Çocukluğu çalınan nesiller

Çocukluğu çalınan nesiller


Hatırlarsınız, geçtiğimiz hafta gündemde yoksullaştırılan insanların sorunları yer almaktaydı, kulaklarımızı kabartıp olaya dâhil olmaya çalıştık fakat sarf edilen ifadelerin samimiyeti konusunda bir türlü ikna olamadık. Nitekim eğer hakim sistem bizim için önemli olan, değerli olan bir hususu yılın bir gününe sığdırmış ve bir başlık altında sunmuşsa, biliriz ki, bu konuda algımız dönüştürülmek ve hassasiyetimiz zayıflatılmak isteniyordur. Nitekim görmekteyiz ki, 17 Ekim tarihi Dünya Yoksullukla Mücadele Günü olarak ilan edilmiş ve açlığa terk edilen insanların sorunları yılın bir gününde yapılacak birkaç dakikalık paylaşımlarla geçiştirilivermiş. Düşünün, bir şarkıcının aşk kaçamakları, yaptığı alışverişler, gittiği tatil mekânları her gün gündeme getirilirken, yoksulluk gibi ciddi bir sorun yılın bir gününde atılan birkaç mesajla savılıyor. Oysa yoksullaştırılan insanların sorunları hepimizi ilgilendiren bir durumdur ve her an, her dakika gündemimizde yer almalıdır.

 

Yoksulluğun ortadan kaldırılması elbette hepimizin temennisidir ama kemikleşmiş, kronik bir sorunu çözüme götürebilmek için evvela zulmü yayan hegamonik sistemin bileğinin kırılması ve adalet merkezli bir düzenin hâkim olması gerekir ki, Rabbim bu görevi Müslümanlara vermiştir. Davamız haktır diyen fertler yüklendikleri bu sorumluluğun farkına varıp, önce kendi hayatlarını imar etmeleri sonra da dualarını, niyetlerini, emeklerini, çabalarını birleştirerek zulmün kalelerini yıkmaları gerekir. Eğer bugün bu anlamda bir yol kat edemiyorsak bunun nedeni hayatlarımızda köklü bir değişime gidemeyip mevcut sistemin kokuşmuşluğuna dâhil olmamızdandır.

 

Dünyaya yön vermeye çalışan zorbalar bizim gafletimizden, duyarsızlığımızdan, suskunluğumuzdan cesaret alıp, şiddeti yaymaya çalıştılar ve yeryüzünün dengesini bozarak halkları yoksullaştırdılar. Yoksulluk bütün dengeleri alt üst etti ve insanlar günü kurtarmanın dışında bir şey düşünemez hale geldiler. Aile bireyleri temel ihtiyaçlarına ulaşabilmek için her şeyden vazgeçtiler ve ne erişkin, ne genç, ne de çocuk hayatını doğal seyrinde sürdürebildi. Çocukluğu çalınan yavrularımız oyunlara veda ettiler ve aileye ekmek parası götürebilmek için sonu görünmeyen bir yolculuğa çıktılar. Ve ötelerde büyük adamlar, büyük laflar edip ahkâm kesmeye devam ettiler ama kimse onların çalınan çocukluğuna değinmedi.

 

UNICEF raporlarına göre Kovid-19 salgınının etkileri nedeniyle yoksulluk orta sınıfa kadar ulaştı ve yoksul hanelerde yaşayan çocukların sayıları hızla artmaya başladı. Yoksulluğun vurduğu toplumlarda çocuklar aileye katkı sağlamak için ağır şartlarda çalışmaya zorlandılar ve cüzi paralar karşılığında çocukluğa veda ettiler. Bir yavrunun çocukluğunu elinden almanız demek onu hayata bağlayan saiklerden koparmanız demektir ki, çocuk için bu kopuş sanıldığı kadar kolay değildir.

 

Ait oldukları etnik yapı ya da yaşadıkları kültürel ortam ne olursa olsun çocukların güvenliği hepimizin sorumluluğu altındadır. Fakat ne acıdır ki çocukların masumiyetleri koparılırken bizler duanın dışında bir şey yapamıyoruz. Nitekim hatırlarsınız yakın tarihte savaşın öksüz ve yetim bıraktığı binlerce çocuk değersiz bir eşya gibi Avrupa ülkelerine götürüldü ve bu çocukların akıbetleri hakkında hiçbir bilgiye ulaşamadık.

 

Küresel kapitalist sistemin ektiği her şiddet önce çocukları etkiliyor ve onların yükü gittikçe ağırlaşıyor. Çocuklara reva görülen bu zorlu yolculuğun son bulması ve onların koparılan masumiyetlerinin iade edilmesi için hepimiz elimizi taşın altına sokmak zorundayız. Unutmayalım yoksulluk babadan oğla geçen bir sorun değildir ve erişkinlerin yaptıkları hataların bedeli çocuklara yüklenmemelidir. Çocuklar engin hayal güçleri ve ufuklara uzanan hayalleri ile bu dünyanın zenginleri arasında yer alırlar, yeter ki onların bu kazanımlarını ellerinden alıp yoksullaştırmayalım.

 

BİR SÖZ

“Bir inanın anavatanı çocukluğudur.”

(Doğan Cüceloğlu)

Google+ WhatsApp