Çin, Türkiye’yi neden ısırdı?..

Çin, Türkiye’yi neden ısırdı?..


Hiç kuşkusuz son 72 saat içindeki en dikkat çekici gelişmelerden biri, Çin’in Suriye’deki Türk varlığına ilişkin açıklamasıydı...

 

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi olan Çin’in bu platformda kurduğu cümleler, uzun bir ülkeler listesindeki ilişkileri gözden geçirmeyi zorunlu kılıyor...

 

“Türkiye, yasadışı işgal ettiği Suriye’nin kuzeydoğu bölgesindeki Alouk Barajı›ndan bölgeye sağlanan suyu defalarca kesti. Yüzbinlerce sivilin susuz kalmasına neden oldu. Çin, Türkiye’yi uluslararası insanî hukuk da dahil olmak üzere uluslararası hukuka uymaya, sivilleri korumaya, altyapı operasyonlarını sürdürmeye ve BM’in insanî yardım erişimini garanti etmeye çağırıyor. Suriye’deki işgalci Türkiye’yi uluslararası hukuka uymaya çağırıyoruz”...

 

Böylece, Türkiye’nin Suriye’deki varlığından rahatsız ülkeler kümesine bir süper güç daha katılmış oluyor…

 

Çin’in Suriye’deki varlığı sürpriz değil. Biliniyor. Buna ilişkin tespitler bu köşede de, ‘sınırımızda üç süper güç’ tespiti altında sık paylaşıldı. Ancak, Türkiye tarafından gerekli cevap verilmiş olsa da, ‘yeni bir durum’la karşı karşıyayız...

 

***

 

Doğal akış, ikinci bir tespiti görmemizi de zorunlu kılıyor; Çin çıkışı, Rusya’dan bağımsız ve izinsiz olamaz. Yani Pekin ve Moskova’nın el-ele vererek yaptığı bir çıkıştan bahsediyoruz. Rusya’nın Çin’i, Ortadoğu’nun en derin noktalarından birinde vaziyet almaya teşvik etmesi, sonradan pişmanlıklara vesile olacak mı, izleyeceğiz ama.. Nihayetinde Çin, bir ülkeler grubu ile paralellik kurmuş durumda; ABD, Şam yönetimi, Rusya, İran, Çin, İsrail, BAE, Mısır’ın-başkaları da eklenebilir-Türkiye’nin güney sınırını aşan varlığından rahatsızlıkları dolgunlaşmış oluyor...

 

Bunu ‘kusursuz fırtına’ olarak tarif etmek iddialı olabilir. Aralarında konjonktürel ittifak gözlemlense de, sonunda kendi aralarında da bir hesaplaşma/ayrışma önünde sonunda yaşanacak. Ancak ‘zaman’ Ankara’nın bu sabrı göstermesinin önünü kesiyor ‘bir şey’ yapılması ihtiyacını yükseltiyor...

 

***

 

Çin’in kafasını uzattığı yerlere Afganistan’dan başlayarak göz atıldığında, Taliban’la ilişkilerinin-tanısın, tanımasın-Pekin’de ağırlaması, açık destek beyanları, devamla Pakistan’la özel ilişkisi, İran’ı çoktan maddi-manevi koruma altına alması, aynı çizginin Akdeniz’e uzandığı Suriye’ye dokunmuş olması, en azından bu süreçte, Rusya ve Çin’in, ‘asla anlaşamazlar’ kabulünü de aştığını gösteriyor. ‘Stratejik ittifak’ diyemeyiz ama ‘uyum/senkronizasyon’ açık ve mayınlara karşı birbirlerini uyardıkları/kolladıkları ortada…

 

Ve elbette bölgedeki Amerikan boyutunu iyice geçirgen hale getiriyor. Doğal olarak Çin’in Suriye söylemi, ABD’yi de vuruyor. Yani biraz ‘kızım sana söylüyorum gelinim sen işit’ durumu var.

 

Amerika’nın, Kafkasya-Orta/Batı Asya coğrafyasından iteklenme haliyle uyumlu bir gelişme bu. Son olarak Moskova, Afganistan’ın komşuları başta olmak üzere Orta Asya’daki ülkelere ‘ABD’ye üs vermeme konusunda’ çağrıda bulundu. Daha doğrusu ‘uyardı’.

 

Şimdi Suriye’ye kadar ulaşmış bir baskının ABD’nin ‘NATO müttefikini’ de kapsayacak şekilde irileştiğini görüyoruz. Buradan, Ankara-Washington yakınlaşması çıkar türünden beklenti gerçekçi olmaz. Tersine, kısa vadede güney sınırımızdaki düğüm daha körleşir, çözülmesi için kılıç gerekebilir...

 

***

 

İran’ın yükselen rolündeki yeni repliklere de daha çok kulak kabartmalıyız. Suriye’deki varlığından rahatsız olan Rusya da Tahran’a daha şefkatli davranıyor. Irak’taki mevcudiyeti zaten ortada.

 

Çin, Suriye özelinde ABD’ye ‘selam gönderirken’, bunun İsrail’i ilgilendirmemesi düşünülemez. Böylece denkleme, Tel Aviv’in Rusya ve Çin’le ilişkileri de ilave edilmiş oluyor.

 

İsrail Başbakanı Bennett’in taze Soçi ziyaretinden, Suriye özelinde uzlaşının çıktığı anlaşılmıştı. Peki, ‘Çin bu konuda ne düşünüyor’? Bahsettiğimiz uyumu baz alırsak, ilk akla gelen; İran’ı koruma refleksi ile Suriye’de İsrail’le anlaşamayacağı kestirmesi gerçekçi olmaz.

 

Belki bu konuda, İran-Azerbaycan ilişkililerinin yaşadığı stres ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bakü ziyaretinde Sayın Aliyev ile ne konuştuklarını merak etmek gerekebilir! Hatta 4 gündür tüm dünyanın merak ettiği, İsrail Savunma Bakanı Gantz’ın gizemli ziyaretinin adresi de ipucu taşıyabilir.

 

(Bu satırlar yazılırken henüz belli olmamıştı.)

 

***

 

Pekin’in Akdeniz’deki varlığı da sır değil. Yunanistan ve İsrail limanlarındaki pozisyonu, nadir de olsa yaptığı deniz tatbikatları hatırlanabilir. Yine de bu seviyede sesini yükseltmesi, Ortadoğu’da jeopolitik bir oyuncu olarak ortaya çıkmasına sebep olabilir mi?

 

Erken. Çünkü ilerleyişini askeri olarak destekleyemez ve muhtemelen şu aşamada desteklemek de istemez. Tıpkı, ABD’nin Rusya’ya Avrupa sınırlarında-Dedeağaç dahil-baskı yaparak Moskova’nın Pasifik veya Ortadoğu’da dengesini bozmak istemesi gibi, ABD’nin Pasifik’teki adımlarını ağırlaştırmak adına bölgeye kama sokmuş olabilir.

 

Şu sıralar iri ülkelerin bölgedeki girişimleri masa devirmekten çok, ‘stratejik menfaat sınırlarını’ koruma noktasında. Son ay içinde Hindistan, Çin, ABD’den duyulan nükleer deneme sayısındaki artışlar da bununla ilgili.

 

Türkiye’ye gelince…

 

Çin söylemini ciddiye alalım ki, fiziken yaklaştığımız farklı coğrafyalara da mesaj var mı bilelim.

 

Öte yandan..

 

Suriye’de bu kadar dar alandan ‘ileri’ top çıkarmak, diplomatik inceliklerle kapalı savunmaları aşmak zorlaşıyor. Daha ‘kalın’ adımlar beklentisi yükseliyor. Suriye harekâtı olasılıklardan ilki…

Google+ WhatsApp