabul edin ister etmeyin, bugün para her şeyin ölçüsü olarak görülüyor ve insanlar kalplerindekine göre değil ceplerindekine göre değerlendiriliyor.

 

Çocukluğunu köy ya da kasabalarda geçirenler bilirler; hayvanlar rollerini içgüdüsel olarak icra eder ve tabiatlarına uygun şekilde yaşarlar. Burada siz bir köpeğin saldıracağını, bir kuşun kanatlarını çırparak havalanacağını, bir yılanın ısırmak için fırsat kollayacağını bilir ve önlem alırsınız. Kentli insanın yalnızlığına merhem olarak görüp, tutsak ettiği köpekler, kırsal alanda bir güvenlik birimi gibi hareket eder ve bu özellikleri ile bilinirler. İnsanlar hayvanlarını ve bahçede yetişen ürünlerini koruyabilmek için köpek besler ve bu geleneği sürdürürler.

 

Köyde herhangi bir eve yaklaştığınızda kapının önünde başını toprağa yaslamış vaziyette bekleyen bir köpekle karşılaşır ve sahibine seslenmeden hareket edemezsiniz. Köpek tabiatı gereği evi ve evin sakinlerini korumaya kurgulanmıştır ve bu görevi şevkle ifa etmektedir. Köpek işini severek yapan bir bekçi gibi beklemektedir, eve yaklaştığınızda sahibine seslenir ve gelebilecek bir saldırıya karşı önlem almak istersiniz. Ev halkının kulakları tetiktedir sesinizi işitir işitmez hemen çıkar ve köpeğin başına ayakları ile bastırıp “gelen kişi tehlikesiz” mesajı verirler.

 

Kırsal alanda köpek bir güvenlik aracıdır, insanlar evlerini, hayvanlarını, geçim kaynağı olarak gördükleri ürünlerini korumak için köpek beslerler. Yüzlerce koyunu önüne katıp dağlara doğru yol alan çoban, güvenliğini sağlayabilmek için köpeğini yanına alır ve öyle çıkar. Köpek koca bir haneyi, yüzlerce hayvandan müteşekkil olan sürüyü, bağı bahçeyi koruyan gönüllü bir bekçidir.

 

Modern kültürün baskın olduğu kent hayatında ise köpek insanın yalnızlığına ve sevgi açlığına merhem olarak görülen bir araca dönüşüyor ve değişime zorlanıyor. Ait oldukları mekânlardan alınıp, kentli insanın verdiği rollere zorlanan köpekler konforlu odalarda yaşıyor, özel bakıma alınıyor, özel yiyeceklerle besleniyor fakat esarete düşen hayvan tabi özelliklerini kaybederek adeta mankurtlaşıyor. Aile bağlarını koparan tuzu kurular evlerine aldıkları köpekleri istedikleri gibi yönlendirerek, iç dünyalarında açılan boşluğu doldurmaya çalışırlar.

 

Kırsal alanda yaşayan bir köpek köyün sakinlerini tanır ve saldırıya geçmez. Bencil, şımarık ve sadist eğilimler taşıyan tuzu kuruların esaret altına aldıkları köpekler ise ne yazık ki kapı komşuyu dahi tanımaz ve hemen saldırıya geçerler. Ve köpek bir gün kurguladığı oyunu canlandırmaya çalışan bir çocuğa saldırarak, onarılması güç yaralar açar. Fakat ne ilginçtir ki, köpeğin sahibi olay mahalline geldiğinde korku içinde çırpınan yaralı çocuğa değil köpeğine sarılır ve hiçbir şey olmamış gibi dönüp gider. Dört yaşındaki Asiye’nin yaşadığı ağır travma, yüzündeki tahribat, geçirdiği acı dolu günler emin olun ki o köpeği besleyen kişinin vicdanında zerre kadar rahatsızlık oluşturmayacaktır. Nitekim tuzu kurular için zayıfların ne hissettiklerinin, ne yaşadıklarının önemi yoktur…

 

Para ve mevki, kişisel olgunluğa ulaşamamış ham kişilerde yan etki yapıyor ve bu kişilerin kibrini ve şiddete eğilimlerini tetikliyor. O yüzden büyüklerimiz dua ederken Allah her şeyin hayırlısını nasip etsin demiş ve hayrı olmayacak şeyden Mevla’ya sığınmışlardır.

Google+ WhatsApp