Cevapsız kalan sorular

Cevapsız kalan sorular


İki fakülte bitirmiş bir cani tarafından katledilen Azra Gülendam Haytaoğlu’nun babası telefonla katıldığı programda, “Kızımın suçu neydi, öpmeye kıyamadığım çocuğumu katil ne hale getirmiş, eğer onun evladı benim yanımda olsaydı başını okşardım” diyor ve hıçkırıklara boğuluyor. Babayı dinlerken suçlu bir çocuk gibi başımızı eğiyor ve acıyı bütün benliğimizde hissediyoruz, zira katledilen canlar sadece baba evini değil hepimizi yakıyor ve cevabına bir türlü ulaşamayan o soruları tekrar tekrar soruyoruz: Neden? Niçin? Nasıl olur? Fakat ne yazık ki bu sorular hep cevapsız kalıyor ve katil çok geçmeden sokaklarımızda yine tehlike saçmaya devam ediyor.

 

Katillerin ürettiği şiddet ve nefret o kadar yayıldı ki, artık neyin yasını tutacağımızı, neyi koruma altına alacağımızı düşünemez hale geldik. Bir yandan üzerimize boca edilen salgın hastalık ve küle dönüşen ormanlar, telef olan hayvanlar ve geçimlik ürünlerimiz diğer yandan katledilen çocuklar ve kadınlar… Başımızı kaldırıp zihnimizi meşgul eden o soruyu tekrar soruyoruz fakat beklediğimiz cevaba bir türlü ulaşamıyoruz: Neden? İnsanlık tarihinde en çok sorulan bu sorunun ne yazık ki cevabı yok, bunu bilmek acımızı daha da büyütüyor.

 

Kendimizi güvende hissedebilmek için vahşi hayvanlara, doğal afetlere karşı çitler ördük, karıncayı dahi ürkütecek önlemler aldık ancak insanın ürettiği ve bütün atmosfere yaydığı kötülük karşısında direncimizi kaybettik ve kötü adamlar güçlenirken, bizler iyilikte yol kat edip onların önüne geçemedik.

 

Katiller aşılmaz dağların ardında, gök kubbenin ötesinde değiller, katiller her yerdeler, kimileri kıtalar ötesinden, kimileri kutuplardan, kimileri Asya’dan, kimileri Avrupa’dan hareket ediyor ve hain tuzaklar peşinde koşuyorlar. Katilin tatili yok, katil gece gündüz çalışıyor ve nitekim bizler alevler altında kalan ormanlarımızı kurtarmaya çalışırken yerli katiller iş başındaydı ve 5 günde beş kadın katledildi.

 

Edinilen bilgilere göre Azra Haytaoğlu iki diploma sahibi olan katille kafede tanışıyor, onun evine gidiyor, burada tacize maruz kalıyor ve vahşi bir şekilde katlediliyor. Genç kızın yabancı bir erkeğin evinde kalmasını ve bu eylemini hangi gerekçeye ve hangi kültürel yapıya dayandırdığını ayrıca tartışabilirsiniz ancak burada üzerinde durduğumuz asıl sorun katillerin hiçbir renk vermeden sokaklarımızda kol gezmesidir. Çocuklarımızın güvenliğini tehdit eden bu canilere karşı acil önlemler alınmalıdır.

 

Düşünün bugün burada okumuş mürekkep yalamış ve iki diploma sahibi olmuş bir katilin kirli icraatlarını konuşuyoruz. Demek ki okullarda öğretilen bilgi hikmetle ve ahlaki değerlerle buluşmadığı sürece tek başına fertleri hakkaniyetli ve erdemli kılamıyor. Demek ki, çocuklarımızın sadece mesleki eğitim almaları insanlaşmaları için yeterli olmuyor. Nitekim bugün mazlum halkları katleden, büyük işgallere, telafisi mümkün olamayacak kötülüklere imza atan katiller tahsil hayatlarını dünyanın en gözde üniversitelerinde sürdürmüş ancak sahip oldukları bu imkânları şerre çevirerek binlerce insanı katletmişlerdir.

 

Ülkemde yaşanan kadın cinayetlerine değindiğimde ya da şiddet mağduru kadınların sorunlarını dile getirdiğimde nedense bazı kardeşlerimiz arayıp kadınları kayırdığımı ifade ediyor ve bu sorunu gündeme getirmemden fazlasıyla rahatsızlık duyuyorlar. Kardeşim zulme uğrayan kişi erkekse ben onun yanında olurum, çocukça onun safında yer alırım, ben şahıslara değil zulme dikkat çekiyorum ve siz kabul etmeseniz de ne yazık ki toplumumuzda kadın cinayetleri diye bir söylem oluştu ve mağdurlar kervanına katılan kadınlar gittikçe artmaya başladı. Hak ne sadece kadın içindir ne de erkek içindir, hak bütün insanlar ve bütün canlılar içindir ve korunmalıdır.

 

Kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin devam etmesinde ebeveynlerin erkek çocuklara atfettikleri çarpık bakış açısının büyük etkisi var. Oysa soyun devamını sürdürecek olan çocuğun cinsiyeti değil, çocuğa kazandırılan hakkaniyet, merhamet ve vicdani hassasiyet duygusudur ki, anne-babanın birincil görevi çocuklarını bu değerlerle buluşturmak olmalıdır.

 

Cehaletten beslenen fertlerin erkek çocuklarına pompaladıkları kaba kuvvet ne yazık ki onların adalet duygularını köreltiyor ve şiddete meyyal hale getiriyor. Kaba kuvveti güç olarak algılayan ve erkektir ne yapsa hakkıdır telkinleri ile büyütülen erkek çocuklar geleceğin katilleri olarak hazırlanıyorlar.

 

Peki, ne yapılabilir? Şiddet ve cinayetlerin sonlandırılabilmesi için elbette hukuki yaptırımlar büyük önem taşıyor ancak kalıcı bir çözüme ulaşabilmek için katilin zihnini şekillendiren ailenin, cehaletten beslenen töre ve geleneklerin, kaba kuvveti güç olarak aktaran dış çevrenin değişmesi ve nesilleri sevgi ile besleyecek bir ortamın oluşturulması gerekir. Peki, bu mümkün mü? Elbette mümkün ancak kökleri asırlara dayanan cehalet kırıntılarını, zihinlere işlenen şiddet algısını ve körleşen donuklaşan vicdanları sevgi ile buluşturmak hem meşakkatli bir iştir hem de uzun yıllar alacaktır. Ancak ilk adımı doğru atmak, gömleğin ilk düğmesini doğru iliklemek gerekir aksi takdirde dillendirilen çözüm önerileri ve yapılan çalışmalar bugün olduğu gibi hiçbir şeyi değiştirmeyecektir.

Google+ WhatsApp