Çizgiyi bozmayalım…

Çizgiyi bozmayalım…


ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, ‘Amerika’nın Türkiye’de 2016’da meydana gelen darbe girişimiyle hiçbir ilgisi yoktur ve yaşananları derhal kınadık. Türk yetkililerin aksi yöndeki iddiaları tamamen gerçek dışıdır’ açıklaması Türkiye’de garip bir refleksle karşılandı…

Hep birlikte, FETÖ’nün darbe girişiminin arkasında-aslında her yerinde var-ABD’nin olduğunu ispatlamaya giriştik.

Bundan şüphe mi var?

Neyi, ‘kime’ ispatlamaya çalışıyorsunuz?

Amerika her zaman olduğu gibi yalan söylüyor ve..

Böyle, suratlarına tükürür gibi söyleyeceksiniz; ‘Sadece 15 Temmuz’u değil, diğerlerini de, dünyadaki onlarcasını da siz yaptınız’!

Sorulması gereken; 15 Temmuz’dan bu yana resmi ağızlar, kamuoyu, medya tarafından sürekli ve alenen suçlanmasına rağmen, dahası, Türk-Amerikan ilişkilerinin önündeki en büyük ve aşılması en zor iki engelden biri olarak-ikincisi, malûm, terör koridoruna/PKK’ya verilen destek-sabitlendiği dönemde, ABD şimdiye kadar, “biz yapmadık” savunmasını ya yapmadı ya da “susmak kabullenmek olur” kabilinden resmi ağızlardan reddetti…

Peki şimdi neden göze sokacak kadar belirgin ton ve dilde, Dışişleri Bakanlığı’nın ağzından savunmaya geçiyor?

Bu açıklama, Biden’lı yeni yönetimin tüm ağızlarından üst üste Türkiye’ye yönelik saldırgan ve seri açıklamaların içine sıkıştırıldı…

İlk belirgin fark; “biz’ yapmadık” diyen ekibin, tam ‘onlar’ olmasıdır. Yani darbe girişimini planlayıp, deneyen, bunun için Fetullahçı terör örgütünü kullanan takımın ya da politik mirasçılarının şimdi görevde olmasıdır. ‘Biz’ odur.

Terörist başı Gülen’in ABD’de bulunması ve korunması darbe girişiminin ardında kimin bulunduğuna dair başlı başına delildir ama özellikle ‘bu takımın’ darbedeki rolünü anlamak istiyorsanız, “eğer FETÖ başarılı olsaydı bölgemizdeki siyasi coğrafya nasıl olurdu” sorusunu sorun. Şimdiye kadar terör koridoru çoktan kurulacaktı. Yani Türkiye bugün parçalanmış durumdaydı. İran, Irak ve Suriye’yi de katın. Bu dahi küçük resimdir.

Peki 15 Temmuz’da ve şimdi iktidarda olan ABD yönetimi kim?

Türkiye’nin en çok muhatap olacağı ‘takımı/hattı’ bir zincir olarak yazdık; “Önümüzde bir siyasi kadro var; Biden-Austin-Blinken-Sullivan-McGurk. ABD Başkanı, Dışişleri Bakanı, Savunma Bakanı (Pentagon), Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı ve Ortadoğu-Kuzey Afrika Masası’nın başı”…

Takım bu ise hangi taktiğin uygulanacağını anlamamamız mümkün mü?..

Açıklamanın sıkıştırıldığı yere, yumuşaktan serte, bir bakalım…

Hillary ve kızı Chelsea Clinton’un, ‘Kobani’deki (Ayn el Arab) YPG’li kadınların hikayesini anlatan bir televizyon dizisi yapacakları, bir hafta önce ABD fırkateyninin Boğaz’dan geçerken, ‘biz kırmızı ışıkta durmayız’ mesajı atması, ABD Dışişleri’nin, ‘Boğaziçi Üniversitesi’ndeki gösterilerde meydana gelen gözaltılardan endişeliyiz. Cinsel azınlıklara karşı nefret söylemini şiddetle kınıyoruz’ duyurusu, yine ABD Dışişleri’nin işte bu, “15 Temmuz’la ilgimiz yok” açıklaması, 1990’lı yıllarda Türkiye’ye yapılan kötülüklerde rolü bulunan Alan Makovsky’nin hem de ‘Amerika’nın Sesi’ üzerinden, ‘Ankara S-400’lerden şimdi vazgeçerse, Türk seçmen 2023’teki seçime kadar bunu unutabilir ama ekonomiyi unutmaz’ sözleri, ABD’nin BM Büyükelçisi’nin, ‘Rusya ve Türkiye, Libya’dan çıksın’ açıklaması, Pentagon’un, ‘Rusya’dan S-400 alımı, Türkiye’nin ABD ve NATO’yla bağlılıyla uyuşmuyor’ çıkışı, CENTCOM’un, PKK/YPG’yi Kobani için tebrik etmesi ve artık, yeni Bakan Blinken’in, ‘sözde müttefik’ saldırısını hiç saymıyorum…

Bu kadar da değil ama şuna dikkat etmek gerekiyor; sözler birbirinin tekrarı gibi, elbette not edilmeli ve dahi ediliyor ama iş ‘volume’de! ‘Yoğunluk ve dolgunluk’ diyelim…

Askerî terminolojiden metafor kurarsak, Ankara’dan bakıldığında Washington’daki her resmî binanın tepesinden ‘namlu ağzı alevi’ sayılıyor.

Takım’dan bahsediyorsak, taktikten de bahsetmeliyiz. Yeni Amerikan yönetiminin bu atakları üst üste, sağlı sollu yapmasının nedeni, savunmanızın dengesini bozmak istemesinden. Biden daha Türkiye konuşmadı. Taktik hakkında konuşmayacak. Stratejik sonuç için konuşacak. O ana kadar Türkiye’nin uygun kıvama getirilmesidir.

Bunu yaptıklarında iki şey söyleyecekler…

Bir, Türkiye’nin Rusya ve diğer ‘ABD düşmanlarına’ yaklaşacak adımlarını engellemek (S-400 dahil), iki, Türkiye’yi transatlantik ittifakına geniş ölçüde bağ(ım)lı tutmaya çalışmak. Ki, ‘Türkiye’ye karşı AB ve ABD’nin birlikte hareket etmesine yönelik her iki tarafın mutabık kaldığına ilişkin sayısız bilgi var. Nihayet, üç, terör örgütüne destek vermek ve nihai hedefi için onu sırtlamak…

Çok konuşacağız şimdi girmeyelim ama 2023’e giden süreçte Türkiye’nin dinamiklerini kaşımaya şimdiden başlayan, gözümüzün önünde yaşanan olaylar da yeni Amerikan iktidarıyla bağlantılıdır. Keza, kimi TV kanallarının yayın politikalarını buna göre düzenlemeleri, üniversitelerdeki kimi mide bulandırıcı adımlar, ekonomik hassasiyetlere özellikle yüklenilmesi vs. hep bunlardır. Benzer süreç Rusya’da da işletiliyor. Navalny odur. Navalny’nin Türkiye’deki karşılığı kim? Kim ‘serbest bırakılsın’ diye kıyamet kopartılıyorsa odur. Serbest bırakırsanız Navalny olur!

Sayın Süleyman Soylu’nun 15 Temmuz’un faili olarak ABD’yi gösteren açıklamalarını kısıtlayan Twitter veya diğer sosyal medya unsurlarının ABD iç politikasında nerede durduğuna baktığınızda da ‘biz yapmadık’daki ‘biz’in fotoğrafını görürsünüz…

Aynı twitter, MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli’nin ve ‘Diyarbakır Anneleri’nin hesaplarını da kısıtlamadı mı?

Hâlâ devam ediyorlar yapmaya.

Hülasa..

Defans çizginizi bozmayacaksınız…

Google+ WhatsApp