Diplomaside Yeni Sayfalar, Güncellenen İlişkiler

Diplomaside Yeni Sayfalar, Güncellenen İlişkiler


Ukrayna bağlamında yaşanmakta olan yüksek gerilim henüz savaş ve işgalin eşiğinden uzaklaşılmadığını güçlü bir biçimde teyid ediyor. Ancak dünya kamuoyu çok yakın bir savaş ve işgal tehdidiyle yüz yüze olan Ukrayna üzerinden değil Amerika ve Rusya arasında yaşanan bir hegemonya mücadelesi olarak okumaya daha yatkın. Avrupa Birliği ile Amerika arasında büyüyen çatlak ve Avrupa Birliği ile Rusya arasında enerji üzerinden artan bağımlılık ilişkisi de garip bir biçimde Ukrayna halkının tercih ve kaygılarından da daha öncelikli olarak tartışılıyor. 

 

Ukrayna bağlamında uluslararası ilişkilere ve iklime hâkim olan tuhaflıklar bunlardan ibaret değil maalesef. Evet, Amerika ve İngiltere’nin Afganistan ve Irak’a yönelik saldırılarına meşruiyet ve destek sağlayabilmek maksadıyla türlü sahtekârlıklara, korkunç dezenformasyonlara müracaat ettiğini hiç kimse unutmuş değil. Benzer bir sahtekarlık ve dezenformasyon sürecini hiç utanmadan ama çok büyük bir pişkinlikle Ukrayna bağlamında tekrar işletebilirler tabii ki. Bir delikten iki defa ısırılmama hususunda azami düzeyde dikkatli olmak gerektiği aşikârdır. Lakin Rusya’nın Ukrayna başta olmak üzere II. Genel Savaş akabinde SSCB’nin işgal veya ağır ipoteğine maruz kalmış Doğu Avrupa ülkelerine uzun bir zamandır askeri manada sarktığını da dünya kamuoyu müşahede ediyor.

 

NATO Kışkırtıyor Ama Rusya da İşgale Hazır Duruyor

 

Rusya ne istiyor Ukrayna’dan? Kırım’ı işgal ve ilhak ettiği gibi, Ukrayna’nın doğusunda bulunan Donetsk ve Lugansk’ta uyduruk halk cumhuriyetleri ilan ettirip Azak Denizi’ni kuşatarak Kiev’i ve Ukrayna halkını tıpkı Belarus modeli bir bağımlılığa, sömürge ülkesi olmaya zorluyor Rusya. Ukrayna’ya boyun eğdirme, SSCB döneminde olduğu gibi şimdi de Rusya’nın garnizonu ve Batı’ya karşı kullanabileceği bir ileri karakol gibi kullanma özlemi sadece Putin yönetiminin arzusuyla sınırlı değil. Putin’e muhalefet ediyor olsalar bile Rusya’daki siyaset, bürokrasi ve aydınlar arasında dahi Ukrayna’ya bakış SSCB modelinden başkası değil. Bu bağlamda Ukrayna sınırına 120-150 bin arasında askerini, tanklarını, füze bataryalarını, hava filosunu yığmış Rusya’nın “Savaşa niyetimiz yok. Amerika ve İngiltere savaşı kışkırtıyor” söylemi çirkin bir masaldan, barbarlığı maskelemeye matuf korkunç bir kara propagandadan ibarettir.

 

“Ukrayna sınırındaki tatbikatları tamamlayan askeri birlikler üslerine dönüyor” modunda geçen haber ve görsellerin tam bir aldatmaca olduğunu, bir takım manevralarla sınıra daha fazla birlik kaydırıldığını da hatırlatalım. Çünkü Rusya bu denli olağanüstü askeri yığınaktan eli boş dönmek istemiyor. Ya Donetsk ve Lugansk’ın bağımsızlığı ilan etme ya Kırım gibi stratejik bir toprak parçası daha koparma ya da Ukrayna’da Rusya yanlısı bir iktidar değişimi için askeri-siyasi darbe organize etme gibi ihtimaller masada. Bütün gelişmeleri göz ardı edip “büyük resmi görme” veya “küresel planları deşifre etme” efsaneleri arasında Rusya’yı masum ve meşru bir savunma refleksi, Ukrayna halkını talep ve kaygıları önemsiz basit bir güruh kategorisine sokup bütün mesaiyi Amerika-İngiltere ve NATO’nun şeytani tuzaklarını bozmaya teksif edince ne adalet ve merhamet duygusu kalıyor ortada ne de basiret ve feraset üzere siyasal perspektif inşa edecek mecal.

 

Körfez Neden Kokuyor ve Korkuyor?

 

 

Top atışları, savaş jetlerinin gösterileri, söylenen şarkılar aldatıcı olmasın sakın. Bütün bunlar bildik PR çalışmalarından ibaret. Ancak görülmesi gereken tabloda Trump’ın seçimi kaybetmesi, Amerika’nın Afganistan’dan zelil bir biçimde çekilmesi, Türkiye ve Azerbaycan dayanışmasıyla Dağlık Karabağ’ın işgalden kurtarılması, Libya’daki darbe girişiminin akamete uğratılması gibi pek çok faktör Birleşik Arap Emirlikleri’ni geri adım atmaya mecbur bıraktı. Suudi Arabistan’ın da bu kervana katılması pek uzak değil.

 

Peki, Türkiye’nin İsrail’le ilişkileri meselesi ne olacak, nasıl olacak? Bir süredir ısınma turları atıldığına dair sözlü ve pratik çok sayıda gösterge mevcuttu zaten. Nihayet Cumhurbaşkanı Erdoğan 9-10 Mart tarihlerinde İsrail Cumhurbaşkanı İsaac Herzog’un Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulunacağını ifade etti. Hatta öyle ki Birleşik Arap Emirlikleri’nin akabinde Suudi Arabistan ve İsrail’i aynı konuşma içerisinde birlikte anarak “olumlu istikamette somut adımlar” atılması yönündeki beklentisini de açıkça belirtti. İsrail Cumhurbaşkanı İsaac Herzog’un ziyaretine dair “İnşallah böyle bir adımın atılması Türkiye-İsrail ilişkileri açısından iyi olacaktır” temennisinde bulundu. 

 

Diplomaside yeni sayfalar açmak, Orta Doğu’daki ilişkileri güncellemek gibi cümlelerin oluşturacağı heyecan ve coşku dalgalarını bir kenara bırakalım. Adı geçen ülkelerden gelen dostluk, komşuluk, işbirliği sinyalleri yoğun bir biçimde pragmatik hesaplara dayanıyorlar. Türkiye’nin ekonomik olarak sıkışmış ve bu ülkelerden gelecek yatırımlara ciddi manada ihtiyacı olsa bile medyada sürekli olarak bu anlaşmaların kâr getiren yatırımlar şeklinde manşetlere taşınması hem ahlaki açıdan hem de siyasal açıdan telafisi güç zaaflar, kusurlar oluşturmaktadır. İkinci olarak BAE ve Suudi Arabistan’ın İhvanı Müslimin’i hedef alan ve İslami hareketleri sabote etmeye yönelik planlarına yönelik Türkiye hiçbir biçimde esnememelidir. Diğer taraftan İsrail’in şimdiye kadar hemen hiçbir anlaşmaya riayet etmediği bilinsin, yüksek sesle dillendirilsin ve masada tutulsun. 

 

İsrail’in Kudüs ve Mescid-i Aksa’ya yönelik tecavüzlerine sesini resmen ve fiilen itiraz etmedikçe atılacak adımlar belki geçici bir dizi kazanıma kapı aralayabilirse de orta ve uzun vadede her türlü zarar hanesine yazacaktır. Mavi Marmara davasının sonlandırılmasının son derece basiretsiz bir anlaşmayla üstelik Kudüs ve Ankara arasında imza edilerek nasıl büyük bir felakete sebebiyet verdiği umarız unutulmaz. Kaldı ki, Kızılay üzerinden Gazze’ye her türlü insani yardımın girebileceği yönündeki taahhütler ikinci sefere bile müsaade etmedi. “İnşallah” diye atılan, atılacak adımların hiçbir surette Filistin ve Türkiye’nin aleyhine dönüşmesine zemin hazırlamamalıdır. Gazze ablukasının derhal ve tamamen kalkması, Kudüs ve Batı Yaka’nın Filistin halkına terki, Yahudi yerleşimcilerin geldikleri yere gönderilmesi ve İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutsakların serbest bırakılması gibi konular İsrailli turistlerden, işadamlarının yatırımlarından, askeri ve stratejik işbirliğinden çok ama çok daha önemli ve önceliklidir.

Google+ WhatsApp