Dinde miyarı olmayanın ayarı olmaz/1

Dinde miyarı olmayanın ayarı olmaz/1


Müslüman insan, İslâm’ın ölçüleriyle mukayyed olan insandır. Müslüman olup da hayat ölçülerini dininden almayanın dinine ihanetinden şüphe edilemez.

 

Dünyada Müslümanlar İslâm’ın şiarlarına sadakatle bilinirler. İslâm Müslümanın miyarı, iman ise insanlık ayarıdır. Hiçbir ölçümüz, hiçbir şiarımız İslâm’ın ve imanın çerçevesi dışına çıkamaz.  Allah’tan gelmiş olan din, bir ölçüler yumağıdır. Allah’ın dininden alınmayan, Allah’ın diniyle uygunluk arz etmeyen, Allah’ın diniyle çelişen ve çatışan her ölçü, ayağımıza geçirilmiş bir bukağıdır. 

 

Dinimiz İslâm, hayâ ve hayat düşmanı arsızlardan, ayarsızlardan hesap sormaya geldi. Allah’ın dini her meselede bizi miyar/ölçü sahibi yapar. Aynı zamanda bizi ölçüsüzlükten de kurtarır.

 

“Ölçtüğünüzde ölçmeyi tam yapın, kıstas-ı müstakim/doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir.” (İsra Sûresi/35)

 

Doğrunun ölçüsü insanın kendisi değil, vahyidir. Kendilerini doğruların ölçüsü yapanlar, doğrulara ihanet etmekten öteye geçemezler. Doğruluk ve dürüstlükte Kur’an ve Sünnet ölçümüz olmadığı müddetçe huzurlu bir toplum ve adaletin hâkim olduğu bir dünya düşünülemez. Kıstas-ı Müstakim dersinden sınıfı geçmeyen bir ümmetin istikameti olmaz. Vakta ki İslâm ümmeti “kıstas-ı müstakim”i kaybedince arsızların ve ayarsızların egemenliğine yenik düştü.

 

Müslümanlar arasında görülen ifrat ve tefritler, piyasada davetçilerden daha çok kadıların dolaşması, dinde miyarsız kalmanın neticesinde zuhur eden ayarsızlıklardır. Bir tarafta çöplükte ekmek arayanlar, öbür tarafta ekmek atacak çöplük arayanlar, dindarlıklarını yanlış ölçülerle ölçenlerdir. Bir ümmeti arsız ve ayarsız hale getirmenin en kestirme yolu, o ümmete dininin miyarını unutturmaktır. Bu hususta planlı, organizeli girişim, Tanzimat fermanıdır.

 

Tanzimat fermanı, İslâm ümmeti için kıble ayarlamasıdır. Bu topraklarda yetişen insi şeytanlar, Tanzimat fermanıyla ümmetin kıblesini Kâbe’den Roma’ya çevirmek istediler. Müslüman ümmetin hayatını batıla ve batıya ayarladılar. Firavunları, Nemrudları aratmayacak şekilde de azdılar.

 

Dinde Kur’ân’ı, sünneti, icma-i ümmeti, kıyas-ı fukahayı, sahabeyi, tabiini, tebetabini ve müçtehid imamlara tabi olmayı yetersiz ve gereksiz görenlerde ayar olmaz. Bunların en bariz vasıfları, arsızlık ve ayarsızlıktır.

 

Müslümanlara karşı sert, kâfirlere karşı yumuşaktır. Müslümanlara hizmet etmez, kâfirlere gönüllü uşaktır. Arayıp sormaz vefasızdır, sıkıntı bilmez cefasızdır, dostunu sarmaz sefasızdır. Kimdir bu? diye sorsanız deriz ki Muhammed Mustafa’sızdır. 

 

Asrımızda yasal yalanlar, kamusal alanlar, dindarları aşındırdı. Önce mücahid, sonra müteahhit, sonra işlenen haramlara müşahid, daha sonra da her şeye müsaid hale gelenler, arsız, ayarsız ve tamiri imkânsız kimselerdir.

 

İslâm bir miyar dinidir. Miyarı Allah koyuyor ve onun korunmasını ısrarla bizden istiyor.  “Ölçüyü aşmayın” diye tembih ediyor. (Rahman, 7-8) Eşya ile ilişkinizde de ölçüyü aşmayın, insanlarla, toplumla, diğer canlılarla ilişkinizde de. Aile olmanın ölçüsü var, meşrep olmanın, mezhep olmanın, cemaat olmanın, devlet olmanın, çocuk olmanın, genç – yaşlı olmanın, erkek – kadın olmanın, amir – memur olmanın, hayatın hangi alanında bulunursak bulunalım her pozisyonun bir miyarı, bir ölçüsü var. Peygamberler sâdece vahyi teblîğ etmek için değil, aynı zamanda ona uygun bir hayat tarzı ortaya koymak, her hâdise karşısında örnek bir şahsiyet sergilemek ve fiilî bir kıstas olmak üzere gönderilmişlerdir. Allah Rasûlü’nü seviyorsan, kıyâmette hem Peygamber Efendimiz ile ve hem de Oʼnun ashâbıyla beraber olmak istiyorsan; ibadet hayatın, iktisâdî hayatın, muâmelâtın Oʼnun ve Oʼnun yetiştirdiği ashâb-ı kiramınki gibi olacak. Onların davranışları, bizim için fiilî kıstaslardır.

 

Müslüman, hayatı Allah’ın dinine ayarlı olan insandır. Müslümanlar olarak hayatımızın ayarı, dinimizin miyarındandır. Tarikatımızın “Allah’a giden yol” olmasını gözetmemiz, bağlılıklarımızı ancak Allah’ın razı olduğu çerçevede göstermemiz, Halik’a isyanda mahlûka itaatten kaçınmamız, dinimizin bize öğrettiği miyardandır. 

 

Dinin miyarından mahrumiyetin yaşandığı yerde insan insana cehennem kesilir. Hangimizin dünyada iken yaşadığı ve başka mü’minlere karşı savaşa soyunmayı meşru kabul ettiği “yol” Allahû Teâla tarafından da meşru görülecek? Hayatta her zulmü, her yolsuzluğu ve arsızlığı din ile meşrulaştırmaya çalışanlar, dinde miyarsız kalmaktan ayarsız hale gelenlerdir. Bu arsızlar ve ayarsızlar, tıpkı ehl-i kitap gibi; günün evvelinden inanıp günün ahirinde inkâr ederler. Dün âmentü diye savunduklarını bugün hurafe diye reddederler. Günübirlik din değiştirirler. Dinde miyarsızlıktan ayarsız hale gelmiş olanlar, seyyar kıbleli olurlar. Onların sabit bir kıblesi olmaz. Haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, haram lokmalara fetva tedarik edenler, dinde miyarsız kalmış ayarsızlardır.

Google+ WhatsApp