Çarklar Türkiye’ye dönüyor…

Çarklar Türkiye’ye dönüyor…


Ortadoğu’da yaşanan ‘sıra dışı’ hareketliliğin henüz ‘ne olduğu’ anlaşılmaya çalışıldığı için, ‘nereye varacağı’ konusunda kestirmeler getirmekte herkes utangaç davranıyor. Neyse ki, ‘olaylar listesi ve nedenleri’ konusunda asgari müşterek tutturuldu ve değişen dinamiklere farkındalığı teşvik eden yazıları daha ileri götürebileceğiz… (Liste için, ‘Jenga’, 04/12.)

 

Taze maddeler ekleyerek devam edelim…

 

İlk duyulduğu haliyle ‘altılı’, sonrasında ‘3+3’ ismiyle ifade edilen, Azerbaycan-Ermenistan savaşının çıktılarından sayılan, Türkiye-Rusya-Azerbaycan-İran-Ermenistan-Gürcistan ‘kümesi/seti’ her gündeme geldiğinde, ‘iyi niyetli ama romantik bir teşebbüs’ olarak karşılanıyor…

 

Söz konusu coğrafyanın tecrübeleri anımsandığında bu yaklaşıma hak vermemek zor. ‘Takıldıkları’ yeri anlayabiliyoruz. Ama ‘kalmak’ başka…

 

Sonuçta süreç ilerliyor; Rusya, Türkiye ve Azerbaycan’ın açık desteğine sahip. Anlaşılıyor ki, artık İran’ın da. Bölgenin en büyük güçlerinin iteklediği bir çark dönüyor. Yavaş, dişlileri eksik, türlü bozma girişimlerine hatta iç şüphelere açık.. Ama dönüyor…

 

Nitekim platformun ilk toplantısı dün Moskova’da, Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan, Rusya ve İran’ın dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapıldı. Gürcistan katılamadı. Nedenlerini biliyoruz. Ama Ankara ve zaman onu da ikna edebilir.

 

Zemin ideal formuna ulaştığında, nasıl bir tablonun ortaya çıkacağını hayal ederek takip etmek gerekiyor…

 

***

 

Kısa süre önce Tahran yönetimi, ‘Azerbaycan’la aralarındaki yanlış anlamaları düzelttiklerini’ ve ‘artık her şeyin yolunda’ olduğunu Dışişleri Bakanı’nın ağzından açıklamıştı. Sürece bunun da katkısı olduğunu söylemek gerekiyor.

 

Ortadoğu’da son 10 gün içinde yaşanan gelişmelere bunu da ekleyebiliriz ve üzerine de, perşembe günü İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptığı telefon görüşmesinin ardından dillendirdiği, “Yakında Tahran’da ortak bir zirve düzenleyeceğiz. Bununla birlikte, Türkiye ile iş birliğimiz yeni bir aşamaya girecek” sözlerini koyabiliriz…

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan da, özellikle ‘ekonomi ve güvenlik’ alanlarını işaretleyerek Tahran’a yapacağı ziyarette, ‘Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açılacağını’ dile getirdi. Kuşkusuz ‘aşama ve sayfa’ların içinde işte bu ‘sıra dışı bölge olayları’ da var…

 

***

 

İki gelişme daha mevcut…

 

Bir, Bağdat yönetiminin yine perşembe günü yaptığı ve Irak Ulusal Güvenlik Müsteşarı’nın ağzından duyurduğu, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerine bağlı muharip kuvvetlerin Irak’taki görevinin sona erdiği ve çekildiği bilgisi. Tabii kimse, ’20 yıllık hesabı ödemeden nereye’ demiyor ayrı konu.

 

Bu da süreci besleyen bir gelişme. Suriye, İran, İsrail, Körfez siyasetini, elbette Türkiye’nin bölge politikalarını etkileyecek.

 

İki, İsrail meselesi. Bölgedeki gelişmelerin Tel Aviv’i huzursuz ettiğini yazmıştık. Özellikle BAE’nin, Türkiye ve İran’a gösterdiği ‘hızlı’ ilgi rahatsızlığını artırıyor ve ülke medyasında yoğun biçimde görmek mümkün. Zaten, İsrail Dışişleri Bakanı Lapid’in gündemde yokken koşarak Kahire’ye gitmesi de, bir tür ‘yoklama’ olarak okunmalı!

 

Aynı darlanma ABD ile ilişkilerinde de mevcut…

 

İsrail Savunma Bakanı Gantz’ı karşılamaya hazırlanırken CIA Direktörü’nün çıkıp, “İran’ın nükleer silah elde etmek için çalıştığına dair herhangi bir kanıt görmedik” demesi, ülkenin ayarlarını iyice bozuyor. (Sorarsanız, bağlantıyı delillendiremediğimiz için uygun yere koyamıyoruz ama İsrail Savunma Bakanı’nın evine kadar giren İran ajanları meselesi de Tahran’ın tek başına yapabileceği bir şey gibi durmuyor. ‘Komplo teorisi’ bölümünde pişsin şimdilik.)

 

Yukarıdaki denge arayışlarını buna eklediğinizde, İsrail’in kendini paralarcasına kurmaya çalıştığı bölge ittifaklarının menteşeleri de gıcırdamaya başlıyor.

 

Ankara’dan dikkatle okunması gereken cümleler de bu anda kuruluyor; “BAE ile yürüttüğümüz gibi bir süreç, İsrail’le ilgili de niye olmasın? Geçmişte benim İsrail’le görüşmelerim oldu. Fakat İsrail’in bu noktada, bölgede Filistin politikası üzerine daha hassas davranması gerekir. Kudüs üzerinde, Mescid-i Aksa üzerinde hassas davranması gerekir. Buradaki hassasiyetleri gördüğümüz anda biz de elimizden geleni yaparız. Karşılıklı büyükelçileri görevlendiririz. Biz de İsrail’in hassasiyetlerini biliyoruz. Dolayısıyla bu hassasiyetlerden hareketle işi çözeriz”…

 

Ankara’nın, Tahran ve Tel Aviv’le ilişkileri Türk kamuoyunun da hassasiyetle baktığı konular. Her zaman da öyle oldu. Dünya şartlarının bölgeye getirdiği olasılıklar toptan mı ülke bazında mı değerlendirilmeli?

 

O şartlar BAE’yi Ankara’ya getirdi. İran’ı ve İsrail’i de getirdi mi?..

 

***

 

Bu kitabın ortası! Sol sayfasında Hint-Pasifik, sağ sayfasında Avrupa-Rusya duruyor…

 

Eski Sovyet sınırlarının merkezinde bulunan Ukrayna üzerinden gelişen ABD-Rusya hesaplaşması, Avrupa’yı da ‘kucaklayarak’, diğer iki parçayla birleşecek.

 

Putin-Biden zirvesinin sonuçları için, Rusya’nın masadan avantajlı kalktığı söyleniyor. Rus ordusunun Ukrayna’ya yürümesi halinde ‘ekonomik tedbirlerle’ cevap verileceğinin ilanı, ‘Amerika öyle demeyeydi iyiydi’ diye okunuyor…

 

Joe Biden’ın Ukrayna yönetimine Donbass’a kısmi özerklik verilmesi için baskı yapacağı ihtimali ise Batı bloku içinde bu kadarcık şakaya dahi gelmeyecek bir konu. Hele bir de Rusya’yla NATO’nun doğuya ilerlemeyeceğine ilişkin garanti içeren anlaşma imzalanırsa.. Batı’nın bile Batıcılığı batabilir…

Google+ WhatsApp