Dedemin duası

Dedemin duası


Rahmetli dedem, “ Allah hayırlı ölüm versin, elden ayaktan düşürmesin” diye dua eder sonra başını eğer ve derin düşüncelere dalardı. O zamanlar çocuktum ve onun bu temennilerini anlamakta güçlük çekerdim; ölümün farklı yüzleri, farklı şekilleri vardı ki dedem dilinden düşürmediği bu duayı günde birkaç kere tekrarlıyordu. Rabbimiz insanın biyolojik ve ruhsal sistemini öylesine mükemmel bir denge üzerine kurmuş ki, çocukluk döneminde yaşam duygusu ölüm duygusundan daha ağır basıyor ve merdivenin basamaklarını çıktıkça hayatı, ömrü ve ölümü daha gerçekçi bir bakış açısı ile değerlendirmeye başlıyorsunuz. Yaşınız ilerledikçe sadece ölüm ötesini değil, ölümün kendisini de anlamaya çalışıyor ve dualarınızı zenginleştiriyorsunuz. Nitekim ölümün türlü türlü yüzü var, bazen hastalıkla, bazen kaza ile, bazen afetler ile çalıyor kapımızı… Ve her insan ölümle akraba olduğunun farkında ancak yolculuğun hangi yıl, hangi ay ve hangi saatte geleceği konusunda bir malumata sahip değil. Eğer insan öleceği vakti bilme gücüne sahip olsaydı gündelik hayatını normal seyrinde sürdüremez, hayatını bir denge üzerine kuramazdı. Rabbimizin bir lütfu olarak ölüm gizemli yolculuk olarak yer alıyor hayatımızda.

 

 

Toplum olarak maruz kaldığımız salgın hastalık bizlere, büyüklerimizin dualarında sık sık dile getirdikleri hayırlı ömür, hayırlı ölüm temennilerinin ne kadar yerinde olduğunu gösterdi. Ölüm, hastalık, afet hep vardı ama yakın tarihte her şeyin bu kadar iç içe olduğu yoğun bir süreçten geçmemiştik. Bir süredir hastanede Kovid tedavisi gören kayınvalidemin yoğun bakım ünitesinde geçirdiği çileli günleri, acıyı, çileyi, çaresizliği ve yalnızlığı düşündükçe kulaklarımda dedemin o ifadeleri yeniden yankılanıyor: “Allah hayırlı ölüm nasip etsin, elden ayaktan düşürmesin.”

 

Kayınvalidem hastane hikâyelerini pek sevmezdi ve tatsız haberlerin neşesini alıp götürdüğünü düşünür iyilikten, iyi şeylerden bahsedilmesini isterdi. Sabahları rutin görüşmelerimizde, “Kendi yağımızla kavrulup giderken, şu virüs nerden çıktı” der ve dua ederdi. Kendisi dokuz ay önce eşini ahirete yolcu etmişti ve hayatı ile bütünleşen müstakil evinde tek başına yaşıyordu. Dışarı pek çıkmadığı için bulaş riskinin daha az olacağını düşünmüştük ama bu dönem her şey alışılmışın dışında seyrediyor ve çaresizliğin dibine vuruyoruz.

 

Salgın hastalık sadece insanların bedenlerini hedef almıyor, onları yalnızlaştırıyor ve çaresizliğe maruz bırakıyor. Hastanızı ne görebiliyordunuz ne de durumu hakkında net bir bilgiye sahip olabiliyorsunuz. Nefes alıp verdiğini biliyorsunuz ama aranızdaki barikatları yıkıp geçemiyorsunuz.

 

Virüs hastanın yaşamsal fonksiyonlarını etki altına alıyor ve elin üstünde elin, gücün üstünde gücün olduğunu bütün hücrelerinizde hissedip duaya tutunuyorsunuz. Yoğun bakım birimlerinde insanların acılarına yalnızlık da eklenince dirençleri kırılıyor ve bitap düşüyorlar. Anneniz, babanız, arkadaşınız, kardeşiniz hastalığın getirdiği ıstıraplarla başa çıkmaya çalışırken siz onun acısını dindirecek hiçbir yol bulamıyorsunuz.

Google+ WhatsApp